Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1954
 

Anarşik Teyzem / 1970'li Yıllar

Anarşik Teyzem / 1970'li Yıllar
 

...


Dün gece Anarşik Teyzem geldi, konu konuyu açtı ve kendimizi birden 70’li yıllarda bulduk. Daha doğrusu Anarşik Teyzem anlattı, ben dinledim. Doğrusu o kadar yokluğa rağmen, o kadar naif ve güzelmiş ki , Anarşik Teyzem o yıllarda gençliğini yaşadığı için kıskanmadım değil.

Anarşik Teyzem’in dediğine göre müzik, sinema, özgürlük, aşk gibi olguların en iyi işlendiği yıllarmış. O üretkenlik, sadelik, gerçek duygular bir daha yaşanmayacak maalesef, dedi, gözleri boşluğa takılarak.

Ben onu harekete geçirmek için “başka neler oldu Anarşik Teyzecim, anlatsana çok merak ediyorum” dedim.

“Oooo neler olmadı ki? Bir kere 70’lerin ilk yarısı çok güzeldi. Memleket yokluk içindeydi ama biz küçük şeylerle mutlu olduğumuz gibi, aynı küçük şeylerle de mutsuz olabiliyorduk. Murat 124 lere, Anadol arabalara doluşup, arkadaşlarla beraber boğaza, denize girmeye gidiyorduk. Boğazda denizde yüzmenin tadını bilemezsin, her babayiğidin harcı da değildir, akıntı çok…

Sonra arkadaşlarımızla evlerde toplanıp, Beatles, Jethro Tull, Rick Wakeman, Boney M, Abba, Pink Floyd, Jim Morrison, yerlilerden Ajda Pekkan, Tanju Okan, Barış Manço, Erol Evgin, Ali Rıza Binboğa, Alpay, İlhan İrem, Ömür Göksel, Semiha Yankı, Modern Folk Üçlüsünü dinlerdik. Hepsinin de şarkıları öyle güzeldi ki… Sonra Hey dergisi vardı. Her ay alır, liste başı şarkıları işaretler, kaset doldurturduk. Hey Allahım bakar mısın şimdi internetten müzik, film indirdiğinizi gördükçe nereden nereye geldik diyorum. Ben “aaa kaset doldurmak mı? ne enteresan” dedim. “Ooo şimdi ile kıyaslığında daha ne enteresanlıklar var, dur bak anlatayım,” dedi.

Gün boyu radyo açık olurdu, -arkası yarın- -bir roman, bir hikâye- -yurttan sesler korosu- verilen hava tahminleri tutmayan –hava raporları- vardı. Hatırlıyorum da, Apollo 11’den, Neil Armstrong’un aya inişini radyodan ne kadar heyecanlı dinlemiştik. Sonra televizyonlar… Biliyorsun babam açıkgöz işadamı olduğu için zengindik. İlk önce biz televizyon almıştık. Her akşam komşular, bütün mahalle bize gelir, telesafirlik yaparlardı. Televizyonda doğru dürüst çekmez, çoğu zaman karlı seyrederdik. Hiç unutmam çatlak bi komşumuz vardı, parmaklarını dürbün gibi yapıp, gözüne yerleştirir, böyle seyredin, çok net çıkıyor, derdi. Hep birlikte gülerdik. İşte bizim gülümsememizi sağlayan bu küçük şeylerdi. Aaaa dur bak; TRT de her şey denetime tabiydi. Yılbaşında dansöz çıkıp çıkmaması büyük olay olur, günlerce dansöz çıkacak mı, çıkmayacak mı? diye konuşulurdu. En sonunda Nesrin Topkapı şahane bir şekilde dans eder, yeni yıla öyle girerdik.

Bir de televizyonda sık sık bant kopar, bant olana kadar “Necefli maşrapa” resmi konurdu, ya da bir manzara resmi. Biz İstiklal Marşına kadar televizyonu açık tutar, -televizyonunuzu kapatmayınız- yazısını okuyana kadar da kapatmazdık. Şimdi düşününce Allahım ne akıl! diyorum. Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur Önal, İzzet Öz program yaparlardı. Kaynanalar, Kaçak Kimble, Tatlı Cadı… Levent Kırca -oyun treni- ile çocuk programı yapardı. Sonra Heidi vardı… Adile Naşit, Münir Özkul, Ayşen Gruda’lı filmler izlerdik. Sonra sonra Beyaz Gölge, Küçük Ev, Dallas, Zengin ve Yoksul, Kökler, Şahin Tepesi gibi diziler geldi. Pazar sabahları kahvaltıdan sonra kovboy filmleri izlerdik, macerayı ve doğa sevgisini ise Kaptan Cousteau belgeselleri seyrederek gidermeye çalışıyorduk.

Biliyor musun ben o yıllar, Tommiks, Teksas, Kaptan Swing, Zagor çok okurdum. Çok hoşuma giderdi. Bir de cep fotoromanlar vardı. İtalyanlar tarafından yayınlanıp, Türkçeye çevrilmiş pembe dizi romanları. “heyy be ne yıllardı, ahh Nilüfer, nerelere götürüyorsun beni böyle.”

“Aaa n’olur devam et, Anarşik Teyzecim.” “Merak etme burada kesilir mi, hiç? Tabii devam edicem…”

Biliyor musun o yıllarda sık sık elektrikler kesilirdi. Piknik tüpleri üzerine lüks lambaları ilave edip, elektrikler gelene kadar öyle otururduk.

Sokaklarda Silivri yoğurdu, balıkçı, sütçüler megafonsuz satış yaparlardı.. Rum, Ermeni nüfusu çok daha fazlaydı ve insanlar birbiri ile komşuluk yapmaktan hoşnuttu.

Sonra bütün mahalle toplanır, komşularla, Maksim gazinosuna gündüz kadınlar matinesine gider, Erkut Taçkın’dan rock müzik dinlerdik. Tabii annelerimiz rock müzik dinlemeye gelmezlerdi, onlar Zeki Müren’e giderlerdi.

Ayyy Anarşik Teyzecim kimbilir sen ne şık giyiniyordun, o yıllarda, semtin hatta İstanbul’un en zenginlerinden olduğunuza göre. Anarşik teyzem dudak bükerek “evet önceleri şık giyiniyordum, şimdiki gibi konfeksiyon gelişmiş değildi, kumaş mağazalarından kumaş alıp, semtteki terziye diktirirdim. Aman ne mini etekler giydim, uzun çizmelerle birlikte. Hiç kimse de yan gözle bakmazdı. Resmen bir karıştı. Yazın sırt dekoltesi olan bluzlar, minicik bikiniler giyerdim. İspanyol paçalar, apartman topuklar çok modaydı. Kaşlarımızı yola yola, bir sıra bırakmıştık. Hepimiz Mona Lisa olmuştuk, adeta. Saçlarımıza şekil verdikten sonra Tekel birası ile yatıştırırdık. Nerde şimdiki gibi köpük, jöle v.s. Şımşıkırdak giyinince de Beyoğlu İstiklal’e ya da Bağdat Caddesine çıkardık. . İstiklal trafiğe açık o zamanlar tabii. “Aşk Hikâyesi” filmi 70’lerin ilk yarısında ortalığı kasıp kavurmuştu. Ben de saçlarımı etkilenip öyle uzatmıştım. İnsan gençlikte ne kadar çok etkileniyor.

Erkeklerde saçlarını uzatırlardı, geniş favorileri vardı. Onlarda İspanyol paça pantolon, geniş kravat, takarlardı. Kravatları nedense hep kısa ve güdük olurdu. Hıh neden olacak, moda işte! Ceketlerinin yakaları ise tarla kadar genişti. Onlarda ideolojik fikirlerine göre bıyık bırakıp, haki yeşil parka ya da kahverengi süet kabanlar giymeye başladılar. İnsanlar birbirini karşıdan gördüğünde hangi görüşe sahip anlıyordu. Sonra biliyorsun benim fikirler de değişmeye başlayınca wrangler kotla, yeşil parka giymeye başladım. . “Aaa Anarşik Teyzecim o zaman ithalat olmamasına rağmen, nasıl buluyordun o kotu, zampik ağbin yurtdışından mı getiriyordu?” “Yok yaa ona ne müdana edicem, burda Amerikan pazarları vardı. Güya bişey yoktu, ama parayı bastırdığında gizli saklı alıyordun. Daha sonra ise bu wrangler kotu bile fazla bulup, özellikle Bahçekapı’daki Sümerbank’a gidip kot pantolon alıp, onu giyiyordum ve çok da hoşnuttum bu durumdan.” Biliyor musun, bir paket yabancı sigara bulundurmanın suç olduğu yıllarda, ortalık tombalacı kaynıyordu. Ellerinde siyah uzun bez torbayı sallayarak Kent var, Marlboro var, diye bağırıp satıyorlardı. Ama ben inadına Samsun sigarası içiyordum. Tütünü öyle kabaydı ki, sigarayı parmaklarım arasında yuvarlar, tütünün fazlasını dışarı çıkarıp, dilimle de ucunu ıslatırdım. “Vayy iyi keşmişsin Anarşik Teyzecim” dedim. Anarşik teyzem hınzır bi şekilde göz kırptı.

“Anarşik Teyzecim o yıllarda ben en çok kültür sanat olaylarını merak ediyorum?”

Edebiyatta en çok Sevgi Soysal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt okuyorduk. Tutunamayanlar yeni basılmıştı. Roman ağızdan ağza yayılmış, hepimiz edinmiştik. Müthişti, Türk Edebiyatında yeni bir çığır açmıştı Oğuz Atay…

1974 Kıbrıs çıkartması… Ne heyecanlı günlerdi. Gençler askerlik şubesine gider, yaşı tutmayanlar zorla askere gitmek isterlerdi. O yaz karatma geceleri yaşamıştık. Karbon kağıdıyla ışığı azaltılmış ampul ışığında kitap okuyup, Ayten Alpman dinliyorduk… Ben stresten habire şokella yiyordum, iyi geliyordu…. Karaoğlan efsane olmuştu. Dağda taşta “umudumuz Karaoğlan” yazıları vardı. Ecevit mavisi diye bir renk moda olmuş, erkekler Ecevit mavisi gömlekler giyer, kasket takar olmuşlardı.

Derken derken, üniversitelerde boykotlar başladı. Öğrenciler okul kapalı olmasından dolayı üniversiteye gidemiyorlardı. Sık sık olaylar çıkıyordu. 70’lerin ikinci yarısına gelindi. Memleket sanki daha karanlık günlere gebeydi. 1 Mayıs 1977 kanlı geçti: Bugün bunu sanırım herkes biliyor, 28 kişi boğulma ya da ezilme yüzünden, 5 kişi vurulma, 1 kişi de panzer altında yaşamını yitirdi. 130 kişi de yaralandı. Ben çok istememe rağmen gidememiştim. Maalesef bir kadın arkadaşım da yaralananlar arasındaydı. Sol bacağının derisi tamamıyla yüzüldü ve kulağı koptu. Her şey korkunçtu…

1979 yılı ise Türkiye açısından gerçekten en kötü yıldı. Araba vapurları mazot yokluğundan çalışamıyor, Yeşilköy Havaalanına ampul yetersizliğinden pilotlar kör iniş yapıyordu. Yokluk ülkesi olmuştuk, insanların almaya paraları vardı ama hiç bir şey yoktu. Benzin kuyrukları, tüp, sanayağ, şeker, soğan… Her şey kuyruk… Siyasal cinayetlerle birlikte memlekette gecekondulaşma da hızlandı. Ülkemiz bir nevi kapalı kutu gibiydi. Kendi ülkemizden başka bir ülkede neler olup bitiyor, bilmiyorduk. Ben o dönemi, Sezen Aksu’nun –Ünzile- şarkı sözlerine benzetirim. Köyünden hiç çıkmamış, dünyayı köyünden ibaret düşünen Ünzile gibiydik…

15 Kasım 1979 ise İstanbul için o kara gün… 150 bin gros tonluk ham petrol yüklü, Rumen tankeri Independenta ile Yunan tankeri Evriali kosteri sabaha karşı saat 05.20 de Haydarpaşa açıklarında çarpıştı. Cephesi Marmara’ya bakan evlerin, dükkânların camları aynı anda kırıldı. Bu ne büyük bir sarsıntı ve sesti. İstanbul özellikle Kadıköy yakası yataklarından ok gibi fırlamıştı. Gökyüzü alev alev, kıpkızıldı… Yangın 3 hafta sürdü. Nihayet 3 haftanın sonunda kuvvetli bir lodos çıktı da öyle söndü. Ama o enkaz senelerce Haydarpaşa açıklarında kaldı…

1980 lere gelindiğindeyse ülke cehennem gibiydi adeta. Hergün insanlar öldürülüyordu. Kahvehaneler taranıyordu. Otobüslerde seyahat ederken, jandarma durdurup kimlik sorguluyordu. Sanki herkes suçluydu, insanların gözlerinde korku hakimdi… İnsanlar birbirinden korkar olmuş, kimsenin kimseye güveni kalmamıştı. Hava karardı mı, evlerine kapanıyorlardı. Herşey tatsızlaşmıştı….

Taa kii…

12 Eylül 1980

Netekim…

12 Eylül 1980 gününe kimileri çok sevindi, bir günde anarşinin kesilmesine,…Rahat huzur geldi artık dediler…

Kimileri içinse…………………

k a p k a r a

B i r

B o ş l u k ………………

Ve

S o n r a

Ö z a l’ l a

t a n ı ş t ı k.

V e

p e r d e

k a r a r ı r…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı okurken okumaya doyamadım tekrar okudum geçmişimi çocukluğumu, gençliğimi yeniden yaşamış kadar oldum. yokluk vardı ama o zamanlar daha bir mutluyduk. arkadaşlarımız, komşuluk ilişkileri birlik beraberlik. gece oturmalarına gitmeler paylaşımcı, açık hava sinemaları, bozacıııı, yoğurtçuuuu, kamyonetle sinemada oynanacak filmi duyuranlar, ramazanlarda sahurda name okuyan daculcuya eşlik ederek peşinden gitmeler.büyük küçük erkek kadın saklambaç top oynamalar, ben şimdiki çocukların bunların hiçbirini yaşadıklarını görmedim şahit olmadım hiç çocukluklarını yaşayamıyorlar. yamalıklı pabuçlarımla yamalıklı elbisemle çoooooook mutluyduk yazım karmakarışık oldu aklıma gelenleri döküverdim yazılacak okadar çok şeyler varki hangi birini yazalım. yazarken bile heyecanlandım duygulandım. emeğinize yüreğinize sağlık çok güzel yazmışsınız.....

sirin bal 
 25.02.2012 1:27
Cevap :
inanın size bu duyguları hissettirdiğim için çok mutlu oldum. insanın çocukluğu vatanıdır diye boşuna dememişler. çocukluk ne kadar yoksunluk yaşanırsa yaşansın, o kadar güzel. çok teşekkür ederim. sevgilerimle...  25.02.2012 21:36
 

bu yazı ne kada zarif ve ne kadar uzak tutulamaz ve ne kadarda çok kişiyi anlatıyor geçen 30 yılı, koca bir ülkeyi anlatıyor bende içinde tabi buna zaman ayırım emek harcayıp sevgileri ayağa kaldırma adına çok güzel olmuş teşekkürler

gazi unlu 
 16.02.2012 13:36
Cevap :
Gerçekten de onca yokluğa rağmen güzeldi o yıllar. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.   16.02.2012 20:39
 

Ne yalan söyliyeyim ben tebessümle okudum, güzel bir yazı yine sevdiğimiz teyzeden... sevgilerle:))

erol aslan 
 24.01.2010 20:05
Cevap :
Teyzem yanımda şimdi, sevdiğini söyledim çok memnun oldu:) Anlatıcı olarak tebessüm ettirdiysem ne mutlu bana:) Sevgilerimle:)  24.01.2010 22:31
 

:),:(...karışımı bir şey..selamlar.

cinford 
 21.01.2010 13:23
Cevap :
Haklısın, çok doğru bir tespit... Selamlarımla...  22.01.2010 10:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 1006
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster