Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ekim '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
618
 

Anadolu Manyetizması Türkleri Aptal mı Yapıyor?

Tam dört gündür, bel ağrılarım nedeni ile yatıyorum.
Sıkıntıdan dolayı bir şeyler yazmalıyım diye düşündüm.

Aslında insanların neden kandırıldığını, neden kandırılmaya ihtiyaç duyduğunu, insan olmayı tanımlamaya girmeden bu gerekçeleri anlatmak yerine, düşüncelerimi anlatmayı tercih ediyorum.

Bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda zekânın birden fazla alanda olduğu, herkesin kendine özgü zekâ türüne sahip olduğu fikri yayın olsa da bir öğrenme psikoloğu olan Howard GARDNER zekâ kavramına farklı bir boyut getirdiği bilinmektedir.

GARDNER, 1983’te yazdığı “ Aklın Çerçeveleri” kitabında kültürlerin ve bilim adamlarının zekâyı çok kısıtlı olarak tanımlayarak ele aldıklarını, zekânın bir veya birkaç faktörden çok daha fazlasını içerdiğini ve her insanda 7 farklı zekânın bulunduğu tezini ortaya atmış olsa dahi, ben konuyu daha farklı açıdan incelemek istiyorum.

Belki ilmi tezlere aykırılıklar da olabilecektir.
Ya da var kabul gördüğü halin dışında incelmeye çalışmış da olabileceğim.

Her ne kadar GARDNER’ın para karşılığı bunu yazdığını iddia edenler olsa dahi, yine de konuya yorum yapacağım.
Bakalım nasıl bir süreç ile yorum yapacağım?
Ben dahi ilginç bulacak mıyım?

Öncelikle Prof. Dr. GARDNER’ın tanımladığı zekâ türlerini görelim.
Sözel – Dilsel Zekâ
Mantıksal – Matematiksel Zekâ
Görsel – Mekânsal Zekâ
Bedensel – Kinestetik Zekâ
Müziksel – Ritmik Zekâ
Kişisel – İçsel Zekâ
Kişilerarası – Sosyal Zekâ
Doğa – Varoluşcu Zekâ

Son iki yıldır Sosyal ve Kişisel Zekâlar bilim adamları ve eğitim bilimciler tarafından “ Duygusal Zekâ” başlığı altında ele alınmaktadır.

1995 yılında Doğa Zekâsı, ( doğadaki nesneleri tanıma ve sıralama becerisi )8. zekâ olarak kabul edildi ve üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir.

Bu özet bilgiden sonra benim tezlerime geçelim.

Benim için ehemmiyet arz eden iki tür zekâ vardır.
Görsel zekâ ve mantıksal zekâ.

Her ne kadar Prof. Dr. GARDNER'ın tezlerine birebir örtüşme sağlamayacak olsa da bu tamamen bana ait fikirler olacaktır.

İnsan topraktan çıkmaz, anasının karnından çıkar diye bir tabir vardır.
Argo tabirmiş gibi görülse de ne yazık ki doğru bir tespittir ya da doğruluğu adeta ispatlanmaya çalışılır bir söylemdir de diyebileceğiz.
Gerçekten de insan bir bölgede(Coğrafi anlamda)varlığına başlar.

Lakin bu varlıksal başlangıcı etkileyen birçok etken vardır.
Biz bunları daima göz ardı etmekteyiz.

Öncelikle bir güvercin, bir kartal, bir kurt vs... gibi canlı türlerini düşünelim.
Bu türlerin görevleri belirlidir.

Başka bir örnek olarak inek, koyun gibi yaşamsal öneme sahip canlıları düşünelim.
Bu canlılardan hangisi yaşadığı yere(topraklara)göre özelliklerinde değişim sergilemektedir?
Bir düşününüz.

Bu arada ben sizlere başka ve ilginç bir örneği daha hatırlatacağım.
Sivas'ın Kangal İlçesi'nde yetişen dünyaca ünlü Kangal köpeklerini hakkında bazı ilginç tespitlerden bahsedeceğim. Kangal köpeklerinin tarihçesini merak edenler var ise ilgili bilgiyi aşağıdaki adresten öğrenebilir.(1)
Bu nedenle ben tarihçesine bakmayacağım.
Başka bir yönünü dikkatlere sunacağım.

Eski bir tarihte okuduğum bir yazıda kangal köpeklerinin ABD'de yetiştirilmesi çalışmaları konu alınmış idi. Bu çalışmaların başarısız olmasının nedenini, kangal yöresinde oluşan ve bazı etmenlerin neden olduğu (ör: yer altı madenleri gibi) manyetizmaların, kangal köpeklerinin özelliklerini belirlemede önemli faktör olduğu vurgusu var idi.

Şimdi o makaleyi bulamıyorum ancak aklımda kalan kadarı ile böyle bir açıklama var idi.

Bu arada asıl konumuz kangal köpekleri olmadığı için Kangal diye bir ırk olmadığını savunanları söz konusu dahi etmiyorum.

Hatta birçok ülke birer kültür varlığı sayılan, kendi köpek ırklarını korumak için önlemler alır iken, Örneğin Almanya Kurt köpeği ve Rottweiler'lerin, İngiltere ise sayısız Terrier türünün yurt dışını çıkışını yasaklıyor iken bizlerin neden sahip çıkmadığını sormuyorum bile.

Buradaki amacım, manyetik alanın canlılar üzerindeki etkenlerini sorgulamak.

Aldatılma duygusunun neden en çok Türk insanı üzerinde tekin olduğunu sorgulamak.
Bu duygunun, topraklarla bir ilgisinin olup olmadığını sorgulamaktır.

Ör: Almanya, Avrupa, Vs... gibi ülkelerde yaşayan bir Türk, yaşadığı bu bölgelerde en azından bir trafik kuralına son derece riayet ederken, Türkiye'ye girdiği anda acaba neden tüm kuralları çiğnemek gibi bir dürtü ile karşılaşmakta ve bunu son derece doğal hakmış gibi görmektedir?

İşte bunu sorguluyorum.

Gerçekten manyetizma bu denli etkili olabilir mi?

Prof. Dr. Tamer Dodurka (İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi, İç Hastalıkları ve Psikoloji Uzmanı): Hayvanların, kedilerin algıladıkları sinyal türü bazı şeyler var. Bu algılarla ölüm arasında bazı ilişkiler kuruyorlar.

Ölüm yolundaki hareketlilik, panik, belki bir koku, belki hastada ya da yanındakilerin davranışları, kedi için bir sinyal olabiliyor. Kediler dışında başka hayvanlarda da bu tür algılar var. Örneğin ışıkta kızılötesini görme, duyamadığımız sesleri duyma gibi. Bilim şimdilik bunları açıklayamıyor.

Veteriner Hekim Kurtcebe Kara: İnsanın bedenini saran yüksek enerjili bir alan vardır. Biz buna evrensel enerji alanı deriz. İnsanların gözü tarafından algılanamaz.

Kedi ve köpeklerde daha gelişmiş duyular olduğu için manyetik alanın algılanma olanağı daha yüksek. Ölmek üzere olan insanların hayat enerjileri düşük olur. O yüzden bunu algılama ihtimali daha yüksek diye düşünmekteyim.

Başka bir araştırma.

Araştırma nasıl gerçekleştirildi?
Kuzey Carolina üniversitesi araştırmacıları Larry C. Boles ve Kenneth J.Lohmann, Istakozların yön bulma yetenlerini araştırmak için bir deney düzenlediler.

Karayip açıklarında yakalanan ıstakozlar daha sonra tekneyle yakalandıkları yerden 12-37 km uzağa götürüldü.
Yolculuk sırasında ıstakozların hiç bir şey görmemesi için çok dikkatli davranıldı:
Kısmen deniz suyuyla doldurulmuş haznelerde tutuldular, haznelerin etrafı kapatıldı ve test alanına dolambaçlı bir rota izlenerek götürüldüler.
Çevreyi algılamaları engellenen ıstakozlar bazı araştırmalara da tabi tutuldu.
İçlerindeki hazneler sağa sola sallanacak şekilde iplere asıldı.
Istakozların, dünyanın doğal manyetik alanını bir pusula gibi kullanmalarının önüne geçebilmek için güçlü mıknatıslarla haznelerde karmaşık manyetik alanlar oluşturuldu.
Bilim adamları, bu engelleme ve şaşırtma dolu yolculuktan sonra denizde bir noktada durup ıstakozları salmaya başladılar.

Istakozlar serbest kaldıkları anda gözlerinin kapalı da olmasına karşın ilk yakalandıkları yerin yerini kolaylıkla buldular.
Istakozlar suya bırakılır bırakılmaz evlerinin yolunu tuttu. Bilim adamları ıstakozların hiçbir şaşkınlık dönemi geçirmediğini gözlemlediler.

Başka bir çalışmada ise, Prof. Dr. İlhami Çelik'in Manyetik alanın, bıldırcın embriyoları üzerindeki etkisi. TUBİTAK-BAYG araştırmasına da bakınız. (2)

Başka bir örnek verelim.
Arının kovana dönüşü en kestirme yoldan olur.
Dönüş yolculuğuna çıktığı nokta, ilk vardığı yerden ne kadar farklı olursa olsun, balarısı o nokta ile kovan arasındaki en kısa yolu, düz bir uçuş hattı halinde belirler ve hedefine ulaşır.
Bu hedefe “Arı Hattı” deniyor.
Bu hattının belirlenmesinde ve çiçek tarlası gibi diğer hedefleri bulma konusunda arının önemli veri kaynakları şöyle diyebiliriz.
Yeryüzünün manyetik çekim alanı ve güneşin konumu.
Gezegenimizin manyetik alanına duyarlı bir biçimde düzenlenerek arının alt belgesindeki partiküller, aldıkları düzen ve biçime göre(ki bunda aynı anda güneş ışınlarının geliş yönlerinin de etkili oluşu ile), gerekli bilgileri arıya ulaştırarak yönünü belirler.

Görülüyor ki, insan topraktan değil, anasının karnından çıkar söylemi sanırım ki yavaş yavaş çürütülecek gibi görülüyor der misiniz?

İşte benim merak ettiğim ve bunları yazmaya neden olan soru ise şöyledir.

Bu manyetizma gerçek ise ve tüm canlıların yaşamlarını etkiliyor ise acaba Türk insanının neden bu kadar saf (temiz anlamda) olduğunun sorusuna yanıt olabilir mi?

Türk insanının aldatılmasında Anadolu topraklarının manyetizmasının bir etkisi var mıdır?

Yok efendim, bu olsa dahi salt insan dışındaki yaratılmış canlılar için geçerlidir.
İnsan ile bir bağlantısı yoktur diyenleriniz olacaktır.

O halde onlar için de bir soru.
Neden acaba salt Türk insanı kendi toprakları üzerinde uyutulmayı, gözünün içine baka baka yalan söyleyenleri anlamamayı, onlara kanmayı, ahlaksızlığın adına siyaset denen aldatmacayı sadece ve sadece kendi toprakları üzerinden göremiyor?

Kendi verdiği vergilerle ayakta tuttuğu ülkesinde açık ve net olarak yine kendisine yapılan ihanetleri göremiyor?

Yine verdiği vergiler ile kendisine Profesör unvanı, gazeteci unvanı verilenler, siyasi arenada yer alıp da, on liralık dış borcu bin lira yapanlara, dışarıya göbeğinden kendisini bağlayanlara neden hala pirim vermektedir?

Neden hala aynı insanları, aynı zihniyetleri adeta kurtarıcı gibi görmektedirler?

Neden Atatürk'ü anlamamakta adeta ısrar etmektedirler?

Kendisini aldatanlara, hainlere, gözümüzün içine baka baka vatanı satanlara neden hala kanmaya devam etmekte ve bundan zevk alır hale getirilmektedirler?

Acaba gerçekten insan topraktan mı çıkıyor, yoksa anasından mı?

Ülke pare pare satılıyor, Kur'an kursunda evlatları ölenlerden tık yok, şikayet yok, Çanakkale'de ve yurdun dört yanında ciğerlerimiz yanıyor tık yok, evlatlarımız teker teker öldürülüyor, teröre kurban gidiyor tık yok, Kıbrıs elden gitmiş, AB verdiği desteğin karşılığında Kıbrıs’ı alenen istiyor tık yok, Soros’un evlatları tüm mülk (mülk vatan demektir bilmeyenler öğrensin) ellerinde satın almış tık yok, Mandacılar şaha kalkmış tık yok, Ermenistan kardeşimiz olmuş ancak Türkmenistan, Kerkük düşmanımız olmuş haberimiz yok… Vs... vs...

Say say bitmez, kime sayacağız? Kime yazacağız?

Şimdi söyleyin bakalım.
Anadolu manyetizması bizi aptal mı ediyor yoksa bir genetik özelliğimiz var da biz mi anlamıyoruz?
Bu soru ne yazık ki Türk insanı için hala sır olmaya devam etmektedir.

Umarım en yakın zamanda aldatılmanın Anadolu manyetizması ile alakası olmadığını bu millet kendisini aldatanlara bir an evvel gösterecek, sandıkta gereken dersi herkese verecektir.

Buna inancım hala tamdır.

Yakında seçimler olacak.
Denenmiş hiç bir siyasi parti yeniden gelmeyi hak etmediğine inanıyorum. Yeniden aldatılmayacağımıza inanıyorum.

Saygı ile...

Ahmet Dursun
 

(1)- http://www.sihirlikuyu.net/ork/14512-kangal-kopekleri-hakkinda-bilgiler-ve-ozellikleri.html
(2)-  http://veteriner.selcuk.edu.tr/person.php?id=1268

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 698
Kayıt tarihi
: 14.02.07
 
 

Bazı konular vardır ki, tartışarak, yazışarak da fikir edinilebilir. Bazı konula ise özel çaba sarfe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster