Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
82
 

Anadolu'nun Hikayeleri -10 : İşi Bilen Adam

Anadolu'nun Hikayeleri -10 : İşi Bilen Adam
 

Yaz sabahı, günün ilk ışıkları yavaş yavaş çökerken yeryüzüne, eski Magırus minibüsün içindeki beş kişiyi gidecekleri yerin heyecanı sarmıştı. Üç tanesi alışkındı ama her seferinde böyle günlerde farklı bir heyecana sahip olurlardı. Bu üç kişiden biri emekli bir assubay, diğer ikisi ise servetlerini bu yolda tüketmiş, bu işleri adeta meslek haline getirmiş takıntılı heriflerdi. İçlerinden biri de Hoca lakaplı bir nefesi kuvvetliydi. Muska yazar, büyü bozar, cinlerle iletişime geçer; yani ekibin olmazsa olmazıydı. Geriye kalan bir kişi ise ilk defa böyle bir maceraya atılıyordu. Bir vesile ile bu ekiple tanışmış ve şimdi onları daha önceden bildiği bir yere götürüyordu. Karışık duygular içindeydi...

Magırus, birkaç saatlik bir yolculuktan sonra şehri terketmiş artık yavaş yavaş bozuk köy yollarında ilerliyordu. İçindekiler de minibüsle beraber sallanıyorlar ama buna aldırış etmeden yapacakları işleri konuşuyorlardı. Az sonra bu işlere ilk defa bulaşan kişi, şoföre toprak bir yola sapmasını söyledi. Şoför direksiyonu kırdı ve sık ağaçlıklı bir ormanın içinde döne kıvrıla giden yola doğru minibüsü sürmeye başladı. Biraz gittikten sonra durdular. Durdukları yerden aşağıda bir köy görünüyordu. Köylü milleti erken uyanır, erkenden işe koyurlurdu, biliyorlardı. İşte bazıları hayvanlarını meralara salmıştı bile. Dikkatli olmalıydılar! Minibüsü korunaklı bir yere parkedip, içindeki alet edavatı sırtlarına yüklendiler. Buradan sonrası yürüyerek gidilecekti. Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra hedefledikleri yere geldiler. Burada kare şeklinde, yerden 7-8 metre yükseklikte, bir kısmı çökmüş çok eski bir yapı vardı. Etrafı kolaçan ettiler. Köy halen görünüyordu; çan sesleri, köpek havlamaları, ineklerin ve koyunların böğürtüleri net şekilde duyuluyordu. Arada duyulan çobanların haydama sesleri onları tedirgin ediyordu. Ama onlar bu durumlara alışkınlardı...

Teçhizatlarını çıkardılar. Aletlerini kurdular ve işe koyulmaya başladılar. Eski yapının etrafını adım adım tavaf ediyorlardı şimdi. Ellerindeki makine değerli metalleri ayırabiliyor ve uyarı veriyordu. İçlerinde bu işi en iyi bilen olan kirli sakallı, orta yaşlardaki adam, makineyi tutana mihmandarlık ediyor; arada, Emekli Assubay ise taşları inceliyor ve bir işaret arıyor, elindeki çubukları çatarak aramaya katılıyor, Hoca ile diğeri de onları izliyorlardı. Bir zaman böyle geçtikten sonra, makineci ile bu İşleri Bilen Adam "burası daha önce kazılmış" dediler diğerlerine. "Ama bir takım işaretler var" dedi Emekli Assubay. "Burada müjdeciyi almışlardır belki ama esas mal halen burada olabilir" diye ekledi. "Devam edelim" dedi İşi Bilen Adam; "ben altının kokusunu bile bilirim, binanın içindeki merdivenlere çıkıp etrafı bir kolaçan edelim" dedi. İçerdeki merdivenlerden binanın tepesine ulaştılar. Manzara müthişti: İleride Karadeniz, diğer taraflar orman ve mera, aşağıda irili ufaklı köyler... " Gözetleme kulesiymiş bu" dedi Emekli Assubay. "Baksanıza Karadeniz'i net görüyor, belli ki buradan bir yerlere haber yada işaret yolluyorlarmış eskiden" diye ekledi. Öbürleri kafayı sallamakla yetindiler, düşünceli bir şekilde aşağıya indiler. Taramaya başladılar tekrar.

Makine ile tarama yapılırken, Emekli Assubay birden, İşi Bilen Adam'a heyecanla dönerek; "Bak burada bir işaret var" dedi. Ekip heyecanlanmıştı. "Burada birşey var" diye söylenmeye başladılar. İşi Bilen Adam, işareti inceledi; "bir yılan kafası, çift çatallı dili dışarıda ve batıya doğru bakıyor" dedi. Hemen batı istikametinde anormal bir şey aramaya başladı. Sezgileri ve deneyimi O'nu yönlendiriyordu. Biraz yürüdüklerinde, ayazma gibi bir yere vardılar. "İşte!" dedi heyecanla "aradığımız yer burası, su başı, burada bir ayazma varmış, Rumlar bu gibi yerlere çok gömmüşlerdir" diye ekledi. Makineyi eline aldı başladı taramaya. Az sonra makine sinyal vermeye başladı. Heyecan iyice artmıştı. Makinenin sinyali kulakları inletiyordu. "Burayı kazalım" dedi. Diğerleri de onayladılar, kazma küreği kuşandılar. Emekli Assubay elindeki çubukları bırakarak, ekipten ayrıldı ve yolbaşına giderek etrafı kolaçan etmeye başladı. Diğerleri hummalı bir hafriyat işine dalmışlardı bile...

İki kişi nöbetleşe kazı yapılıyor, biri çıkan toprağı kürüyor, Hoca da arada bir dua okuyordu. Yaklaşık bir saatlik bir kazı olmuştu. Yakınlarda çıngırak sesleri duyuluyor, çobanın küfürleri ve bağırtıları sürünün çok da uzak olmadığını hissettiriyordu onlara. Emekli Assubay ise bulunduğu yerde sağa sola bakınıyor, gelen giden var mı diye etrafı gözlüyordu. Az sonra bir keçi sürüsünün otlaya otlaya geldiğini gördü. Hemen gurubun yanına giderek, sürünün yaklaştığını ve kazıyı durdurmalarını söyledi. Guruptakiler tam ne yapacaklarını düşünmeye başlamışlardı ki, ağaçların arasından bir çoban tam karşılarına dikildi. Yaşlı Çoban, hiç şaşırmışa benzemiyordu. "Kolay gelsin" dedi, elindeki sopayı eliyle yukarı kaldırarak. Emekli Assubay ilk şaşkınlığı üzerinden atarak; "Sağol amca. Biz burada kazı yapıyoruz, üniversiteden geldik" dedi, her zaman söyledikleri yalanı... Yaşlı Çoban hafifçe güldü:

-Billiyorum, arkologsunuz dimi? Dedi. Şaşırmışlardı. Çoban devam etti:

-Sizin gibi çok arkolog gelir buraya. Önce kuleye gelirler, yılanın başını görürler, en sonunda buraya gelip kazarlar. Ama ne hikmetse bişey bulamazlar. 

Emekli Assubay, şimdi daha çok şaşırmıştı:

-Nasıl yani? Dedi.

-Bak hemşerim! Ben 70 yaşındayım, doğma büyüme şu aşağı köydenim. Benim ömrüm hep bu dağlarda hayvan peşinde geçti. Bu kule, Bizans gavurunun yapısı, 1500 sene evveliyatı varmış. Bu köy de eskiden Rumlarınmış! Mübadele'de bizimkiler buraya gelince Rumlar da öte tarafa gitmişler. Giderken de buralara bir daha geri döneriz nasıl olsa diyerek, yolda talana uğramamak için ziynetlerini buralara hep gömmüşler... 

Ekip, Yaşlı Çoban'ın anlattıklarını iligiyle dinliyordu. İşi Bilen Adam sözünü kesti O'nun: "Peki neden buraya gelenler bişey bulamadılar Amca?"

-Çünkü daha önce bulan buldu da o yüzden. Bak, biz küçükken köyümüze yabancılar gelirdi. Biz onları turist sanardık. Kimisi dedelerimizin köyü derdi, kimisi bir şey söylemez gizliden gelirdi. O adamların bir kısmını evlerimizde misafir ederdik. Adamın atasının eviydi ne de olsa! Bir kaç gün kalırlar sonra giderlerdi. Sonradan babalarımızdan öğrendiğimize göre bu herifçioğulları evlerde gizli kapaklı yerlerde bulunan ziynet eşyalarının yerlerini bilirlermiş de onları alır alır giderlermiş. Bu ayazma başını da evvela onlardan bir kısmı kazmış. Hatta köyden bazıları da onlara ortak olmuş diye işittiydik...

-Peki, dedi Emekli Assubay; "bu kule neyin nesi?"

-Bu gavurun gözetleme kulesiymiş. Burdan denizi gözetler, yabancı gemi gördüklerinde ilerdeki kulelere ateş yakarak işaret yollarlarmış. 

-Bunları nereden biliyorsun Amca?

-Arkologlardan. Buraya sadece sizin gibi amatör arkologlar değil gerçek arkologlar da geldiydi evvelinde, onlardan dinlemiştim.

-Sen bizim amatör arkeolog olduğumuzu nerden çıkardın peki?

-Halinizden belli Hemşerim! Arkologlar buraya kalaba geldiydiler, yanlarında da bir sürü genç vardı. Bir hafta kazdılar onlar buraları. Hem onlar öyle mezar kazar gibi kazmıyorlar...! Dedi gülerek. Ekip de bu lafa güldü. Sonra Yaşlı Çoban:

-Bakın, şu aşağıda da gavurun kilisesi var. Yıkılmış ama oraya da gelen giden çok olur. Sizin gibi çok adam geldi oraya ama onlarda avucunu yaladılar! Elin gavuru geldi aldı gitti malını. Adamların kendi malıydı zaten, hak yerine geçti!..

-Anladık Amca, dedi Emekli Assubay. "Sağolasın, biz de toparlanalım o zaman."

-Ben bilmem orasını Hemşerim! Şikayet ederim diye düşünmeyin! Ben bugüne kadar kimseyi de candarmaya şikayet etmedim. Sabah söylediğim adamları akşam yine kazarken gördüğüm çok oldu. Hatta burada yatıp kalkanları da gördüm günlerce. Esasında gülüp geçiyorum sizin gibileri görünce! Umut buna bağlandıysa iş zor, Allah gönlünüze göre versin yine de... Hadi bana müsaade.

Yaşlı Çoban sürüye doğru giderken, ekip birbirine baktı. Herkeste bir şaşkınlık belirmişti. En sonunda İşi Bilen Adam:

-Hadi, toparlanalım, burada bize ekmek yok" dedi. Ötekiler bir şey demeden öte beriyi toplarken, Emekli Assubay:

-Altının kokusunu alırsın he! Diyerek dalgasını geçti...

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 7752
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster