Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
279
 

Anayaso

Anayasa ile ilgili tartışmalar, rahmetli Şemsi Bellinin şiirini anımsattı.

Yerin, yurdun adresesin bilmirem

Angara’da; Anayasso!

Ellerinden Öpiy Hasso

Yap bize de iltimaso

Bu işin mümkini yoh mi hooy baboov?

Anadolu birçok sözcüğü kısadan konuşur. Şemsi Bellinin şiirinde sözü ettiği Hasana Hasso, Hüseyin’e Hüsük, Abdullah’a Apo diye çağırırlar. “Sen, ben emimgilin Hüsük “ şeklinde bir söylem vardır. Bir olaya katılan topluluğun, niteliğini betimlemek için söylenilen tümcedir.

Millet aş derdinde, iş derdinde, Angara da anayasso tartışılıyor. Bu tartışmalar vatandaşa iltimasso yapsa, denilecek söz yok. 28 yıldır tartışılan anayasso ile idare ediliyor ülke. Kaç iktidar geldi geçti bu anayasso ile; halka derman olamadılar. Son kriz ile halk yaşamdan usandı. Bu anayasa vesayet altında olsa ne olur, olmasa ne olur? Yedi yıldır iktidar olan partinin de aklına yeni geldi demokratik ve sivil anayasa yapma fikri. Hem de halk, aşa işe muhtaç olduğu zamanda.. Aç insan, anayasayı baba yasayı düşünür mü?

1982 anayasasıyla ilgili tartışmalar bulanık suda balık avlamaya dönüştü. En çokta vesayet sözcüğü aklıma takılıyor. Tanzimat fermanından başlayıp bu güne dek hazırlanan tüm anayasalar vesayet niteliğinde değil midir?

Hangi ülkede anayasayı halk hazırlamıştır. Ülkedeki siyasi duruma göre, ya danışma meclisleri, ya da parlamento hazırlamaktadır. Sivil toplum örgütlerin görüşleri alınsa da, çoğunluğu oluşturan partilerin görüşleri doğrultusunda yasalaşmaktadır. Bu aşamada parlamento çoğunluğunu elinde bulunduran partinin vesayeti söz konusu değil midir Halkoyuna sunularak kabul edilen anayasaları, sivil anayasa olarak kabul etmenin ötesinde bir değerlendirme yapabilir miyiz? Halkın irade beyanını vesayet sözcüğü ile küçümsemek hakkımız olabilir mi? Bu nedenle vesayet sözcüğü ile kahramanlık taslamak, ucuz demokratlık olarak nitelendiriyorum. Bugün elli yaşında olan kişiler, 1982 anayasasının oylamasında yirmi iki yaşında, üniversite öğrencisi veya yeni mezun. İdi.

1980 ihtilalını, iliklerine dek yaşamış, çeşitli mağduriyete uğramış kişilerdenim. Saçaklarından süngü gibi buzlar sarkan baraka da, beton üzerine serilmiş battaniyeler üzerinde 18 gün geçirdim. Bugünün demokratlarının açılım diye sundukları konuları, o gün haklara özgürlük diyerek dile getirildiği için sorgulandık. Anayasa tartışmalarını okudukça, dinledikçe, hayır oyu verdiğim anayasayı savunma gereğini duymaya başladım.

1980 öncesinde ülkesini düşünenlerin çeşitli guruplaşmaları vardı. O günleri iyi ve kötüsüyle, yanlışları doğruları ile hep beraber yaşadık. Yıllarca da öz eleştiri yapıldı. Sağ ve sol gurupların düşünen öncü kadrolar susturuldu. 12 Mart ve 12 Eylül hareketleri, Türk aydınlanma hareketine vurulan en büyük darbelerdir.

Üniversite ve bürokrasi; korkan, sinen a politik kadrolarla doldu. Bu tür insanların, her iktidar değişikliğinde kendilerine yer bulmak için, taklalar attıkları bilinmektedir. Otçular olarak anılırlar. Otçular her dönem danışılan kişi ve uzman olmuşlardır. Bugün anayasaya vesayet yorumu yapan ve darbelere hayır sözcüğünü kullanan öğretim elemanların çoğunluğu, o günün üniversitesinde asistan olarak göreve başlayanlar ve anayasaya evet oyunu verenlerdir. Biz vermedik efendim diyorlarsa, yüzde doksan beşle kabul edilen oyu kim verdi? Anadolu’nun söylemi gibi, ”Sen, ben, birde emmimgilin Hüsük vardı. Öğle değil mi?

O dönem otçu olmayan bir kişinin, üniversitede ve bürokrasi de belirli yerlerde görev almaları mümkün olamazdı. Çünkü ihbar mektuplarının yağmur gibi yağdığını, hepimiz yaşayarak gördük.

Öfkelendiğim olay, o kadroların bugün demokrasi kahramanlığına soyunmaları. Bu kahramanların karşısında, eleştirdiğim anayasayı savunmak zorunda kalıyorum. Nedeni ise, hazırlanan anayasanın çağdaş normları taşıdığından kuşku duymamdır.

Kuşkumda haklılığım yazımı yazarken dinlediğim haberlerde ortaya koyuldu. “Türkiye’nin koalisyon kültürünün yeterli olmadığı belirtilerek, seçim barajının düşürülmeyeceği konusunda açıklama yapıldı. Türkiye’yi yönetmeye talip olan siyasi partilerde (Elit Gurupta) yeterli kültür birikimi yok ise, neyi tartışmaktayız.

Yönetim bir gurup faaliyetidir. Önemli olan çeşitli grupları amaca doğru yönlendirebilmektir. Bu niteliklere sahip değil isek, ülke yönetimine talip olmamak gerekmektedir. Bu konuda, mecliste bulunan muhalefet partilerinde görüşleri belli değildir.

Yüzde dört oy alan siyasi partilere hazineden yardım alması konusunda yasal değişiklik önerisi ise, ağza sürülen bir parmak bal niteliğindedir. Bu haberleri dinleyince, insanın “Hey babooo heeeey, sizlerin demokratlığınıza kurban olayım” diye nara atması geliyor içinden.

Çağdaş hukuk devletinde, yasama- yürütme- yargı erklerinden söz ediliyor ise, bu üç erkin işleyiş biçimleri demokratik ilkelere dayanan örgütlenme biçimleriyle gerçekleştirilebilinir.

Demokratik bir ülkede yargı erkinin niteliği önemlidir. Yasama ve yürütmenin birlikte çıkardıkları yasalara göre yargılama yapmaktadırlar. Tam bağımsız bir yargı sitemi, etki altında kalmadan denetim görevini yapabilmelidir.. Çağdaş demokrasilerde yargı bağımsızlığı bu noktada önem kazanmaktadır. Yürütme yargının denetimini engellediği takdirde, halkın temsilcisi olan yasamanın yürürlüğe koyduğu kuralları tanımamak anlamına gelir.

Olaylara bu felsefeden bakılmadan yapılacak anayasa düzenlemelerinin, yeterli olmayacağı kanısındayım. Siyasi partilerin iktidarları gelip geçicidir. Çağdaş normlarla yargılamaların gerçekleşmesi, o ülkeye hukuk devleti olma niteliğini kazandırmaktadır.

Önerim yargı şurasının oluşturulmasıdır. Yargı şurası üyeleri, birinci sınıf unvanını kazanmış yargıç ve savcılardan oluşmalıdır. Yargı da çalışan tüm yargıç ve savcıların oyları ile demokratik bir şekilde seçilmelidirler. Belirlenen oranda, Hukuk Fakültelerinde yapılacak seçimle öğretim üyeleri de yargı şurasın da görev alabilirler. Mahkemelerin görevleri dikkate alınarak, başka fakültelerden de seçilmiş elaman yargı şurasına dahil edilebilir. Önemli ilke, seçim olgusunun gerçekleşmesinin, yargı bağımsızlığının teminatı olma niteliğini taşımasıdır.

Yargı şurasının görevi, Yüksek Hakimler Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Danıştay gibi mahkemelerin üyelerinin seçimini gerçekleştirme ve yargıda yapılması gerekli olan düzenlemelerle ilgili Adalet bakanlığına öneride bulunmak olmalıdır.

Adalet bakanlığı özlük haklarla ilgili düzenlemeleri ve denetimleri yapmalıdır. Toplumun hukuk düzeninin gereksinme duyduğu kanunları hazırlanması ve yürürlüğe konulması süreçlerini gerçekleştirmelidir.

Ülkemiz bu tür uygulamaya yabancı değildir. Her yıl toplanan Askeri Şura Türk Ordusunun yönetim kademelerini belirlemektedirler. Orada liyakat sistemi değerlendirilir. Yargı şurasında ise, liyakatin yanında sınırlıda olsa demokratik seçim ilkesi sonucu belirleyecektir.

Önerim çok demokratik oldu galiba. Bilmeden boyumdan büyük işe mi kalkıştım yoksa!27.03.2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 444
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster