Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
526
 

Analığın sınandığı en zor anlar!

Analığın sınandığı en zor anlar!
 

Uzun bir giriş yapmayacağım, analık zor iştir, vesselam, evladın sağlığı ile sınanır, mutsuzluğu ile, hırsızlığı, uyuşturucu bağımlılığı ile…

Ölümcül hastalık ile cebelleşen evlatlar yanında en zor duaları analar yapar!

Bir tarafı kurtulsun ister acılarından, azıcıktır bu düşünce, en çok yaşasın ister: Eskisi gibi olamayacağını bilse de!

Karşıdan daha kolaydır hep mantık yürütmek: Ölümü kurtuluşu olacaktır bu çocuğun!

Babalığı yaşamadım, ahkam kesmem anlamsız, ancak gözlemlediğim kadarıyla babalar mantık ve duygu çizgisini analara oranla daha bir dengede tutmaktalar…

Belki karşıdan böyle algılanırlar, içlerinde neler yaşarlar, bilinmez!

Rakı sofrasında, dost yanında ağlayışı bazı erkeklerin belki de bundandır…

……

Bir oğlum var, Allah bağışladığı sürece, birden fazla çocuğu olan anaları anlayabilmem, gözlemlediğim kadarıyla olacaktır, az biraz da empati elbette…

Evlat ayırımı yapar mı bir anne?

Birini daha çok sever, birini daha fazla döver mi?

Birine daha çok güvenir, bir diğerinin inanmaz mı dediklerine?

Biriyle daha çok gülüp, bir diğerinden of çeker mi?

Deneyimlerime göre olabilir, çarşı vitrinlerini seyretmeyi hiç sevmedim, almaya niyetli değilsem bir şeyler, kız kardeşim ve annem severlerdi, evde kalmayı yeğlerdim ben, onlar gider gezerlerdi…

Halam, ilk çocuğunu, büyük kızını yani, pek sever!

Kendi yapamadıklarını mı ona bahşeder, onur mu duyar doğurduğundan, kızı her ne yaparsa yapsın, yakıştırır ona, küçük kızı az biraz atıl kalır, ablası kadar güzel değildir, en küçük çocuk erkektir, onun da ayrıcalığı elbette ki bakidir!

Annem, dengeleri iyi ayarlardı, hala da öyledir: Aile içinde şuralarda yazdıklarımla tek ilgilenenimdir!

Nilgün’ün osuysa, Gülgün’ün busu…

......

Bazı analar var ki, empati yapmaya çalıştığım, sekiz çocuk doğurmuş mesela, sekizini de eşit sever mi diye soramayacağım, çok riskli bir soru, yüreği yetebildiğince her biri için ayrı parçalamıştır kendisini, ilk çocuklar deneme tahtasıdır genelde, kim ne derse desin, bu gerçek!

Neyse… Konuyu dağıtmaya başladım sanırım, toparlayayım!

Bazı analar gencecik kızlarını toprağa uğurlarlar!

Ölür al kınalı parmaklı kızı, çığlık atarken “Yapma ağbi!” diyerek!

“Baba!”, “Amca!” diyenleri de vardır, çeşitlilik gösterir duruma göre, çeşitlilik göstermeyen tek şey ölümdür; gencecik bedene kesilmiş bedel!

Analar tanık olur mu alınan töre kararlarına, tanık olmasalar da bilirler elbet bir şekilde, değil mi?

Ne diye dua eder o ana, mesela, Ya rabbim, hem kızımı koru, hem oğlumu mu?

Kocasının gözüne bakar mı töre toplantısından dönen kocasının sunarken çorbasını, ya da yuğarken ayaklarını, damla akıtır mı gözlerinden, akıtırsa dayak yer mi?

Oğlunun kuruyan çamaşırlarını ütülerken, neler düşünür mesela, hapishane kokusunu mu duyar, kızının kızıl kanını mı hisseder?

Kocasına söylesin mi, dayak pahasına, yazık günah değil mi bu çocuklarımıza, yoksa yazığı o da düşünemez mi?

Öldürün der mi bir ana, kurtulsun namusumuz!

Zaten oynak gibiydi bu kız!

……

Bazı analar kuş olsun isterler, tel örgülere inat, uçsun kızını korusun, dönsün oğluna göz kulak olsun…

Kocasının gönlüne konsun da, çocuklarını da korusun isterler belki de, ama gözünü namus bürüyen kocalar bilmem kaç çocuğunun anası kadına söz hakkı verir mi sevişme sonrası?

Kaç ana hak etti, namussuz, vurun gayri der?

Kaç ana oğlunun sırtını sıvazlar “Aslan oğlum, temizledin namusumuzu!” der?

Kaç ana kadın başını koyduğunda yastığa, bir kızı mezarda, bir oğlu hapisteyken, kocasının göğsüne sığınır da, neler geldi bak başımıza bey diye sızlanır?

“Sıkma canını hanım, geçecek elbet her bir şey…” yanıtını almak için…

……

Geçmiyor işte!

Yanında yatan evlat katili, tetiği çekmese de!

Evlat haini, birini toprağa, birini mahpusa yollayacak kadar, neden babalar, amcalar ve dahi töre meclislerinde bu kararı hep erkekler alırlar?

……

Kızı mezara, oğlu mahpusa girmiş bir ana, hangisine yanar acaba?

Kızı için ağlasa kocası kızar mı, namussuz dölün arkasından ağlanır mı diye yürür mü üstüne, üstüne yürüse ana yüreği, taş bastığı kadar kötekleri de saklar, ama yüreğinde, ama bedeninde…

Ne ölen kızına yanabilir bu ana, ne mahpustaki oğluna, namustur!

Tesellisi hiçbir şekilde yoktur!

……

En çok da, üç beş ay geçtikten sonra, yanına yaklaşan kocasına karşı tavrıdır, merak ettiğim!

……

Kızını ve oğlunu oluşturduğu anlar gibi, hani biri mezarda, biri mahpusta, açabilir mi bacaklarını, ne kadar zorlansa da…

Küfür edebilir mi mesela, lanet olsun bu namus belasına!

Bir bacak arası değil mi, bacak arası ile doğan kızın, oğlun, bacak arası nedeniyle ölümüne karar verilmesi, bu kadar ucuzsa, beni de öldür lan!...

Diyesi geliyor insanın!

Ahh… O analar, yüreklerinde taşlar…

Keşke okusalar, keşke “Yavrum, buydu işte hissettiğim” deseler…

Kocalarının omzuna konamayan başlarını keşke buraya yaslasalar…

……

Empati yapmak zordur bazı konularda, bu yazı da öyle zordu, duygulara, törelere dokunup, uzaktan ahkam kesmek…

Öyle bir okuyucu var ki, yazar değil kendileri, öyle güzel yorumlar yapıyorlar, öyle katkıda bulunuyorlar ki, pencerelerime pencereler açıyorlar, başkalarına da, bana oldukları kadar!

Bu konuda da, özellikle, paylaşımlara ihtiyacım var!

Karşıdan baktım, ama doğru laf ettim, ama yanıldım!

Konuya vakıf kaç kişi vardır kim bilir?

Paylaşımlar için peşinen teşekkür ederim!

Gülgün Karaoğlu

Ocak,14/09

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

paralardı! Çocuk mıyık mıyık ağlar, kadın onu öper koklar! Dizlerini silkeler, gözyaşlarını siler, bir taraftan da saçını başını düzeltir kızının... Bir diğer örneğim, elli yıl öncesinin Almanya'sında geçiyor. Arkadaşım üniversiteyi okurken bir evde kalıyor, evin annesi bir akşam topluyor hem arkadaşımı, hem de kendi çocuklarını, diyor ki: Ablanız bu gece erkek arkadaşının evinde kalacak ilk kez, bu onun için çok önemli bir deneyim. Sabah geldiğinde yüzünde kızarıklıklar olabilir, lütfen o kızarıklıklara bakmayın ve soru sormayın, çünkü utandırabilirsiniz onu! Yanlış bir şey yaptığını sanabilir ve bu onda bir travmaya sebep olabilir. Bir tatil köyüne gittiğimizde, uluslararası bir tatil köyü mesela, hangi grubun Türk olduğunu nasıl anlarız: Bir tek bizim çocuklarımız dolanır çevremizde, paçalarımızdan çekerler, ağlarlar, bağırırlar... Bir tek de bizler koştururuz çocukların peşinde, ellerimizde yemek tabakları! Sevgi ile bağımlılığı mı karıştırıyoruz ne?

Olcay Gülgün Karaoğlu 
 15.01.2009 3:20
Cevap :
Bir de diğer tarafı var, ülkemizde, ağabeyine hizmet etmek zorunda olan kız çocuklar... Erkek çocuklar oturtulurlar, kız çocuklar su taşır onlara, evin bulaşığını yıkar küçücük yaşında, horlanır, edebinle otur denilir, gülme, kıkırdama! Ya ağabey kırar kafasını ya babası, hatta onlardan korkusuna önce anası! Sevgi, sorarım sevgili Eymil, bunun neresinde? Bazı coğrafyalarda, dinlerde, toplumlarda tabular sevginin de önündedir, maalesef! Gerçek sevgi değildir bu, elbette! Sevdiği için kıskanıp, karısını döven, bıçaklayan bir adamın sevgisine inanmak aslında mümkün değil, o coğrafyayı, toplumu tanımıyorsan! Buna rağmen hastalıklı, buna rağmen sağlıksız diyorum, aynı coğrafyadan olmama rağmen! Sevgi olmasa da, sevgi kavramının algılanışı değişiyor demek ki toplumdan topluma! Bu sonuca vardım şu anda... Yine de senin, benim, ya da diğer okuyanların katacakları bir şeyler olabilir, bu soru ancak öyle tamamlanabilir! Sevgilerimle...  15.01.2009 3:34
 

anne değilim Gülgün Hanım. Ama şu yazdıklarınızı okurken, empati yapmaya çalışırken, dehşete düşmeden ve şu soruyu kendime sormadan edemedim. Coğrafyadan coğrayfaya, gelenekten geleneğe, dilden dile, dinden dine, miliyetten milliyete değişen bir şey midir evlat sevgisi? Yoksa her durumda her koşulda değişmeyen, aynı şekilde hissedilen bir duygu mudur? Kaleminize sağlık.

Eymil 
 14.01.2009 16:00
Cevap :
Ah sevgili Eymil, ne güzel bir soru bu! İnanır mısın, tam olarak hazır mıyım böyle bir soruyu layığıyla yanıtlamaya, bilemiyorum! Annelik içgüdüsü evrenseldir diye düşünüyorum, annelik sevgisi de evrensel olması gerekirken, sevgi kavramlarının toplumsal farklılıklar gösterdiğine tanık olmamdan dolayı, gerçek anlamıyla sevgi aynı olsa da, sevginin algılanışı, ifadesi, her toplumda aynı değil sonucuna varıyorum! Tanık olduğum bir iki örnek vermek isterim: Yirmi beş yıl önceydi, Amerikalı bir annenin yanında üç yaşlarında bir kız çocuğu vardı. Çocuk gözümün önünde düşüverdi, kadının kolları dolu olduğundan atladım hemen, teşekkür ederim ama lütfen izin verin kendisi kalksın dedi! Küçük kız kalktı, dizlerini silkeledi ve annesinin yanında yürümeye devam etti! Bizim toplumumuza göre ilgisizliktir bu, tabii ki eşittir sevgisizlik! Oysa yaşama hazırlıyordu o genç kadın kızını, gerçek sevgi buydu onun için! Bizde kadın ya kızardı kızına, önüne bak salak, ya da yavrum diye kendini  15.01.2009 3:06
 

içten gelen bir yazı zevkle okudum:)

ssevilayy 
 14.01.2009 13:47
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum Sevilay'cığım... Sevgilerimle...  15.01.2009 2:53
 

Sayın Gülgün hnm. Yazılarınızı büyük bir keyif ve memnuniyetle okuyorum.Tespitleriniz benimkilerle bire bir ötüşüyor.Topluma duyarlı konularda ki yazılarınız ayrıca beğenimi kazanıyor.Katılmamak mümkün değil. saygılarımla

mozsarac 
 14.01.2009 11:29
Cevap :
Çok teşekkür ederim Mehmet Bey... Sizinle benzer düşünsel ve duygusal platformda olmamız beni sevindirdi, takdir ettiğim bir kişisiniz çünkü... Sevgilerimle...  15.01.2009 2:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1302
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster