Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1659
 

Anadolu'nun Hikayeleri 6 : Mehmet Hoca'nın Büyük Suçu

Anadolu'nun Hikayeleri 6 : Mehmet Hoca'nın Büyük Suçu
 

1988 yılınının Ağustos'unda bu küçük Anadolu kasabasına tayin edilmiştim. Ben istememiştim ama Devletimiz öyle uygun görmüştü! Benim açımdan mesele yoktu, memleketin heryerinde okullar ve okumak isteyen öğrenciler vardı; ha eski görev yerim Bursa'da olsun, ha şimdiki görev yerimde! Birşey farketmez!

Neden mi buradayım? Anlatayım.

1976 yılından beri Edebiyat öğretmeniyim. Bu süre zarfında üç değişik lisede görev yaptım. Dediğim gibi en son Bursa'da bir lisedeydim. Öğrencilerim bilirler ama siz bilmezsiniz, ben edebiyat derslerini, aruzdan, heceden, kalıplardan ve gazel gibi öğrencinin hiçbirşey anlamadığı şeylerden mümkün mertebe azade anlatırım. Onlara derslerde yer vermez miyim? Veririm tabi! Ama dersler boyunca değil! Müfredata uyarak ama daha çok kendi planım doğrultusunda işlerim derslerimi. Daha çok öğrencilerime edebi yazın türlerini sevdirerek, onların; şiir, hikaye, mümkünse roman gibi yapıtlar üretmelerini sağlayacak bir metod izlerim. Onlardan da bir Sait Faik, bir Sabahattin Ali, bir Aziz Nesin, bir Yaşar Kemal, ne bileyim bir Can Yücel yada Nazım Hikmet çıkabileceği özgüvenini vermeye çalışırım. Hümanizmayı, özgür düşünmeyi, kalıplardan ve dogmalardan uzak durmayı, aklı kullanmayı edebiyat yoluyla aşılamak isterim. Bursa'daki lisede de aynı böyle yapmıştım!

Okumaları için onlara Aziz Nesin'in Azizname adlı kitabını önermiştim. Amacım öğrencilerimin tiyatro zevkini geliştirmek ve bir tiyatro oyununun nasıl yazılacağını öğretmekti. Başka amacım yoktu?

Ama meğerse varmış da ben bilmezmişim!

Olaydan bir hafta sonra önce okul müdürünün karşısında, sonra milli eğitim müfettişine ve daha sonra malumunuz üzere Cumhuriyet Savcısı'na ifade verirken öğrendim diğer amacımı; halkı kin ve düşmanlığa tahrik, aşağılama... Hani şu meşhur TCK 312. maddenin, 2. fıkrası! Fıkra deyip gülmeyin rica ederim! Şansım varmış ki Savcı Bey, 312. maddenin 1. fıkrasını iddia etmemiş, yoksa şu an halen içeride yatıyor olacakmışım. Sağolsun bu okulda benim gibi olan bir Felsefeci var, bu konulara çok hakim, O öyle söyledi!

Böylelikle açılan güzel bir soruşturma neticesinde mahkemelik olmuştum. Mahkemede savunma yapayım derken, müşteki sıfatıyla davaya müdahil olan bir öğrenci velisi söz almak istedi. Ben, sadece savcıyla uğraşacağım derken bu adamın peydah olması mahkemede beni epey zorlamıştı. Edebi yönüm güçlüydü fakat bu adamın suç isnadı hiç beklemediğim ve hazırlıksız olduğum birşeydi. Bakın adam neler anlattı:

"Sayın Hakimim! Sanık Öğretmen, oğlumun öğretmenidir. Biz çocuklarımızı bizlere ve vatana faydalı olsunlar, birşeyler öğrensinler diyerek, kıt kanaat geçinmek suretiyle ve zor şartlarda okullara yolluyoruz. Ama gördük ki, bu öğretmen arkadaş, öğrencilerine güzel şeyler öğreteceğine kötü örnek olmuştur. İzninizle oğlumun bana anlattığı hadiseyi paylaşmak isterim. Birgün derste oğlumu sözlüye kaldıran bu öğretmen, sözlüden kırık not alan oğluma "yazılı sınavın 25, sözlü sınav da çok kötü, söyle bakalım Kadir, nasıl geçeceksin bu dersi?" demiş. Bizim oğlan da ne desin "Allah bilir" demiş. Bunun üstüne, bu öğretmen arkadaş tüm sınıfın önünde "Oğlum, notları ben veriyorum, Allah değil" diyerek oğlumu rencide etmiştir..."

Ve daha bir sürü şey... Tahmin edersiniz işte; dinsizlik, anarşistlik, solculuk falan...

Evet, adamın anlattığı olayı hatırlıyorum. Orada öğrencilerime bir ders vermek istedim aslında. Tam bir fırsat eğitimi zamanıydı! Öğrenci; çalışmadan, çabalamadan sadece Allah'a havale ederek ders geçeceğini umuyordu! Ama bilmeliydi ki çalışmadan geçebileceği tek yöntem kopya çekmekti! Eh, bunu yapmak için de Allah'a güveniyorsa, ne diyeyim? 

Neyse, uzatmayayım. Mahkeme kararı beklenmeden beni İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne çağırdılar. Müdür beni karşısında görünce kızgın bir surat ifadesiyle;

- Al bakalım tayin kağıdını Mehmet Hoca!" Dedi. Sonra;

- Yiyeceğin hapis cezasını da gittiğin yerde çekersin artık! Diyerek sırıttı.

Hiçbirşey diyemeden kendimi Bursa caddelerine attım. Tayin kağıdını da cebime koyup, eve kadar yayan yürüdüm. Hep düşündüm neden başıma geldi bunlar diye? Aziz Nesin yüzünden miydi? Ne yazmıştı ki Azizname'de? Bozuk düzeni hicvetmişti, birilerinin damarına basmıştı ve evet, biraz da sosyalizm propogandası yapmıştı! Tamam, buydu neden? Tabi, kitap ilk çıktığında yasaklanmış, yargılanmış, Nesin kitap yüzünden içerde yatmıştı...  O öğrenci velisini de savcı nereden bulduysa, davayı cilalamak için kolundan tutup getirmişti mahkemeye! Vay be, çok safmışım!

Bu bir saatlik yürüyüşte taşları oturtmuştum yerine; anladım ki Yüce Devletimiz'in istemediği hiçbir kitap okunamazdı!

Bu arada belirteyim, Azizname'yi hiçbir öğrenci koca Bursa'da bulamamıştı. Birkaç kitapçı toplu sipariş verilirse Cağaloğlu'ndan getirtebileceğini söylemiş, sonra bu olay patlak verince...

Neyse! Eve vardığımda kendisi de öğretmen olan Hanım'a olanı biteni anlattım. Hanım heyecan içinde;

- Nereye çıkmış? Deyince;

- Vallahi bakmadım! Dedim. 

- Eh be Adam! İnsan hiç mi merak etmez? Senin tayinin çıkınca benimki de çıkacaktır oraya. Bak şuna, kimbilir nereye postaladılar bizi? Dedi heyecanla. Sanki memur olmasa benimle gelmeyecekmiş gibiydi garibim ya neyse!..

Kağıdı cebimden çıkardım ve "al bak bakalım, nereymiş?" diyerek Hanım'a uzattım. Hanım kağıtta yazılanları okuyunca baygınlık geçirir gibi oldu ve;

-"Allah seni nasıl bilirse, öyle yapsın emi!" diye beddua ederek, kağıdı suratıma fırlattı. Eh bayıldığına göre var birşey diye düşünerek kağıdı yerden aldım, okudum. Bir sürü gereksiz ayrıntıdan sonra yeni okulumun adı yazıyordu;

"Bingöl-Karlıova Yatılı Bölge Ortaokulu."

10 seneyi geçti buralardayım. Unuttular diyeceğim ama yok unutsalar şimdiye çoktan tayinim çıkardı Karlıova'dan! Eh, ne yaparsınız? Bir Zübük kadar olamadık bu Koca Devlet'in çarklarında...

Hanım mı? O çoktan emekli oldu ve çocukları da alıp Marmaris'e yerleşti bile. Ben de yaz tatillerinde kendi kendime tayin verip Marmaris'e gidiyorum... 

Unuttum sanmayın! Mahkeme aleyhime sonuçlanmıştı ve aldığım 18 ay hapis cezası, sicil temizliği ve iyi halden affedilmişti. Ama tekrarı olursa başım yanarmış, Felsefeci öyle söyledi!

&&&&&

Aziz NESİN'e, doğumunun 100. yılında saygılarımla

Nevzat Dağlı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 7752
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster