Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
228
 

Anadolu'nun Hikayeleri -9- Bekçi Rasim

Uzun gecenin sonu yine sabahtı, yine aydınlıktı. Yıllardır da böyleydi ya bu! Her gece ayakta olup, gündüzleri uykuya dalmak, kalkınca tekrar gecenin karanlığına hapsolmak...

Sabah olmuştu yine bu küçük Anadolu kasabasında. Geceden beri içtiği çaydan sigaradan, ağzı pas tutmuş gibi olan Rasim Efendi, tüm bunların hepsine alışkındı. Uyumazdı Rasim Efendi gece nöbetlerinde, öldürsen gözüne bir damla uyku sokamazdın. İş disiplini herşey demekti! Ne de olsa memuriyette 30 seneye yaklaşıyordu ve bu 30 senede herşey bu geceki gibiydi, alışkındı tüm bunlara. Önceleri mahalle mahalle dolaşır, kasabanın sokaklarını arşınlardı tüm gece. Osmanlının kurulduktan sonra ilk ele geçirdiği yerlerden biri olan bu kasabanın sokaklarıyla, doğup büyüdüğü Rumeli kasabasının sokaklarını karşılaştırır ve nedense pek bi fark göremezdi. Arnavut kaldırımlı dar sokaklarda yürür, arada tiz sesli düdüğünü "ben buradayım der gibi" üfler ve eski evlere baka baka en sonunda küçük meydana çıkardı her zaman. Bir kaç sene evvel bir başkomiser buraya tayin olduğunda, O'nu, "artık daha rahat bir görevdesin" diyerek adliye binasının nöbetine vermişti ve o günden beri devriye atmıyordu. Aslında eski görevi daha iyiydi ama memur için görev suiistimal kabul etmezdi ve ne de olsa "emir demiri keserdi!"

Küçük kulübesindeki, küçük el radyosunda her zaman dinlediği radyo açıktı. Rumeli türküleri çalan bu kanaldan başka bazen haber dinlemek için frekansı değiştirir, sonra yine iyice öğrendiği bu kanala geri dönerdi. Bu sabah da öyleydi; "kırmızı gülün alı var" türküsü ağır ağır çalıyordu işte; bu türkü ruhundaki özlemi derinleştiriyor, yine çocukluk günlerine geri döndürüyordu O'nu. 40 sene olmuştu anavatana geleli ama insan ne de olsa, doğuğu, büyüdüğü toprakları aramadan edemiyordu. "Peh bre" diye iç geçirirdi böyle zamanlarda! Sıkıntısını bu iki kelimeyle söküp atmaya çalışırdı. Türkiye'de olmak ise O'na gurur ve güven verirdi. "Halistürk" olan soyadından da gurur duyardı. Nüfus memurunun güzel bir hediyesiydi bu soyadı. Ne olsun diye sorduklarında aklına bir şey gelmemiş, nüfus memuru "Halistürk olsun mu?" diye sormuş, Rasim Efendi de severek kabul etmişti. Bazen, "bu soyismini 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi" diye içinden geçirir ama her söylediğinde de ayrı bir gururlanırdı. Velhasılı hayatı böyle küçüktü, aynı kulübesi gibi ama şükretmeyi unutmamalıydı...

#####

Çayın o koyu renginden sararmış, uzun zamandır şöyle bir çalkalayıp tekrar kullandığı bardağını çalkalamak için dışarı çıktı. Güneş kendini iyice göstermiş, mesai saati de yaklaşmıştı. O sırada bir genç hızla binanın merdivenlerini çıkmış, kapıya doğru ilerliyoru. Rasim Efendi, hiç tanımadığı bu genci görünce hemen ciddileşip, kepini düzeltti. Bu kasabanın ne eşrafına, ne esnafına, ne de her gün buraya pejmürde kıyafetlerle gelen kasketli köylü kısmına benzemeyen bu genç zaten memur takımından da olamazdı. Olsa, tanırdı ama gencin fiyakalı takım elbisesi dikkatini çekmişti. Ayak takımından olmadığı beliydi. Ancak görev suiistimal kabul etmezdi, böyle destursuz giremezdi binaya! Birden o gür sesiyle ve değiştiremediği Rumeli şivesiyle;

-Hop bre! Nere gidersın ha bre de bre büle, Destur? dedi. Genç adam Rasim Efendi'nin bu tepkisine biraz şaşırmıştı:

-Adliyeye, dedi. Burası adliye binası değil mi?

Böyle durumlarda karşısındakine mesaj veren o klasik hareketini yaptı, sigaradan sararmış pala bıyıklarını şöyle bir avuçladı ve:

-Evet, adliya da sen kimsın emşerım, burası devlet binası. Destur! Büle elın kolun sallayaraktan giramazsın te bura!

Genç adam, bekçinin bozuk aksanına ilk defa şahit oluyordu. Kendi doğup büyüdüğü Orta Anadolu kasabasında ve hukuk fakültesini okuduğu Ankara'da böyle bir aksanla konuşan biriyle karşılaşmamıştı hiç. Bekçinin sorusunu biraz da gururlanarak yanıtladı:

-Savcıyım ben, cumhuriyet savcısı.

Rasim Efendi ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordu. Bir savcı bu kadar genç olabilir miydi? Şimdiye kadar gördüğü savcılar kelli felli, yaşını başını almış, hiç yoksa orta yaşın üzerinde tiplerdi. Bu genç adamın ise daha neredeyse sakalı bitmemişti yüzünde. Ama güzel kat elbisesi, düzgün traşıyla O'nu tedirgin etmişti. Görev yine de suiistimal kabul etmezdi:

-Nerden bileyım a Efendi? Dedi, tedirgin bir halde, sesini öncekinden daha da kısarak. Genç adam, bekçinin kararlılığı karşısında şaşırsa da belli etmedi. Böyle karşılanacağını hiç ummamıştı. Cebinden tayin kağıdını çıkarıp:

-Buyur Rasim Halistürk, tayin kağıdım, diyerek uzattı Rasim Efendi'ye. Rasim Efendi, kağıdı alırken, isminin söylenmesine şaşırıp:

-İsmimı nere bilirsınız Beyim?

-Yakandaki plakada yazıyor Rasim Bey!

Rasim Efendi ilk defa böyle bir şeye şahit oluyordu. Bu isimlik 30 yıldır orada durur ama kimse oraya bakarak ismiyle hitap etmezdi O'na. Bekçi Efendi derlerdi ekseriyet, bilenler ise zaten ismiyle hitap ederdi. İyice kendine gelmişti şimdi! Elindeki kağıdı açıp okumaya başladı sessizce;

"Adalet Bakanlığı" ibaresini okuduktan sonra tedirginliği iyice artmış ve duruşunu dikleştirmişti. Okumaya devam etti:

Ataması yapılan personelin:

Adı-Soyadı: Mehmet Ali Tüzün

Doğum Yeri ve Tarihi: Çiçekdağ 14.07.1948

Görevi: Cumhuriyet Savcısı

Rasim Efendi, savcı kelimesini okuduktan sonra, okumayı bırakıp birden hazırola geçti ve selam durdu genç adama:

-Emredın Sayın Savcım!

Şaşırma sırası Genç adamdaydı şimdi. Bu harekete bir anlam veremedi:

-Rasim Bey, lütfen, abartmayın!

Rasim Efendi şimdi asker selamıyla bir put gibi hareketsiz duruyor, Genç adamdan gelecek talimatı bekliyordu. Ama genç adam bu durumda ne yapacağını bilmiyordu. "Rica ederim, lütfen, tamam" gibi sözcükleri sıralıyor ama karşısındaki adamın sessiz tepkisizliğine bir yandan şaşırıyor bir yandan da tebessüm ediyordu. Biraz da hoşlanmıştı bu durumdan aslında. Neyse ki bir süre sonra tesadüfen de olsa kilidi açan o kelimeyi söyleyiverdi birden:

-Rahat olun lütfen!

Rasim Efendi "rahat ol" komutunu duyunca, hemen pozisyonunu değiştirdi ve elindeki kağıdı genç adama uzatarak:

-Buyrun Sayın Savcım! Adliyeya oj geldiniz. Emrinızdayım. dedi.

Genç adam, "kolay gelsin" diyerek yanından uzaklaşırken, Rasim Efendi arkasından bakakalmış ve ağzından şu sözcükler çıkmıştı:

"Vay bre Rasim, bir yaşına daa girdın bugün büle! Tüyü bitmamış kızan gelıp savci olmuş be! Tey bree!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 7752
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster