Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
143
 

Ancak kalbî ferahlıkla kolay oluyor birçok işler.

Ancak kalbî ferahlıkla kolay oluyor birçok işler.
 

Belki dilimiz tutulur, belki aklımız dumura uğrar... Bir dermandelik hali ki sarar gider bedenlerimizi. Oysa derdimiz dağ gibi olmuştur da yine de bir şey anlatamayız.

Bizi bize anlatamayız. Bizi size anlatamayız. Bazen de biz anlamayız anlattıklarımızı, bazen de siz… Bundan bir telaştır ki, bir kaygıdır ki dolanır durur başımızda. Derdimiz kaygılarla büyümüş bir dağ iken ona deryalarda eklenir.

Ve ki, Rabbimiz olan Allah’ü Zülcelal takdir buyurursa nazargahına (kalbimize) o zaman  bir ferahlık gelir  ki  ne a’la ne a’la… Dert dağını eritir, deryaları durultur, kaygılarımız kovulur gider. Çünkü, (O) anlatamadıklarımızı da bilendir, neden anlatamadığımızı da bilendir.

- Hasbunallahu ve ni'me'l-vekîl, ni'me'l-Mevlâ ve ni'me'n-nasîr.

"Allah bize yeter! Ve (O) ne güzel vekildir.” (Al-i İmran Suresi, 173).

(O)ne güzel Mevlâve ne güzel yardımcıdır! (Enfal Suresi, 40)."

Dert olan ve olması gereken, bir şeyi kendi namına anlatıyor olmak veya anlatamıyor olmak değildir. Anlatamadıklarımızı anlatmamış olmaktan veya anlatamamış  olmaktan Allah’ü Teâlâ razı olmuş mudur? Anlatabildiklerimizden ve başarabildiğimiz şeylerden Cenab-ı Mevlâ hoşnut olmuş mudur?  Bizim için bütün mesele budur. Baksanıza, ömürden yine gün gitti, ay gitti, yıl gitti. Bu durumda ömürden ömrün tümüyle gitmeyeceğine dair elimizde bir garantimiz mi var? Buna ne mümkün!... Her geçen gün kaçınılmaz olarak geri sayım rakamlarının tükenmekte olduğunu  daha da bir yakın hissedeceğiz.. O zaman neyimize güvenerek hala görebilecek olan gözlerimizden hiç olmazsa bir tanesi ahreti temaşa etmesin!? Niçin, eğlencelik olan bu geçici dünya durağından  Mevlâ’yı Kerim’in hoşnutluğuna kendini adamasın!?

                                                                   & & &

            Bu mütevazi  yazılarımızı az da olsa sürekli inceleme teveccühü gösteren sevgili okurlarımız,

            Şunu özellikle bilmenizi  isterim ki, bizim yazılarımızı her gün binlerce kişinin takip etmesini, okumasını tabi ki biz de isteriz. Fakat emin olun ki bu bizim öyle pek kafaya taktığımız bir konu değildir. Bazen bize bir tanecik hakiki takipçi dahi yeterli gelir! Çünkü bu konuda nefsini enine boyuna iyice tartmış ve ayrıca Rabbimize şükürler olsun ki onu (nefsimizi) iyice tartaklamış bir insanız. Kısaca ifade etmek gerekirse, bizim bu yaptığımız işlerle amacımız, Allah’ü Teâlâ’nın rızasını kazanabilme çabasından başka bir şey değildir. O öyle bir yüceler yücesi “rıza” dır ki, bazen bir kişiyi aydınlatmakla ve irşat etmekle kazanabileceğimiz gibi bazen de “ 1000 kişilik  okurum olsun da ne olursa olsun!” gibi bir niyet ile yazmak işine soyunulurken, bir de bakılır ki 10.000 okurunuz olur. Ne var ki bu  niyet, bu yazış ve  bu buluşla, Allah korusun,  “gazabı!” hak eder ve o gazaptan  da asla kurtulamayabiliriz.

Hani nasıl ki Allah  (C.C.) katında bir insanın haksız yere öldürülmesi tüm insanlığın öldürülmesi hükmündeyken, bir insanın doğruluk üzere irşat edilerek hayata döndürülmesi (!) de tüm insanlığı kurtarmak hükmünde anlam ve değer kazanabilir ya... Doğrusunu Allah bilir.

Günah kazandıran cinsten olmasın da… Biz niyetimizi salih niyetler olarak tutmakla ve muhafaza etmekle birlikte tabi ki her zaman, her yazdığımızla başkalarına her hangi bir hayrımızın dokunmayabileceğinin de  bilincindeyiz. Yeter ki niyetimiz maraz bulmasın. Değilse yaptığımızla kendimize bile bir hayrımız olmaz.

Belki bir güzellik katabilir ümidiyle  konumuza bir hikayecik ile devam edelim.

Hapishanede adamın biri bir gün diğer bir hücredeki adama yazdığı kitabın bazı pasajlarını okumak istemiş. İlk başlarda kitapta geçen olaylar insanın ruhunu besleyen zihnini açan ve çok güzel düşünce diyarlarına götüren cinsten ve çok ilginç şeylermiş. Bir süre sonra (b) hücresinde ki adam da eline geçirdiği ve çok beğendiği kitaptan (a) hücresinde ki adama mukabele etmeye başlamış. Aynı onun okuduğu kitaptaki gibi insanda  ruhi, akli ve düşünsel güzel şeyleri açığa çıkaran cinstenmiş. Gel zaman git zaman… böyle birbirlerine biri kendi yazdığı, diğeri eline geçirdiği kitapların çok faydalı pasajlarını okurlarken duygu translarını yaşamaya başlamışlar! Okunan ve işitilen kelimeler, İlahî takdirle muhayyen işleri yapmakla görevli Melâikeler’in de sevindiği cinsten kelimeler ve cümleler olsa gerekir ki her iki hücrede ki bu hükümlüler, bir süre sonra aynı manevi hazları yaşamaya başlamışlar ve sanki bu nedenle kalpleri arasında hücre duvarlarına rağmen bir köprü oluşuvermiş. Aralarında ki hücre duvarlarının bir hükmü kalmamış sanki. Birbirlerini adeta ruhen hisseder olmuşlar. Kendilerinin hapishane de oldukları bile akıllarına gelmez olmuş. Öbür taraftan özgürlüğe kavuşacakları günler hızla tükeniyormuş fakat onlar bunun farkında bile değillermiş. Çünkü onlar özgürlüğü içlerinde keşfetmişlermiş.

Ne var ki daha sonra kitapların daha farklı pasajları okunmaya başlanmış. Bu defa okunanlar ruha değil nefse hitap eden şeylerdenmiş. Nefse hitap eden ve meşruiyet sınırları dışına taşan kelimeleri birbirlerine okudukça şeytan devreye girmeye ve görevini icra etmeye başlamış. Tabi ki bu arada Rahmanî takdirle vukuu bulan ilhamatlar da, İlahî bir buyrukla görev icra eden semavaat ehli olan Melâikeler’ de (A.S.) oradan  uzaklaşmaya başlamışlar. Bu sefer hücredeki vakitler hiç tükenmez ve adeta çekilmez olurken, kendilerinin umutları tükenir, hayalleri, güzel duyguları sinelerinden çekilip gider olmuş.

Anektod: Okurlarım kusura bakmasınlar hikaye konusunu  şimdi burdan öteye normal seyriyle devam ettiremiyorum.  İnşaAllah mazur görürsünüz.. Malumunuzdur ki blog sayfalarının sınırlılıkları vardır ve biz de zihnimizde, gönlümüzde olan her bir şeyi roman yazar gibi buraya dökemeyiz.. Bu sebeple şimdi hikayenin sonuç kısmına  uzun bir atlayışla geçmek ve oraya bir iki optimize edilmemiş kuramsal mesnetler, hipotezler v.b. yerleştireyim istiyorum. Böylece onlar kısa kesilen hikayenin yazılmayan diğer bölümlerinin bir nüvesi niteliğinde olabilirler ve  belki onlar yine de bu halleriyle dahi işe yarayan, fayda sağlayabilecek cinsten olabilirler!... Onlar...:

a- Nefislerin abad oluşları ve yola gelişleri ancak meşruiyet formülleri ile bir çözüme kavuşabilir.

b- Ruhların tadacağı mutluluğun bir eşi, bir  benzerini cismani yığınlarda, cismani adreslerde  bulmak asla mümkün değildir.

c- Ruhlar gıdası olan ile beslenirse, cismanilerin kaygısı tükenmeye yüz tutar! Nefslerin gayrı meşruluk çizgilerinde gezdirilmesinden ise ruhlar haz duymaz. Bedenleri terke başlarlar. Uyuşamazlar. Ruhlarını kaybeden bedenler ise adeta ölmüş hücrelere benzerler. Bu durumda insana has kılınmış olan üstün özellikli melekeler tamamen kaybedile bilinir. Rahmani ilhamlardan mahrum kalına bilinir. Doğrusunu Allah (C.C.) bilir.

ç- İnsan ilişkilerinde  meşruluk, çok önemli hazinelere ulaşabilmenin bir şifre anahtarı gibidir. İlahî hoşnutlu hedef ve referans almak suretiyle, insanların meşruiyet yollarından giderek sahip olabilecekleri en zengin hazine, yine insan veya insanlardan oluşan hazinelerdir.

d- Gayrı meşruiyet yolları aynı yolu kullananlar için bile birbirlerine olan güveni törpüler. Fakat bu aynı kişiler, yanlışlarını fark ederek, yanlışlarını anlayarak yol tercihlerini doğruluk üzere değiştirdiklerinde ise bu sefer birbirlerine olan güvenleri sarsılmaz olur.

e- Dünya ve ahiret mutluluğunu arayan insanlar, tüm zekalarını içtimai ve sosyal hayatlarına ilişkin faaliyetleri “helal” faaliyetlere dönüştürebilme gayretleri için harcamalıdırlar.

f- Hedeflerin yakın fakat ona varışların birtakım kötü emelli diğer insanlar eliyle imkansız kılındığı ortamlar, insanların en mutsuz olacağı ortamlardır.

& &  &

Şimdi bu blog yazısını yayınlama fırsatını bulmuşken diğer farklı bir konuya değimek istiyorum: 

Sevgili dostlar, toplumsal hayat ve iletişim konularının işlendiği yarım kalan bir çalışmamız, henüz bitirilememiş olmasına rağmen, o çalışmanın  bazı pasajlarının vereceği sınırlı mesajların ve az da olsa kazandıracağı tecrübelerin, insanlarımızın menfaatine çok önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Ondan ki, çok az bir kısmını aşağıda hemen sunuyorum:

a- Emperyalizmin ana hedeflerinden biri de toplumda soylu akılın gelişmesini engellemektir. Bunu sağlayabilmek için kullandığı veya kullanmak isteyeceği en önemli silahı ise tüm muhabere araç, gereç ve haberleşme yöntemlerini kontrolü altına alarak insanlar arasındaki iletişimi yozlaştırmaktır. İletişim yozlaşırsa kültür de yozlaşır. Kültürü elinden giden ve soylu aklı da gelişemeyen toplumlar, doldur-boşalt işlemine en uygun topluluklar haline gelirler.

b- Toplumda normal ve meşru iletişim yöntemlerinin dışında belki lokal manada, belki daha da  bir genelleştirilmiş  olarak, onları kontrol edilebilir yapay duygular psikolojisine doğru sürükleyecek olan iletişim biçimlerine doğru hissettirilmeden bilinçli olarak itildikleri yönünde gözlem ve tespit yapıldığı iddiaları vardır. Şimdi burada detaylarına girerek anlatamayacak olduğumuz sözü edilen iletişim ortamlarına, mevcut şartlar nedeniyle insanlar belki kendilerinin kişisel tercihleri nedeniyle veya belki başkalarının muhtemel kirli emelleri, kirli araştırmaları nedeniyle gerçekten bilinçli ve planlı olarak itiliyor olabilirler. Bu durumun iddiaların küçümsenmemesi ve belki TBMM’de kurulabilecek komisyonlar marifetiyle veya görevlendirilecek diğer ilgili devlet birimlerince takibe alınması derecesinde ehemmiyetli ve gayet önemli olabilir.

Diğer tespitlerden…:

c- Nefsin kırıntılarının nüfus ettiği hiçbir diyalog yoktur ki onun ruhu fakir kalmasın.

d- Ruhsuzluk ve duygusuzluk batağına sürükleyen ve aktarılması istenen bilgiyi eksilten  kimi iletişimler iblisin ve onun taraftarlarının birer fitne silahına dönüşür! Terki elzemdir.

e- İnsanlar, eksik bilgilendirildikleri halde kendilerinin bilgi yetersizliği içinde olduklarının farkına varmazlarsa, o eksik bilgilere dayalı olarak verdikleri kararların doğru olduğunu sanırlar.

f- Erkeklerimizin ve kadınlarımızın meşru zeminlerde iletişim kurmaları toplumun ruh sağlığı açısından hayati öneme haizdir.

g- Epiküros’un bir tespiti var : “ Komşun duyduğu zaman utanacağın davranışta bulunma!”

h- Evinizin kapı girişi olduğu halde bir haberci gelerek size ulaştırmak istediği haberini evinizin arka penceresinden vermeye çalışırsa  bu ancak çok istisna gerekçeler nedeniyle hoş görülebilir. Çok istisna gerekçeler mevcut olsa bile, siz ev sahibi olarak o kişiye bir sonra ki  sefere gerektiğinde kullanması için kapıyı işaret etmiş ve ona yerini göstermiş olduğunuz halde o yine pencereyi kullanmaya devam ederse, bu durum hem sizin hoşunuza gitmeyecek, hem de komşularınızın yanlış değerlendirmeleri ile karşı karşıya kalabilecek, onların nazarında güvenilirliğinizi kaybedebileceksiniz!

I- Aralarında nikah mevcut olmasa dahi bir erkek ve bir bayan  İslâmi değerler boyutundaki tesettür ve davranışlar içinde bulunmak kaydıyla  toplumun gözü önündeki bir mekanda bir araya gelerek konuşsalar, bu konuşma biçimi meşrudur. Konuştukları şeyin içeriğinin ise meşru olup olmadığı ayrı bir konudur. Aynı şey değil fakat, bunun “kapı” diyaloguna benzer tarafı vardır.

İ- Oysa bu erkek ve bu bayan, İslâmi değerler boyutundaki tesettür ve davranışlar içinde bulunsalar dahi bu buluşma ve konuşmalarını kendilerinden başka kimsenin bulunmadığı bir mekanda yapsalar, o zaman meşruluktan çıkar. Aynı şey değil fakat, bunun ise, “pencere” diyaloguna benzer bir tarafı vardır.

j- İnsanların telefonlaşarak görüşmeleri,  e-posta adresleri üzerinden görüşmeleri, sosyal iletişim siteleri aracılığı ile yaptıkları görüşmeler, aynı şey olmasa da bunun “kapı” diyaloguna benzer tarafı vardır. Meşru  olup, olmadığı, bu hatlar üzerinden yapılan konuşmanın içeriğine göre değişir.

k- Deccalla ilgili rivayet edilen bir anlatım var. Şöyle : “Bu rivayetler mu’cizâne haber verir ki, “Deccal zamanında vasıta-i muhabere ve seyahat o derece terakki edecek ki, bir hâdise bir günde umum dünyada işitilecek.. Radyo ile bağırır, şark-garp işitir ve umum ceridelerinde okunacak. Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek…”  …   “Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit bir kral sıfatıyla işitilir. Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir.” (Kaynak: Nursi, Sait, Şualar-Beşinci Şua, İkinci makam, Onyedinci Mesele.)

l- Bilişim araç, gereçleri alanındaki teknoloji artık o dereceye ulaşmıştır ki bırakın istihbarat birimlerini, bırakın emperyal ülkelerin üstün imkanları ile çok amaçlı bilgi toplama ve değerlendirme girişimlerini, sizin bilgisayarınıza yazdığınız ve hafızaya kaydettiğiniz bir yazıyı değil, yazmaktan vazgeçtiklerinizin bile ne olduğunu, klavyede hangi harfe bastığınızı tespit edebilecek bilgi ve beceriye sahip olan, halk arasında artık yığınla sivil insan mevcuttur.

m-Özellikle bilgisayar ve televizyon olmak üzere, diğer elektronik cihazlar,  ses dalgalarını ve ışığı  emici, absorbe edici özelliği olmayan metaller gibi evinizdeki her tür malzemenin bulunduğu yerlerde, eğer sizin için önemliyse  üstünüz, başınız açıkta olmamalı, giyinmenize  ve konuşmalarınıza dikkat etmelisiniz. Siz bilgisayarlarınızın başındayken bu tür izlenme ve görüntülerinizin  yabancı şahıslar tarafından alınabilmesinin, içindeki devre teknolojileri ve özel yazılımları nedeniyle  diğerlerine nazaran daha kolay, daha yaygın olduğu bilgileri verilmektedir.

n- İnsan, duygu ve düşüncelerini özgürce ifade etmek ister. Yasaklanan veya yarım yapalak anlatılmasına müsaade edilen düşüncelerden sanılar, zannlar türetilir ve sağlıklı sonuçlar elde edilemez.. Şeytan ve insana benzeyen bir kısım tayfaları böyle ortamları çok sever.  Onların inanılmayacak derecede ki bozgunculuk ve fitne hazırlığı planları en sade insanların iletişimini bile ele almayı ve onların olaylar karşısındaki davranışlarını çok  önemli kılar. Bundan ki, tahrip ve tertiplere açık olan ve hem de fertlerin meşruiyet sınırları dışına çıkmasına sebep olacak olan her türlü iletişim araç, gereç  ve yöntemlerinin terk  edilmesi istikbal için elzemdir! Bu madde ve diğer birkaç madde ki  açıklamalarımızın yeterince açık ve anlaşılır olmadığı söylenebilir. Doğrudur ancak anlaşılacak tarafı da yeterli sayılır!

o- Misal: İslâmi kriterlere uygun olarak hayatını sürdürmeye çalışan ve kendisi farkında olmadan denek olarak seçilen bir kısım insanlarımızın, hangi noktalarda bu kriterleri ihlal edebileceğinin öğrenilebilmesi, ülkemiz üzerine gizli bozgunculuk planı yapanlar için önemlidir! O şartların neler olduğunu anladıklarında, kullanabilecekleri araç, gereç ve çok yönlü diğer vasıtalarla, tüm toplumun inançlarını, kıymetli sosyal, kültürel değerlerini bozguna uğratabilmeleri çok kolay bir hale gelebilir.

ö-Kirli araştırmalara dahil edilen fertlerin birbirleri ile olan normal, meşru şartlarda, en güvenilir iletişim yöntemleri ile (örneğin: yüz yüze görüşebilmek gibi…) istişare imkanlarının garip bir şekilde ortadan kalkıyor olması ve bunun meşru zeminlerde gerçekleşememesi, onların bir “denek” olarak kullanıldıklarının açık bir delili olduğunu zihinlerde uyandırması yadsınamaz.

p- Elbisesine bulaşmış olan iblis lekesi kendisine işaret edildiğinde, bir daha giymemek üzere onu derhal üzerinden çıkarıp atan Müminlerin sevincinde, eminim Resul-i Ekrem Efendimizin (ASM)’de bir tebessümü, bir sevinci vardır. Bu davranışı henüz gaflet çukurunda kalmaya niyetli olanlarda göremeyiz. Bize düşen, onların dolaşmış oldukları kirli ipten elimizi, ayağımızı sakınarak, kurtuluş isteyenler için Allah’ın ipinin varlığından ve (O)’nun Gafûr-un  Rahîm olduğundan (çok bağışlayıcı, çok merhamet eden) haber vermeye devam etmektir. Doğrusunu Allah bilir.

Şimdi, kıymetli okurlarımızdan bazılarının; “…ya arkadaş! Senin kalbi ferahlık bularak yazdıkların böyle mi oluyor!? Ya onu bulmadan yazıkların nasıl olur Allah bilir!.. ”   diyecekmiş gibi bir hisse kapıldım. Bunun üzerine esasen verebildiğim bilgilerin çok az bir şey olmasından biraz utandım ve hem de gerçekten üzüldüm. 

Ünlü bir düşünürün ünlü bir sözüyle teselli bulmak ve öyle kapatmak istiyorum…: “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” (Sokrates).

 Selam ve duâ ile…

Esen kalın.

Duran Açıkgöz / 10.Haziran.2013

Kaynak:   Hayrât Neşriyat İlmî Araştırma Merkezi Meâl Heyeti Yayın Nu:33., 2004,Kur’ân-ı Kerîm Ve Muhtasar Meâli, Hayrât Neşriyat Matbaa Tesisleri, İstanbul

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 197
Kayıt tarihi
: 20.12.11
 
 

Hayata ilişkin keşfedebildiğim iyi, güzel ve faydalı olabilecek  bir şeyler varsa, onları  değerlen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster