Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
552
 

Anadili yasağı ve Uygur

Anadili yasağı ve Uygur
 

"İnsanın anadilini öğrenmesi kültür edinmesinden başka bir şey değildir." Nermi Uygur


Anadili, her insan yavrusuna varolanlar evreninin kapısını açan bir anahtardır. Her çocuk bu anahtarı kullandıkça tanır ve anlamlandırır kendinden başlayarak evreni…

Anadili konuşma yasağı ise “ötekileştirileni” tahakküm altına alma ve tabî kılma isteğinin dışsallaştırılmasıdır. Egemen ya da kurucu bir etnik unsur temelinde, siyasal ve ideolojik olarak “ulus” inşa etmeye yönelik her uygulamanın vazgeçilmezidir bu.

İnşa edilen her şey gibi, “ulus” da dışsal ya da içsel etkenler ve gelişmelerle tasfiye edilebilir. Ortadan kalkabilir. Değişip dönüşebilir. Ancak hiçbir egemen güç, ulus-devlet döneminin öğrenilmişlikten alışkanlığa dönüşüp içselleşen refleksiyle, bu değişime ve tasfiyeye izin vermek istemez. Kendi varlık koşullarının yok olmasına seyirci kalmaz. Doğruluğuna ve yanlışlığına bakmaksızın, varlık koşullarını savunma tedbirlerini almaya yönelir.

Oysa bu, aynı zamanda, tehdit olarak görülüp “ötekileştirilene” ve onun varoluşuna karşı yöneltilen bir saldırıdır da. Her toplumun çokkültürlü oluşu gerçekliğinin hakikâtini paranteze alıp onu tektipleştirme girişimidir.

Ulus-devletlerin ortaya çıkışından bugüne uygulanmasına rağmen, egemenleri nihai başarıya ulaştırmayan tektipleştirme politikaları, son zamanlarda, Avrupa’nın bazı ülkelerinde yeniden sahneye konulmaktadır. Avrupa’da, özellikle toplumun nüfus yapısında ve bileşiminde görmezden gelinemeyecek düzeyde değişimin yaşandığı ülkelerden ikisi bu politik girişimin başını çekmektedir. Bunlardan birisi Almanya’dır. Diğeri ise Hollanda... Her iki ülkede de toplum çokkültürlü ve çokdillidir. Gerçekliğin bu hakikâtine rağmen, hem Almanya’da hem de Hollanda’da, okullarda anadilinde konuşma yasağı getirilmiştir çocuklara. Artık bu ülkelerde, farklı etnik kökene sahip çocuklar, kendi anadillerini konuşamayacaklardır okullarda. Yani Türkçe yasaktır; Kürtçe yasaktır... Elbette diğerleri de...

Ancak ne Türkçe’nin ne de Kürtçe’nin okullarda yasaklanmasına karşı kayda değer bir tepkinin esamesi yok görünürde. Hangi etnik kökenden olursa olsun “milliyetçilik”te üzerine toz kondurtmayanlardan, “insan hakları” hassasiyetine sarılanlara dek ne bir ses var ne bir nefes... Aksine, sükutu ikrar ile tam bir riya hali hükmünü sürdüren... Tıpkı anadilinde konuşma yasağı kararı alan Almanya ve Hollanda egemenlerinin tutumu gibi...

Oysa bu yasaktan yirmi üç yıl öncesi de vardı. Kürt çocukların anadillerinde konuşmaları yasaktı hala. Aziz Nesin, “Bulgaristan’da Türk, Türkiye’de Kürt Yoktur” diye yazmamıştı daha. Önce Almanya’da, ardından Hollanda’daki okullarda, çocuklara anadillerinde konuşma yasağı da getirilmemişti daha. Açıkça telaffuz edilen bir yasak yoktu Avrupa’da anadile ilişkin.

Yirmi üç yıl önce Almanya’da, tarih 1983’ü gösterirken, Würzburg Üniversitesi’nin konferans salonunda bir “Türk Felsefeci” konuşuyordu kürsüden. “Dil, Kültür ve Eğitim : Çağdaş Batı Avrupa’daki Çokkültürlülük Üzerinde Bir Derinleşme”1 başlıklı tebliğini sunuyordu O. Tartışmalı bir konferanstı bu, Avrupa’nın diğer ülkelerinden de katılımcıların yer aldığı...

O, kendine özgü düşünüş ve söyleyiş biçimiyle, “İnsanın anadilini öğrenmesi, kültür edinmesinden başka bir şey değildir” diyerek sesleniyordu, konferans salonundaki katılımcılara. Benimsediği fenomenolojik ve betimsel yöntemiyle aktardığı gözlemlerinin üzerine bina ediyordu, gerçekliğin şu hakikâtini : Tekdilli tekkültür yok Avrupa’da. “Tek kültür, tek dil” çığlığı çağdaş Avrupa’nın geleneğine aykırı düşer.

Ne var ki hakikât, o gün de bu gün de, kendi ülkesinde bile, egemenlerin çıkarlarına denk düştüğü oranda değerliydi. “Tek kültür, tek dil” çığlıklarının da duyulduğu Avrupa bundan arî olabilir miydi ki... Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Avrupa’da da bazen iktidarlar, bazen farklı iktidar odakları, gerçekliğin hakikâtini de kimi hakları da, kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece savunurlardı. Ve bu, tüm devletlerin, dahası açık ya da gizli, hükmü meri olan tüm resmi ideolojilerin, karakteristik özelliğiydi. Keza iktidar mücadelesi yürütenlerinin de...

Bir felsefeci için ise, gerçekliğin hakikâti değerine haiz algılanan ve telaffuz edilen her bilgi değer üretir. Etik ya da estetik boyutuyla davranışa dönüşmesi gereken.

İşte O da, önerileriyle buna uygun bir davranış sergiliyordu o gün. Günümüzde eğitimin çokkültürlü, çokdilli olması gerektiğini belirtip, “Çokkültürlü eğitimbilim o saygıdeğer tekkültürlü eğitimbilimin yerini almalıdır” diyordu. O’na göre, “anadil sorunu yeni eğitimbilimde ilk yeri işgal” etmesi gereken bir öneme sahipti. Çünkü “Hiçbir kültür gücü, önemce, insanın anadilini öğrenmesiyle, anadilde gelişip serpilmesiyle, anadille gelişmesiyle aynı düzeye konamaz”dı.

O’nun günümüzde anadilsiz eğitimi düşünmediği koşullarda, şimdi okullarda anadillerinde konuşmaları bile yasak çocukların. O, kendi ülkesinde Kürt çocuklara uygulanan anadil yasağına tanıklık etmişti. Ama bugünkü anadil yasağını göremedi. Çünkü O bir yıl önce, Şubat’ın son günlerinde ayrıldı aramızdan. O’nun adı Nermi Uygur’du.

Çokkültürlülüğün gereklerinin, anadil başta olmak üzere eğitimde uygulanması gerektiğini savunan ve çokkültürcü bir tutum sergileyen Nermi Uygur’u anmak yetmez. Keza anadili yasaklarını kınamak da yetmez. Her bir insan, düşünmeli ve düşündürtmeli çocuklara : Anadillerinden ne ister egemenler çocukların? Neden yasaklarlar anadillerinde konuşmalarını ve eğitim yapmalarını? Düşünün ve unutmayın Nermi Amcanızı çocuklar!... Şubat 2006

Atalay GİRGİN

1 Nermi Uygur, Kültür Kuramı içinde, Yapı Kredi Yayınları 1996.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli bilim insanı Nermi Uygur'u bir kez daha anmamıza vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Bugün Maltepe Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan Nermi Uygur Kitaplığını bir kez daha ziyaret edeceğim.Bence bir bilim insanını anmanın en güzel yolu bir zamanlar onun dokunup okuduğu,yazdığı kitaplara tekrar tekrar dokunmak ve okumak.Saygılarımla.

serhatt 
 06.05.2008 9:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 1442
Kayıt tarihi
: 26.04.08
 
 

Felsefe öğretmeniyim. İzmir'de görev yapıyorum. Edebiyat, felsefe, eğitim ve politikaya ilişkin yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster