Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
348
 

Anadilde inanç...

Anadilde inanç...
 

Kendini çirkin hisseden genç kıza, başarısız hisseden adama, yetersiz bir anne olduğunu düşünen kadına gibi örneklemeler çoğaltılabilir her konuda, bilinç düzeyinde tüm bu olumsuzlukların olumluya çevrilmesi için en az yirmi bir günlük bir terapi önerilir.

“Ben güzelim”, “Ben başarılıyım”, “Ben yeterli bir anneyim” tarzında.

Bilinç ancak yirmi bir gün sonra bunu kabul etmeye başlar.

Önce inanmayarak söyler inansan, sonra yavaş yavaş neden olmasın demeye başlar ve en sonunda da bilinç olumsuz değil de olumlu taraflarını görmeye başlar.

Sonuç itibari ile bilinçtedir asıl mesele!
….

Dil eğitimi alırken üniversitede, o zaman için çok gereksiz bulduğumuz dersler vardı, bunlardan birindeydi dil eğitiminin alınma aşamaları ve anadil ile karşılaştırmaları, bilincin ne aşamada yabancı bir dili kabul ettiği…

Anadil direkt bilinç ile ilişkilidir.

Yabancı dilin bilinç düzeyinde algılanması ise çok emek ve o ülkede bulunmayı, o dil ile iç sesimizle konuşmayı gerektirir.

İstediğiniz kadar çalışın, ezberleyin, anlayın, anlatın… Fark etmez, hayallerinizi kurduğunuz, kendi kendinize olan kavga ya da övgülerinizdeki dildir, bilinç diliniz.

“Bilingual” denir anadilinin yanı sıra bir başka dili de anadili gibi konuşanlara, örneğin Türk’sünüz ve Almanya’da doğdunuz, evde hem Türkçe hem de Almanca konuşularak büyüdünüz ve her iki diliniz anadiliniz gibi oldu, hangi dilde hayal kurarlar sizce?

….

Fatiha okuyorum rahmetli kardeşime, babama ve yaş kemale erdiğinden dolayı bir sürü uğurladıklarıma, ne dediğimi inanın bilmiyorum!

Mealini okuyabilirim elbette, ama… Bilinç düzeyim bunu kabul eder mi?

Sevgi diyor Kuran, işin başı!

Sev diyor!

Sevdiğini korur insan, koru demesine ne gerek var?

Onu da söylüyor, hani, yeterince anlaşılsın diye!

….

Dualarını okuyor bazı insanlar, namazlarını da kılıyorlar, kapı aralığında dedikodu da yapıyorlar…

Fitre veriyorlar kardeşler birbirlerine, ben sana verdim sen de bana, yerine getirdik icabeti diye rahat rahat uyuyorlar…

Kurban kesiyorlar, kemikler komşulara, etler dondurucuya, ama olsun, huzurları yerinde, ah bir de hava atmasalar, bunu da cahilliklerine vereceğim ama…

…..

Bir çocuk düşünün, anadilinde “sev” diyor inancı, say diyor, emeğe değer ver, otu sev, hayvanı sev, insanı sev…

Bir çocuk düşünün, ezberlemiş bir şeyler, ezberler sev diyor ama çocuk bunu bilmiyor!

O, ezberini becerdi diye seviniyor!

…..

Bir adam deli sıcakta evinde oflayıp pufluyor, bu arada havlayan bir köpeğe bağırıyor, kaç kişi bağrıştan rahatsız oluyor…

İnsan oflar puflar da, bu köpek nasıl tepkisini koyar, düşünemiyor, hoşgörü gösteremiyor, ama, Allah bilir tüm duaları ezbere biliyor!

......

Sevgim, saygım sonsuzdur diyor bazı kişiler bangır bangır hakaretler arasında, sevgili sayın bilmem kim diyorlar yerden yere vurma aralarında…

Bir kaşık su bile fazla gelirken boğmaya, sevgiden söz ediyorlar!

……

Kimse de ciddiye almıyor zaten söylemler öncesi bu tür hitapları!

Oysa, o kadar ucuzladı mı?

Bu nedenle midir, sevgilinin sevgiliyi aldatması, söylenilen hiçbir şeye inanılmaması!

Her alanda, maalesef!...

……

Kedilerin kuyrukları daha mı az kesilirdi eğer anadilinde çocukluğundan beri duysaydı sevgiyi, canlının önemini, evrenin dengesini…

Ezber surelerde kim bilir ne öneriler heba olup gitti böylece…

Mealini oku demeyin sakın, ne yedi yaşındaki bir çocuk becerir Arapça okuduğu duanın Türkçe karşılığının bilincine yansımasını, ne otuzundaki anne babası, ne yetmişindeki dedesi!

.…..

Yoksa ne diye korksundu ki bunca zaman insanlar “Seviyorum” dan!

Kan çıkar vallaha, aman gözünüzü seveyim dikkat! Bu memlekette, Allah adına!

……

Anadilimizde dua etseydik, sevgiyi yalnızca iki cins arasındaki duygular olarak anlamasaydık, evrenin düzenini, işleyişini, her bir canlının evrende var olma nedenini bilseydik, örneğin kuşları öldürmeseydik ki keneleri yeselerdi, öldürülen kuşlardan dolayı çoğalan keneler insanlara musallat olmasaydı, musallat olmasalardı da bunca insan telef olmasaydı, mesela…

Anadilimizde dua etseydik de, yargılamamayı öğrenseydik!

Yargılama insanları, kimin ne duruma geleceği belli değildir, öğrenmen için yargıladığının durumuna düşersin diye öğrenseydik vakti zamanında!

Kim bilir, bu kadar bedel ödemezdik!

……

Gelişime ayak uydur diyor Kuran, yenile kendini!
Zamana uydur diyor!
Ne de güzel söylüyor!...

Kim dinliyor?

Dinleyenler kafir, dinlemeyenler Müslüman!

……

Ah anadil, ah bilinç, yaratanın belli, anlayan ya da anlamayan ne ise ve demişsin ki zaten aramızdadır tüm mesele, sorgusu, havası bahane, sen ve ben varız en nihayetinde!

Aramızdadır tüm iletişimimiz, başka bir aracıya ne gerek var!

Hatta, sakın ola ki koyma araya bir aracı, bunun bir de sorgu günü var!

Kim kimi kandırır, kim kendini, kim beni…

…….

Sevgili Atatürk anlamıştı bence bu durumu, o nedenledir ki ezan Türkçe okunmalı diye ısrar etmişti, keşke devam etseymiş, keşke bu muhteşem kitap anadil olarak bilincimize işlenseymiş!

Keşke, Kuran’ı anlayabilseydik bilinç düzeyimizde ve uygulayabilseydik!

Sev diyor, say diyor, yargılama diyor, kimse kimseden üstün değildir diyor, her türde gücün var ama doğru kullan diyor!

Hesabımız aramızda, kimseyi aracı etme diyor!

…….

Ben böyle anladım!

Günahı vebali benimdir!

Bu da zaten Allah ile aramızda bir meseledir!...


Gülgün Karaoğlu
Mayıs,22/08

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1306
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster