Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
526
 

Anayasa paketinde korkulacak birşey yok, ama eksik birçok şey var

Anayasa paketinde korkulacak birşey yok, ama eksik birçok şey var
 

Darbe anayasasının cevval şövalyesi


Evet, hukukçu değilim. Ama günümüz Türkçesi ve sade bir dille yazılmış hukuki metinlerin ne anlama geldiğini anlayabileceğimi düşünüyorum. Mühendislik kökenli bir meslek sahibiyim. Hukuk fakülteleri benim sınava girdiğim dönemlerde, Türkçe-Matematik soru tabanlı bir alandan öğrenci alıyorlardı. Uygulama benzer bir şekilde devam ediyor olsa gerek. Bu, hukuk biliminin de analitik bir zihne ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Yani mühendis nosyonuna sahip bir bireyin hukuk alanına dair yorum yapması, hiç de abesle iştigal değil.

AKP tarafından kamuoyuna sunulan Anayasa taslağını kabaca gözden geçirdim. Hakkında yapılan yorumları da takip etmeye çalıştım.

Taslak toplam 23 maddeden oluşuyor. 23. Madde, tasarının kabulüne yönelik yöntemi içeriyor. Bir düşünsel felaket olarak kabul edilebilecek o madde dışında, diğer maddelerin tümünün pozitif düzenlemeleri içerdiğini söyleyebilirim. Yüksek yargının ve bilindik birkaç çevrenin büyük patırtılar koparmasına neden olacak bir düzenleme taslakta yok.

Ama itiraz edilecek noktalar var. Bu itirazlar daha çok, mevcut düzenlemelerin eksikliğine dair eleştiriler olacaktır.

Örneğin anti demokratik bir kurum olan YÖK üzerine bir anayasa değişikliği barındırmayan taslak, başlı başına eksik ve sakattır. Üniversitelerde gerçekleşen rektör seçimi ile ön yoklama yaptıran, ardından bu sonucu kendi istediği gibi sıralayan YÖK’ün listesinden, cumhurbaşkanının istediği ismi atayabilmesi, üniversite kurumuna yapılan en büyük hakaret olsa gerek. YÖK’ün tek tip üniversite yaratılmasına hizmet eden yetkilerinin sınırlandırılması, üniversitelerin özerkliğinin arttırılması da bu taslakta yer almalıydı. AKP’nin bu ve benzeri konularda adım atmamış olması, demokrasiyi ve özgürlükleri istediği gibi algıladığının en büyük ispatı olsa gerek.

Kamu görevlilerinin siyaset yasağının kalkmaması, grev haklarının yok sayılması, seçim barajının düşmemesi, milletvekili dokunulmazlığının kalkmaması, siyasi partiler kanunun demokratikleştirilmemesi yine taslağın eksik yüzleri.

Demokratik toplumun bu taleplerin peşinde koşması, bu isteklerinin de taslak içine dâhil edilmesi için uğraş vermesi, bugünün en kaçınılmaz görevi. Ama şundan emin olabiliriz ki, söz konusu konular üzerinde de bazı maddelerin taslağa eklenmesi durumunda bile, bugün taslağa itiraz eden kesimlerin tavırlarında ve duruşlarında bir farklılık olmayacaktır.

Çünkü taslakta eksik kalan düzenlemeler CHP’lilerin de işine yaramadığı gibi (Örneğin şu an mecliste CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kalkmasına dair 57 dosya var ve dokunulmazlık kalkması bu dosyalarında işlem görmesine neden olacak. Ayrıca siyasi partiler kanunun demokratikleştirilip, parti üye ve delegelerinin genel başkanın kölesi olmasını engelleyen düzenlemeyi bu ülkede en son isteyecek kişi Deniz Baykal olsa gerek) onlar için esas sorun, taslağın eksik yönleri değil. Mevcut taslakta yer alan düzenlemelerin kendisi itiraz etmeleri için yeterli. Çünkü mevcut düzenlemeler, 80 yıllık düzenin kimyasını alt üst edebilecek düzenlemeler. Özellikle yargı alanında.

Bu düzenleme şekliyle yüksek yargı organlarındaki “al gülüm ver gülüm” ilişkileri sona eriyor. Daha yüksek katılımlı ve farklı toplumsal dinamiklerden daha geniş bir çerçeveyi hedefleyen düzenlemeler içeriyor. Bu da dışa kapalı ortamda, giderek birbirine benzeyen ve topluma kapalı yüksek yargı adamı profilini ortadan kaldıracak bir gelişme. Mesela 21’e çıkarılan HSYK üye sayısının 10’i, bütün hakimler ve savcılar arasında yapılan seçimle belirlenecek. Bu da HSYK içinde, adalet mekanizması içinden seçilmiş insanların ağırlıkta olduğu bir yapının oluşmasına neden olacak. Elbette Bakan ve Müsteşarının kurulun asli üye olarak kalması, eleştirilmekten asla geri durulmaması gereken bir nokta.

Bunun dışında, Anayasa Mahkemesi üye sayısının arttırılması, üye yapısında toplumsal taban çeşitliliğinin gidilmesi, Askeri Şura Kararlarına ve HSYK’nın kararlarına mahkeme yolunun açılması, parti kapatmanın zorlaştırılması, çocuk ve kadınlar için getirilen pozitif ayrımcılık maddeleri taslağın olumlu yönleri. Elbette detaylarda düzeltilmesi gereken bazı sorunlar var. Örneğin Anayasa Mahkemesine Cumhurbaşkanının üye seçme oranı son derece yüksek. Burada, bir miktar üyeleri, Cumhurbaşkanına liste sunun kurumların doğrudan ataması ya da meclisin sunulan liste içinden seçim yapması daha uygun olabilirdi.

Bu konuda ulusalcı, devletçi, otoriter zihniyetin Meclisi bir öcü gibi gösterme tuzağına düşmeden, meclise daha fazla sorumluluk yükleyen uygulamalardan kaçınmamak gerekiyor.

Amerika Birleşik Devletlerinde, Genelkurmay Başkanını dahi, başkanın önerisi üzerine senatoda seçiliyor. Hatta bu işlem üzerine basitçe bir seçim yapılmıyor. Önerilen Genelkurmay Başkanı adayı, senatonun farklı birimlerinde mülakata çağrılıp, senatörleri askerlik anlayışı, vizyonu ve planlarına ikna etmesi durumunda göreve atanıyor.

Yasamanın yürütme karşısında daha dengeli bir güç oluşturmasının yolu atama yetkilerinin bir kısmının hükümetten alınıp, parlamentoya verilmesidir. Bizim ülkemizde ise, devlet içindeki bürokratik yapının vazgeçilmez planı ve söylemi, siyaseti olabildiğinden kirli ve güvensiz gösterip, kendilerini daha dokunulmaz kılmaya çalışmaktır. Türkiye’de siyaset alanı, tüm toplumun tüm dokuları gibi kirli ve güvenilmez olsa dahi, bunu çözüm üretmenin yolu siyasetin yetki ve etki alanını daraltmak değil, aksine o alanın demokratik kanallarda genişlemesini sağlamaktır.

Son tahlilde, söz konusu anayasa değişikliği taslağı, AKP’nin işine yarayan düzenlemelere sahip gibi görünebilir ve bunun muhakkak bir gerçeklik payı vardır. Aynı zamanda değişikliklerin demokratik nüveler barındırdığını düşünecek olursak, AKP’nin hala istemeden de olsa demokratik ortamdan nemalandığını, CHP ve MHP’nin ise hala ufak tefek de olsa demokratik adımlara alerji duyduklarını söyleyebiliriz.

Alınması gereken tavır, mevcut düzenlemeyi reddetmek değil, aksine daha fazlasını istemektir. Aynen 21 Mart tarihinde 200’ü aşkın aydının, anayasa değişikliği için daha fazlasını talep ettikleri açıklama gibi;

http://bianet.org/bianet/siyaset/120826-aydinlar-anayasa-icin-meclise-gidiyor

http://www.milliyet.com.tr/uzlasmayla-ciksin/siyaset/haberdetay/22.03.2010/1214509/default.htm

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1732
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster