Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '10

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
4134
 

Anadolu'nun resmi: Minyatür

Anadolu'nun resmi: Minyatür
 

Geçmiş Anadolu kültürlerindeki resim geleneğini gözden geçirdiğimizde Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki resim anlayışının yani minyatürün bu köklü kültürün uzantısı olduğu apaçık ortadadır.

Anadolu resim kültürünün en belirgin kaynaklarından biri olan minyatürler İslam-Arap dünyasının resmi gibi algılanır. Oysa Orta Asya da Uygur Türklerinin yaşadığı Turfan bölgesinde yapılan kazılarda 8.y.y.dan kalma duvar resimleri yanı sıra minyatürlere de rastlanmıştır. Uygur-Türk şehirlerinde bulunan fresk, resimli ve minyatürlü kitaplar Uygur Türklerinin çok ilerlemiş olduğunu gösteriyor.

Sanıldığı gibi minyatürler Arap dünyasına, İslamiyete ait resimler değildir. Sadece İslamiyetin Türkler arasında yayılmasından sonra minyatür önem kazanmıştır. Bu minyatürlerdeki üslup Türkler aracılığıyla İslam minyatürüne de geçmiştir ve etkilemiştir. Bu etki 15.yy’a kadar sürmüştür. Bilindiği gibi minyatür Doğu kültürünün resmidir. Acem dünyasında da çok zengin minyatür örnekleri vardır. İslam kültürünün Türkler arasında yayılmasından sonra Selçuklu Türkleri tıp, botanik, astronomi konularını minyatürle betimlediler. Minyatürde konu belirlendikten sonra en önemli konu yada obje merkeze yerleştirilip, diğer elemanlar hiyerarşik bir düzende kurgulanır. Işık-gölge kaygısı güdülmez. Perspektif yoktur. Tüm obje ve kişiler birbirini kapatmayacak düzende çizilir. Çarpıcı renkler ve çizgilerle boyanır. 13.yy’da Selçukluların merkezi Konya’da hazırlandığı bilinen ‘varka vü gülşah’ adlı mesnevideki minyatürlerde çizgi ve renk soyutlanmış olup, erken İslam minyatür sanatının özelliklerini taşır. Figürlerin bulunduğu mekânlar ve doğa simgesel olarak belirtilmiştir. 16.yy. başlarına kadar durgunluk dönemine girer minyatür. Bu yy’ın başından itibaren Osmanlı minyatürünün ayırıcı özellikleri olan; yalın, sert düzenleyişler; soyutlayıcı zihinsel değerlere dönüştürek yeni bir form kazanır. Fatih Sultan Mehmet döneminde ilk kez batı resmi tarzında yağlı boya portre çalışmaları yapılır. Bu resimler minyatür etkilerinin de gözlendiği Doğu-Batı sentezi tablolardır.

Bu dönemde Sinan bey adlı ressam, Fatih’i gül koklarken gösteren portresini yapmıştır. Yavuz Sultan Selim ise;Tebriz seferi dönüşünde birçok Acem minyatür sanatçısını da yanında getirmiştir. Buna bağlı olarak minyatür sanatında Acem etkisi ağırlık kazanmıştır. Acem minyatürü ayrıntının daha fazla olduğu, girift bezemelerden oluşur. Osmanlı tarzı minyatürler ise daha sade tasvirlerden oluşur. Savaş ve av tasvirleri ağırlıklıdır. Belgesel niteliği taşır. 16.yy’da (Kanuni Sultan Süleyman döneminde) Osmanlı minyatür sanatında pek çok yeniliğin denendiği dönemdir. Tarihi olaylar bir yandan kayda geçirilirken, bir yandan da resimlenerek “şehname”cilik başladı. Fetihler, savaşlar, seferler, tahta geçişler, bayram kutlamaları minyatürlerle anlatılıyordu. Bunların içinde en önemli eser Arifi’nin “Süleyman name”sidir. Bu eser 1543 yılındaki Macaristan kuşatmasını, “Nice fethi”ni ve “Deniz seferi”ni konu almaktadır. Bu dönemde İnsan yüzleri, şematik giysiler gerçeğe yakın yapılıyordu. Kumaş halı ve giysilerin üzerindeki desenler, yapılardaki süslemeler ayrıntılarla gösteriliyordu. Bu dönemin en önemli temsilcisi Matrakçı Nasuh’tur. 16.yy’da III..Murad döneminde oğlu Şehzade Mehmet’in sünnet düğününü anlatan ‘Surname’yi yazan Nakkaş Osman minyatür sanatının niteliğini çok yükseltmiştir. O dönemin kültür sanat olaylarını bir film şeridi gibi resimlemiş olup, tarihimiz için bir belgesel niteliği taşır (1582). 17. ve 18.yy’ın ilk yarısı Osmanlı minyatürünün son parlak dönemidir. En önemli nakkaş olan Levni ; gerçekçi düzenlemeleriyle, figürlerin canlı pozları, güzel giysiler ve serbest hareketleriyle klasik minyatürden ayrıldı. Bu dönemin minyatürlerinde artık perspektif ve ışık-gölge izleri gözlenir. 18.yy’ın ikinci yarısında ise batı kültürüne karşı ilginin artması ile minyatürde gerilemeye başladı. 19. y.y.da önemini yitirdi ve yerini batı resmine bıraktı. Uzunca bir dönem resim arenasında minyatürden söz edilmedi. Cumhuriyet döneminde kimi ressamlarımızda çağdaş yorumlamalar içinde minyatürün etkilerini gözlemliyoruz.


Örneğin Devrim Erbil’in çalışmalarında minyatürün etkilerini çok belirgindir. Özellikle şematik İstanbul peyzajlarında 16. yy’ın ünlü minyatür ustası Matrakçı Nasuh’un menzil krokilerinden esinlenmiştir. Naif, coşkusal tablolarında Anadolu geleneğindeki tasavvufun temel söylemlerinden biri olan çoklukta birlik anlayışına da göndermeler yapar. Ama Devrim Erbil resimlerine minyatür diyemeyiz. Olsa olsa minyatür tadını alabileceğimiz çağdaş yorumlardır. Bir diğer ressamımız Günseli Kato, Minyatürleri ve Doğu kültürünün renk, desenlerini günümüz yorumuyla ifadelendirmektedir. Çalışmalarında minyatürün etkilerini yoğun bir şekilde tanık olduğumuz sanatçı; gelenekçi ve renkçi tavrını estetik bir yorumla ortaya koymaktadır. Minyatürün günümüz resim geleneğinde çağdaş yorumlarla yeniden hayata geçirilmesi elbette ki kültür dünyamızı zenginleştirecektir. Ancak 500 yıl önceki minyatürlerin taklit edilmesi şeklinde olmamalı. Artık zanaat olarak değil, sanatsal tarafı çağdaş resim estetiği içinde yorumlanarak üretimler yapılmalı. Zamana koşullu olarak hayat değişiyor. Evrimleşmeye paralel insanın düşünce ve zihinsel yapılanması biçim değiştiriyor. Resimle ilgili malzeme ve teknikler gelişiyor. Bütün bunlarda bizim bugünün kurgusuyla çağdaş yorumlar, yeni açılımlar yakalamamızı gerektiriyor. Minyatür; doğulu bir hayatın, resimdeki izdüşümü gibidir adeta. Derinlik, gölge ve perspektifin olmadığı, yaşama nötr bakan resimlerdir. Hayatın girdaplarını tevekkülle karşılayan, “an”ın sonsuz bir gerçeklik içine yayılarak yorumlandığı resimlerdir. Son 300 yıldır batı kültür emperyalizminin etkisiyle bize ait olan ne varsa küçümseyip sırt çevirdik. Ne yazık ki kendi değerlerimizin pek de farkında değiliz. Oysa bizleri özel ve anlamlı kılan bizim değerlerimizdir. İnsanlık tarihi bizi bunlarla tanımlayacaktır. Bu bağlamda gözlerimizi kendimize çevirmenin zamanıdır.

Buradan hareketle geçmiş kültürlerin bize bırakmış olduğu sanatsal kalıntıları birer yapı taşı olarak kabul edip, çağdaş sanatla geleneksel kültürümüzü harmanlayıp yeni açılımlar yakalamalıyız. Çünkü üzerinde yaşadığımız coğrafya dünyanın pek çok rengini içinde barındıran bir mozaik. Bize düşense bu güzellikleri öznel bir dille yorumlayıp, dünya insanlarıyla buluşturmak olmalı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bilgilendirici ama deneme vtadında bvir yazı olmuş. Teşekkürler. Facebookta paylaşıyorum herkesler de okusun diye.Selamlar

Coskun Karabulut 
 02.05.2010 10:41
Cevap :
Teşekkür ederim. Biraz bilgilendirici yazı olmasını ben de istedim. Çünkü "Minyatür" kendi geleneğimiz olmasına rağmen, çok bilinen bir resim türü değil. O yüzden temel bilgi niteliği taşıyan bir yazı oldu. Umarım yararlı olur. Selamlar.  02.05.2010 20:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 8353
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

İzmirliyim. İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi mezunuyum. Serbest çalışan diş hekimiyim. M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster