Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '09

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
1748
 

Anayasa mı? Babayasa mı?

Önce “ana” sonra “yasa” kavramını anlamak ve bu kavramları hazım etmek gerek... Biz ana avrat sövmekten, zaten birinci kavramı ıskalamış durumdayız. Sevişmek, önce aklı, sonra bedenleri paylaşmak adına, bir zevk fiili midir? Yoksa bir hakaret fiili midir? Biz henüz bu kertede dahî, insanlık imtihanını kayıp ediyoruz. “Yasa” ise bu millete, esasen hiç gerekmez. Her ayrı birimiz, şahıslarımıza münhasır yasalarımız ve tasalarımız ile yaşamaktayız. Gel de şimdi bu ve benzeri durumları, Anayasa profesörlerine anlat. Onlar anlasalar bile, muhalefet hiçbir şey anlamayacaktır. Bu durum bir millet için ne illet, ne zor bir durumdur değil mi?!.


Çok ata sözü olan milletler, çok çaresiz milletlerdir.


Bencileyin cahile göre: Anayasa kelimesini de, meselesini de İki türlü ele alabiliriz. Birincisi yasaların anası olarak. İkincisi de ana vatanın ve milletin, esasen devletin, tüm analara karşı, saygı yasası olarak. Birinci şıkta yasa da tasa da çoktur. İkinci şıkta ise, yasa çok az, tasa namına pek bir şey yoktur. Akıl milletler hatta anayasa dahî yapmazlar. Bu sebeple de, son derecede hür bir şekilde, demokrasinin beşiğinde salına sallana, diğer yasalarını yasama sürecinden/sürecine geçirebilirler. Tepelerinde havan döven, ensesinde boza pişiren ve çoğu kritik noktalarda, siyasî kararlar alan, zararlar veren ve zararlar gören, bir anayasa mahkemeleri de yoktur, Onların önlerinde... Kim her ne derse desin. Akıl muhteşem bir dirayettir, insan oğlu için, sevgili okurlarım. Hele zekâyı yöneten akıl daha da muhteşemdir. Ve akıl olanlar için, beşer adına her yarattıkları, aynı hünerin işi, ama ayrı birer hürriyet sebebi, hatta meş’alesidir. Her sözden efkârlananlar, bu sözlerin altında dahî, buzağı ararlar şimdi; “- Neden analara saygı?.” diye. Oysa hiç düşünmezler ki; bütün bir milleti analar doğurur. Ve O analar gördükleri saygı nispetinde, milletlerinin kaderini de yoğurur. Kaderi ana ellerinde yoğrulmamış milletlerin, kederleri büyük, kendileri de esasen hiç mesabesinde olurlar.

Kadın hakları yoktur. Kadın hakkın bizatihi kendisidir.
Bu gerçeği anlamayan milletler sadece abesle dans ederler.

Anayasalar, muhatap milletlere karşı da Sizi, moralinizi, kültürünüzü, ahlâkınızı, ahkâmınızı haysiyetinizi şerefinizi tanımlar. Anayasanızda ne kadar çok madde ve o maddelere bağlı ne kadar çok fıkra varsa; Siz o kadar zavallı, çaresiz, iş bilmez, hattâ dangalaksınız demektir. Zira, herhangi bir işin hiç bitmemesi, ülke işlerinin sürekli kilitlenmesi için, mutlak yapılması gereken ilk ve tek iş, anayasayı çok geniş, hatta roman gibi tutmakla başlar. Roman gibi bir ana yasan olunca, çıkacak kanun, ülke millet, devlet Dünya yararına dahî olsa; bir türlü çıkamaz. Hele muhalefetin de, her tür engeli, müthiş bir marifet sayınca: İktidar altın folluğa pırlanta yumurta yumurtlamak istese dahî; yıllar geçer, iktidarlar değişir ama milletin yüzü gülemez, hatta midesi normal yumurta bile göremez olur. Netice itibariyle bu tür anayasalar, akıl mantık vicdan ahlâk ve dirayet işi olmadığından; anayasanın herhangi bir kelimesi üzerinde bile, her anayasa profesörünün fikri ve zikri başka başka olur. Anayasacıların bir türlü anlaşamaması gibi, sıra dışı bu durum bile, roman gibi anayasa ile milletin yediği azametli kazığa en açık delili teşkil eder...

Însan-ı kâmil gerçeği bir seferde kavrayan kişidir.
İnsan-ı cahil ise, aynı hatayı tekrar ile uğraşan müflistir.

Duralım ve biraz düşünelim. Anayasa profesörleri neye ve neden lâzım diye? Roman gibi anayasa yazacaksan, tabii bu kişilere gerek vardır. Ama Onİki maddeden oluşan bir iki dosya kağıtlık, son derecede saygın olgun ve mütevazı bir anayasa yapacaksan, orada profesöre değil; bizler gibi vergi mükellefi olan, vatandaşlara ihtiyaç vardır. Bizler analarımıza derin saygı duyduğumuzdan, milletin anayasasını muhabbet ile yazarız. Sonra üniversiteler ve barolar, varsa detaylardaki hataları tashih ederler. Ve bu iş çok kısa bir sürede biter. Ancak, şimdi anayasa dendiğinde; herkesin aklına roman geldiği için, tüm anayasacılar, barolar, partiler, sivil toplum örgütleri mutlaka, ama mutlaka, roman yazmaya çalışıyorlar. Oysa ben anayasa profesörü olmuş olsaydım; Herkesin kanını iliğini donduracak şu açıklamayı yapardım. “- Hanımlar ve Efendiler, millet olmak illet olmak anlamına hiç gelmez. Bizlerin meslek dalını dahî yaratan bu tür bir anayasa, tamamen abes ile iştigâldir. Biz esasen anayasa değil; baba gibi bir yasa yapmaya memur kalmış, memur bırakılmış, bu ahvâli de yadırgamamış, bu sebeple de yadırganacak bir durumdayız. Bu durum da, hukuk adına bir yüz karası, hazin bir kısır döngüdür. Bizler işi gücü bırakıp, bazı önemli kanun maddelerini, anayasa zümresinden saymakla, hukuk bilmezlik ile suçlanabileceğimiz azametli bir hatâ yapmışızdır. Bu sebeple ben, anayasa profesörlüğünden istifa ettiğim gibi, bu durumdaki tüm meslektaşlarımı da, bu unvandan istifaya davet ediyorum.“

Hukuk ya da adalet adamı olmakla
peygamber olmak arasında, dünyevî manada pek büyük bir fark yoktur.
Peygamberler Tanrı buyruğuna göre hareket ederler.
Diğerleri de kanun adına vazettikleri hükümlere gör hareket ederler.
Tek fark mutlaka birilerinin Cehennem’e
diğerlerinin ise Cennet’e gideceği konusundadır.

Nurlar içinde yatsın. Kadıköy Maarif Koleji’ndeki edebiyat hocamız rahmetli Nezahat Somer Hanımefendi, alelade ile fevkalade sözlerinin manalarını ortaya çıkartacak, bir tahrir yazmamızı istemişti. Ben hemen yazıp, sınıftan çıktım. Herkes kağıdını doldurdu da doldurdu. Kağıdını dolduranlardan, düzgün not alan bile olmadı. Zîra imtihan seviyesini, benim tahririm Yüz alarak belirlemişti. Şöyle yazmıştım. “ Öküz bir alelâde varlıktır. Ağaç dahî. Ancak öküz ağaca çıkarsa; fevkalâde olur, tabii.“ Bizim kendi milletimiz için fevkalâdeyi yakalamak adına, ağaca çıkmamız gerekmez. Zîra biz öküz değiliz. Ancak anayasa adına, roman yazmaya halâ devam edecek olursak; şu anki sefil durumdan, ileriye adım atamaz bu durumdan kurtulamaz, kısaca yakın zamanda, öküzden bile beter bir hale düşeriz.. Bu halimize tabii herkes sevinir. Çünkü, süratle yıldızı parlayan bir ülkenin tökezlemesi, kendi yıldızını parlatmaya çalışan ülkenin milletleri için önemli bir fırsattır.

Bu Millet için en büyük sıkıntı, bu millet fertlerinin halâ bazı basitleri
anlamamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Basit ve aleladeleri anlamayan ve ayıramayanlar
fevkalade bir şey yaratamazlar!

En iyi ve demokrat anayasa diye gördüğümüz ’61 anayasası dahî, daha çok demokrat ve daha az kusurlu ama yine de bir romandan ibarettir. Bütün anayasalarda yazılanların neredeyse hepsi, standart yasa düzeyinde veya o bile değildir. Zannımca bir anayasa, en fazla hacmi ile aşağıdaki metinden daha fazla olamaz. Başka tür bir içerikte de olamaz. Bu bilgi ve aşağıdaki anayasa taslağı, Tüm anayasa profesörlerinin, TBMM sakinlerinin, tüm parti liderlerinin ıttılalarına saygı ile arz olunur. Madem ki, yeni bir anayasaya herkesin katkısı istenmiştir. Bir vergi mükellefi Türk vatandaşı olarak, karınca kararınca, aşağıdaki anayasa da, bu Millet ve Devlete, benim yaptığım, mütevazı, ancak gerçekçi bir katkımdır.

Fert bazında yasaları olmayan milletlerin ana yasalarını
vesait rejiminin rast gele kişileri dikte eder.

Aşağıdaki taslak anayasa’nın ilk maddesi sebebi ile sapla samanı sürekli karıştıranlar için, bir açıklama yapmam yerinde olacaktır. Tanrı dîne ait bir varlık değildir. Din dahî O’na dairdir. Ve O’na aittir. Hatta Din kitaplarının da Tanrı’nın Anayasası olduğu söylenir. Kâinatın, ve Kâinat’taki her şeyin, ezcümle Tanrıya ait ve dair olduğunu fark eden ileri medeniyetler, kendi anayasalarına, tabiatı ile “Tanrı adı ile” başlamışlardır. Onların mahkemelerinde, mutlak surette herkes, dinine uygun kitap üzerine yemin eder. Hatta paralarına bile Tanrı’nın bereketi için, Tanrı adını ya da simgelerini koyan milletler vardır. Bu tür asil ve akıl davranışlar, tamamen lâik, demokratik, sosyal hukuk devletine ve o devleti şekillendirmiş olan, milletlere yaraşır davranış şekilleridir. İnşâallah bir gün bizler de o mertebeye ulaşırız...Tanrı fikrine ve gerçeğine uzak olan mankafalar ve seviyesizler için, esasen ne bu türden medenî bir anayasaya, ne de romanlaşmış anayasalara bir ihtiyaç vardır. Bu zevatın kendi kısır anayasaları kendilerine yatar. Onlar sadece ve bütün vehimleri ile doğar, yaşar ve ölürler. Tüm ömürleri boyunca da, bu ve bütün anayasalardaki tek bir kelimeyi bilirler. O tek kelimeyi de, bazıları doğru telâffuz edemezler. Ezcümle “lâik” olan bu zevat, bence her şeye lâyık, tuhaf ve snop bir zümredir. Onlar için sadece Onlar ve Onların yaşam tarzları vardır. Hatta halkın haklarını bile tanımazlar! Oysa, o tek kelime, diğer değerler ve kelimeler ile bir araya gelmediği müddetçe, ne Tanrı, ne insan, ne de millet huzurunda hiçbir şey ifade etmez. Çok isterdim, Engizisyona karşı savaş vermiş İtalyan hukukçusu Beccaria’nın “Suçlar ve Cezalar” isimli kitabını, herkesin dolu dolu okumasını. O kitabı okuyanlar. belki o zaman anlarlardı, gerçek lâik aklın ve demokrasinin, gerçek hukukun ne olduğunu. Ya da gerçek hukukun, ahlâktan başka bir şey olmadığını...

Hukuk adaleti kandırmak içinse, her ferdin vay haline!

Siz okurlarımdan tek recam: Bu makale ve taslak anayasa’yı ulaştırabileceğiniz herkese Cumhur Reisine, Başbakana, bütün parti başkanları ile bütün vekillere ve hassaten, bildiğiniz bütün anayasa profesörlerine iletin. Ve lütfen herkesi bu anayasaya cevap vermeye tahrik edin. Birlikte görelim kestiğimiz ya da kesilecek olan saçın akını. Ya da kelin perçemini. Millet olarak biz harekete geçmezsek; “Anayasa” diye, biz daha çok roman okuruz. Ve de doğru ve düzgün, hiçbir çağdaş menzile varamadığımız ile kalırız. Lütfen Sizler de gördüğünüz eksik fazla ya da hata olanları bana ihtar ediniz.

Hukuk ve demokrasi yerine oturana kadar, her millet bir yangından geçer.
Ancak bizim meselemiz bu değil.
Biz kendi partisini bile yok etmekte olan bir adamı ve şürekâsını
üstelik medeniyet adına aşamıyoruz.

*************************

Türk Milleti’nin Anayasası’dır

01. Evvelâ, Rahman ve Rahim olan Allah-hû Azim-üş Şân’ın adı ve sonra Türk milletinin vicdanı, şerefi, adaleti, ilkelerine sadakati ile işbu Anayasa’nın Dünya milletleri devletleri ile Türk insanı, Türk Milleti ve Devletine, hayırlı olmasını temenni ederek, bu Anayasa’yı TBMM olarak, kaleme almaya başlarız.

02. 2000 Yılı itibarı ile Dünya’da Yüzlerce yıl hüküm sürmüş olan ve bu Anayasa ile kanunları şekil bulan, Türk Milletinin, Devlet şekli Cumhuriyettir.

Türkiye Cumhuriyeti tabiatı ile demokratik, lâik, üniter, bir hukuk devletidir.

Türk Milleti’nin resmî lisanı: Arapça, Farsça ve lâtin kökenli bazı kelimeleri de içinde barındıran, Çağdaş Türkçe’dir. Bu lisanı korumak ve geliştirmekle yükümlü olan, başta Türk Dil Kurumu olmakla birlikte, bütün üniversiteler ve eğitim öğretim birimleri bu görevden sorumludur. Lisan, millî şuur olduğu için, tahrip ve tahrif edilemez.

Türk milletinin milli marşı İstiklâl Marşıdır. Asırlarca bestesine de güftesine de dokunulmadan, bugünkü hali ile icra olunması, şart ve esastır.

Milletin bayrağı: Kırmızı üzerine beyaz hilâl ile yıldızdan oluşmuştur.

Milletin tedavüldeki parası: Türk Lirasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti: Ankara’dır.

Cumhurun ve Devletin başı ve baş komutan, Cumhur Reisidir.

03. Eşit ve adil kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yönetilen Türk Milleti için:

Kayıtsız şartsız egemenlik milletindir. Bu mutlak iradenin sahibi Millet adına, TBMM’dir. Türk milletin üzerinde olmadığı ve asla olamayacağı gibi, bu Milleti vekâleten temsil eden, TBMM’nin de üzerinde, hiçbir beşerî gücün ya da vesaitin olması, söz konusu değildir. Hukuken gayr-ı meşru böyle bir iktidar da olamaz. Bu tür bir iktidara, büyük bir hata ile tevessül eden, haricî ya da dahilî hainler ile bedahtlar, kendi ölçülerine kıyasen, misli görülmemiş bir şiddet ile karşılaşırlar.

Yasama yetkisi sadece Türk Milleti adına TBMM tarafından kullanılır. Ve bu yetki asla hiçbir makam, kişi, kuruluş ya da devlete devir edilemez.

Yürütme yetki ve vazifesi: Türkiye Cumhuriyeti Cumhur Reisi, Başbakan ve Bakanlar Kuruluna aittir.

Yargı yetkisi: Adil Türk Milleti adına, bağımsız mahkemelerce kullanılır. Durumu ve konumu her ne olursa olsun; herhangi bir savcı ya da yargıcın, ya da mahkeme heyetinin ya da ilgili kurum ve kuruluşların kanun, hukuk, adalet, vicdan ve maşeri akıl mantık dışı hareketi tespit olunduğunda, bu kişi/kişiler ya da heyyetler, en ağır ceza ile teczî olunurlar.

Türk vatandaşları ya da ecnebîler T.C. mahkemelerinde, kendi din kitapları üzerine yemin ederek, ifade verip, şahitlik ederler.

04. Millet, hükümetlerini demokratik yollardan, sandığa giderek seçer. Hükümetler de bakanlar kurulu vasıtası ile esasen kurumları belli ve yerleşik olan devleti yönetir.

Devletin vatandaşına karşı görevleri: Millet ile Devletin kendi iradeleri tahtında, Türk Milleti’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, Millet ile Ülkenin bölünmezliğini sürekli temin etmek, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, sıhhat, saadet, huzur, emniyet, güven ve mutluluğunu sağlamak, kişilerin temel hak ve hürriyetlerini, kadın erkek eşitliğini, aile masuniyetini, engelli vatandaşların özel ahvâllerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri muvacehesinde yerine getirmek, ekonomik ve sosyal yapıyı muasır medenîyetler muvacehesine çıkartmak, hatta o medeniyetleri dahî geçmek, insanın aklî, maddî, manevî ve medenî varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlamak, bütün bunları sağlarken asla devlet merkezli değil; tamamen fert merkezli davranmak ve burada sayılmayan ma’şerî şartların silsilesine uymak ve de tüm bu şartları temin etmekle mecbur ve mesuldür.

Milletin devletine karşı görevleri: Genç erkekler için askerlik yapmak, genç kızlar içinse, aynı tahsil düzeyi tahtında, erkekler ile aynı süre zarfında, sağlık sektöründe veya eğitim sektöründe hizmet vermek, şeklindedir.

Herhangi bir yerden, herhangi bir şekilde, aylıkla veya ticareten, gelir elde eden Türk Vatandaşları, Türk Vatandaşı olabilmenin en önemli gereklerinden biri olan, Vergi Mükellefi vasfı ile değer bulur, muamele görürler. Vergi Mükellefi olma şerefinden kaçan her vatandaş, aynen askerden kaçmış gibi, vatan haini muamelesi görür.

05. 2000 Yıllık tarihi zarfında OtuzÜç boydan oluşan ve OnYedi devlet kurmuş bulunan, Türk milletinin, ana vatanı, Orta Asya olmakla birlikte; şimdi Türkiye diye tarif olunan, Anadolu ve Trakya topraklarıdır. Bu hudutlar, Türk Milleti’nin saldırısı ve/veya tahakkümü ile değil; ancak herhangi bir zaruretten dolayı, Türk Milleti’ne güvenenler lehine/lehinde, değişebilir. Yeniden düzenlenebilir.

06. Türk Milleti bünyesini teşkil eden, tüm ırklar ve boylar ve azınlıklar ile birlikte, ebru değerinde, mükemmel ve bölünmez bir bütün halinde, yaşamış yaşar ve yaşamaya devam edecektir. Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı, bu zümreden olan tüm fertlere, tefriksiz “Türk” ve/veya “Türk Vatandaşı” denir.

Bir boy ırk ya da azınlıklar ile ezelde bir mesele yaşanmışsa; bu meseleyi Türk milleti ve devleti, istikbalde asla mevzuu etmeyecektir. Bu Millet ve Devlet, beşer için bir kin, hırs, iddia ve gıybet hatta düşmanlık müessesesi olmakla değil; Dünya milletlerine barış, dostluk, adalet, muhabbet yaymanla ve de aşılamakla, mümeyyiz ve müzeyyen bir Millet ve Devlettir.

07. Vatandaşı olan fertlerin ya da Dünya milletlerinden başka fertlerin, Türk Yargısı kanunları adaleti karşısında, Dünya hukukuna aykırı bir muamele görmeyeceği kesindir.

Temel insan hakları ve özgürlükleri konusunda, Türk Milleti ve Devleti uluslar arası kayıt altına alınmış bulunan ve alınacak olan, bütün kayıt ve şartlara peşinen uymayı, taahhüt ve tekeffül etmiştir, her zaman taahhüt ve tekellüf eder ve edecektir.

Bu zümreden olarak: Türk Milleti ve Devleti her türlü soy kırımına, soysuzluğa ve lâboratuarlarda yapılan yanlış müdahaleler ile ırk, cins, soy, boy, sulp, DNA karışımlarına karşıdır.

Türk Milleti ve devleti Dünya’nın hiçbir yerindeki haksızlığa asla sağır kalamaz. Sağır kalanları da hoş karşılamaz. Keza Türk Devleti, Dünya üzerindeki kendi ırkını ve vatandaşlarını, başka milletler ve ırklara zarar vermeden, korur gözetir ve yardımına koşar.

Türk Milleti her ne surette olursa olsun; Bir tek hücreliden insana kadar, ma’şeri vicdan tarafından da kabul görmeyen, herhangi bir canlının canına kıyılmasını ya da iğfâl veya inzâl edilmesini asla kabul edemez.

Türk Milleti ve Devleti, muhataplarına verdiği kadarını muhataplarının vüsatine göre almak ister. Bu sebeple: Türk Milleti ve Devleti, çifte standart uygulayan, çağ dışı anlayışları, esasen hafife almakla kalmaz; günü geldiği zaman, muhataplarına aynı süreyi tersine yaşatmak sureti ile Dünya üzerinde haksız yere hakları yenilmiş ve milyonlarla ifade edilen zümrelerin de, sözcüsü ve gözcüsü bulunduğunu, bulunabileceğine, her zaman ve her hali ile işaret eder.

Uluslar arası kurallara rağmen: Kırmızı bültenle aranan terör suçlularının, kimlikleri, eşkalleri, ev/iş yeri adresleri, muhatap devletlerin ilgili makamlarınca bilindiği halde; tutuklanarak Türkiye’ye iade edilemeyen, bu nev’i suçluların, yakalanarak Türkiye’ye iadesini temin babında: Türk Devletinin görevlileri, bu teröristlerin bulundukları adreslerden, azamî YirmiDört saat zarfında, derlenip toplanmaları ve tutuklanmalarının kesinleşmesi tabii Türkiye’ye iadeleri için, muhatap devletlere bizzat, fiilen, fevkalâde ciddî derecede yardım eder.

08. Devletin yol yordam, kanun nizam, idare irade ve dirayeti dışında, bazı devlet görevlilerinin, görev ve yetkilerini aşarak, hatta vatan ve millet üzerinde, başka türde kanun dışı tasarruflara da kalkışarak, vatandaşa haksız muamele fiilinde bulundukları tespit edilmiş ve haklarında takibat ile davalar açılmış ve bundan sonra da benzeri durumlarda davalar açılacak olmakla: Türk Devleti, kendi sivil nizamının ve bilgisinin dışında kalan ve bu tür yanlış muamelelere maruz bırakılmış bulunan, vatandaşlarının durumlarını incelemek üzere, bütün bu meseleleri, baştan ve yeni bilgiler, tespitler, deliller ışığında, olması gereken değişik bir yaklaşımla ele alarak, yeni bir değerlendirmeye tabî tutacaktır. Bu mübrem değerlendirmeye göre T.C. Devleti:

A. Terör mağduru olmuş köylülerin zararlarını tazmin eder.

B. Köylerine dönmek isteyenlere yardımcı ve teşvikkâr olur.

C. Terör dolayısı ile aşırı göç almış belediye bütçelerini iki katına çıkartır. Zaman içinde de makul yaklaşımlarla geri dönüşü sağlar.

D. Reşit olmadan dağa çıkmış olan, değişik alt kimlikli vatandaşlarının, silâh bırakarak köylerine dönmeleri için, gerekli imkânları oluşturur.

E. Reşit olduktan sonra dağa çıkmış olan, değişik alt kimlikli vatandaşlarının daha makul bir ceza ile anavatanlarına dönmelerine zemin hazırlar.

F. Türk alt kimlikliler ile örgüt yöneticilerinin, Türkiye topraklarına girmeleri söz konusu olamayacağı için, kendilerinin komşu ülkeler dışındaki başka ülkelere yerleşmelerine yardımcı ve müzahir olur.

G. Sayıları Bin’lerle ifade edilen bu zümrenin, bidayette kendini sürdüğü bu topraklardan, öz vatanları olan bu topraklara dönmelerini engellemeye kalkan her fert, her millet, her kurum, her kuruluş, her girişim ve her siyasî oluşumun önüne geçer, bu zümreden olmaya cesaret edenlerin bulunduğu konumları, her ne olursa olsun; kendilerini Türk Milleti adına Türk Yargısına teslim eder. Uluslar arası haklarını da sonuna kadar kullanır.

H. Kendi alt kimliğini taşıyan fertlerin, kendi gençlerine ihaneti sebebi ile bu konuda ve Millet huzurunda, dokunulmazlıkları da olsa; Milletin kendilerine tanıdığı bu hakkı bile göz önüne almaksızın hareket eder.

I. Bu madde ve fıkralarının tüm taraflar için kuvveden fiile geçme ve en geç hitama erme süresi: İşbu Anayasa’nın resmî gazetede yayınlanması ile 31.Aralık.2010 tarihi saat:24.00 arasıdır.

J. Kanayan bu yarayı, tüm yetki ve organları ile kapatmaya kararlı olan Türk Milleti, Hükümeti ve Devleti’nin gösterdiği bu hamiyyete, Dünya üzerinde mevcut olan her ferdin, yardımcı olması temenni olunur.

09. Türk Milleti’nin kısm-ı azamının aslî dîni, İslâm olmakla birlikte, Türkiye’de yaşayan, Türk vatandaşı olan ya da olmayan, başka dinlere veya mezheplere mensup olan fertlere, Devlet ve Millet eşit mesafede durup, eşit muamele eder. Bu kitlelerin dinî vecibelerini yerine getirmelerinde ve ibadethanelerinin sıhhat ve selâmetinde, Onlara müdahâle etmez. Aksine Onları muhafaza eder.

Ezan Dünya üzerindeki bütün Müsliman’lara ait olduğu ve tercümesi halinde: Okunsa da başka milletlere mensup Müsliman’lar tarafından anlaşılamayacağı için, asla tercüme olunmadan, tüm İslâm aleminde okunduğu gibi, aslî şekli ile okunmaya, İslâmiyet devam ettiği müddetçe devam eder.

Herhangi bir tarik, din, ve mezhepten gelip, herhangi bir tarik, din ve mezhebe, cehaleti veya ihaneti dolayısı ile ziyanı dokunan fertler, hangi tarik din mezhep ırk kavim ve milletten gelmiş olduklarına bakılmaksızın, suçları nispetinde, teczî ve dinî görevlerinden mutlak olarak men edilirler.

Keza bu mealde, dîni siyasete alet eden siyasiler de, dokunulmazlıklarına bakılmaksızın, dava ve gerekirse siyasetten men ile teczî edilirler.

Tamamen faraziyelere, vehimlere, dedikodulara, asılsız ve üretme vesaike dayalı, tespit delâil ile keyfî şekillerle devlet memurları, siyasîler, siyasî partiler aleyhine açılan davaların sübut etmesi halinde: Bu hataya sebep teşkil eden kasıtlı davacıların tümü, hapis cezası ve iddia makamındakiler, tenzil-i rütbe veya görevden alınma ile dava makamı temizden davanın dönmesi ile teczî edilirler.

10. Tüm Atalarımızın yazılı ya da sözlü vasiyetlerine, devrimlerine, beşer için hayırlara vesile olmuş işlerine işlemlerine uymak, onlara sahip çıkmak, Millet ve Devlet kurumlarının aslî görevidir.

Bu zümreden olarak: Atatürk inkılâpları mutlak ve bu inkılâpları inkişaf ettirilerek sürdürmek ise; şarttır. Ancak söz konusu inkişâf, yozlaştırma biçiminde ve cihetinde asla olamaz.

Keza Türk Devleti: Bütün ciddi sanatkârlarına, yorumcularına, virtüözlerine, gerçek manadaki yıldızlarına, milli zanaatkârlarına, milli sporcularına, kâşiflerine, mucitlerine, mücahitlerine, ilim adamlarına, öncü gençlerine ve bu zümrenin tümünün eserlerine, fikirlerine, projelerine Kâinat ölçekli olarak, sahip çıkmakla yükümlü ve sorumludur.

11. Türk Milleti ve Devleti, araştırma ve geliştirme için, her tür emeği sarf ederken, Dünya’yı, çevreyi, yer altı ve yer üstü, başta su kaynakları olmak üzre, tüm hayatî kaynakları, beşeri ve beşeriyetin bizlere bıraktığı antik değerleri, azamî derecede korumayı, ve bu zümreden olan her şeyi, uluslar arası kurallar muvacehesinde, ilk başta komşuları ve sonra kendi ırkı ve Dünya milletleri ile paylaşmayı, komşularına, kendi ırkına ve Dünya milletlerine taahhüt eder.

Buna rağmen içinde yaşamakta olduğumuz ve bundan sonraki zorlu süreçte de, içinde yaşayacağımız iletişim ve bilişim çağı/çağları ve bu teknolojiler için Dünya üzerinde ve uzayda kurulan, bu iş ve işlemlerin ağları, bu sistemleri yönetenler, bu sistemlere müdahale edenler, bu sistem üzerinden çok önemli doğru/yanlış/kasıtlı proje geliştirenler, beşere yarar kadar zarar da tevlit etmekle ve edecek olmakla, halen beşere mesele yarattıklarından ya da sürekli yaratacaklarından; Türk Devleti, başta kendi ırkdaşları ve vatandaşları olduğu halde, tüm beşeriyeti bu zararlılardan korumayı, kendisine görev bilir. Ve tüm bu ve sonraki süreçte, bu tür muzur işlere katkı sağlayanları, etkisiz hale getirir.

12. Kâinat üzerindeki varlığı sayesinde, yukarıda gayet net bir biçimde gayeleri, durumu ve tutumu belirlenmiş olan, Türk Milleti ve Devleti’nin, bu Anayasa’da da zikir olunan manevî şahsiyetine tecavüz, bu tecavüzün kanunlarla tespit edilmiş olan şekline binaen: fert ve toplum muvacehesinde para cezasından başlayarak ağırlaştırılmış müebbet hapis, milletler muvacehesinde ise; nota vermekten başlamak sureti ile ve gerekir ise, harp sebebi olur.

13. Bu Anayasa’nın lâfsında ve ruhunda, mevcut olan tüm bahisler, yine bu bahislere uygun olarak/kalınarak yürütme tarafından hayata geçirilmiş kanunlar ile korunur. Bu Anayasa metni, tamamen necip Türk Milleti’nden alınan yetki ile TBMM tarafından kaleme alınmış olup; referandumla Türk Milletinin %..... oranı ile kabul ettiği sivil bir Anayasa’dır, Milletin kısm-ı azamı tercih etmediği sürece, bu Anayasa’nın hiçbir maddesi ve bu maddelerdeki hiçbir kelimesi değiştirilemez.

Haydar Volkan
Çiftehavızlar:13.07.2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 490
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster