Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1052
 

Andımızdaki hedef kelime

Andımızdaki hedef kelime
 

Yaşı müsait olanlar bilirler, eskiden andımız her gün sınıflarda söylenirdi. Hafta başlarında önce dışarıda İstiklâl Marşı söylenir, sonra öğretmen sınıfa girince andımız söylenirdi.  

Öğretmenimiz sınıfa girip ‘Andımızı kim söyletmek ister’ deyince hepimiz adeta tahtaya kalkabilmek için yarış ederdik. Çünkü o yaşta sınıfın önüne bir öğretmen edasıyla çıkıp onları yönetmek hoşumuza giderdi.  

Bugün bir rejim meselesi haline getirilen bu metni 1933 yılının Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip bir 23 Nisan günü “"Türküm, doğruyum, çalışkanım; yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun” şekli ile kaleme almış. 1972 yılına kadar da bu şekliyle sınıflarda söylenmiş. 1972’de “Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime and içerim. Ne mutlu Türküm diyene” bölümü de eklenerek söylenmeye başlanmış.  

Şimdi bu metin üzerinde yapılan eleştirileri bir hatırlayalım. 1- Bu metin tek tip insanı öngören bir metindir. 2- Bu uygulama insan doğasına aykırıdır çünkü zora dayanır.3- Resmi ideolojiyi küçük beyinlere kazımanın en faşizan yollarından biridir.4- Okulları kışlaya çeviren bir mantığın ürünüdür.5- Türk doğru çalışkan da Kürt eğri ve tembel mi? 6- Sen Türküm doğruyum dersen diğeri de Kürdüm doğruyum deme hakkına sahiptir. 7- Küçücük bedenlerin anlamını bilmedikleri varlığa kurban olmalarını istemek militarizmdir.  

Her sabah andımızı okuyan çocukların derse girerken çok moralsiz olmaları, etnik kimliklerine göre arkadaşlarını seçmeleri gerekir bu ifadelere göre. Ama onlar hiç de böyle görünmüyorlar. Böyle düşünenler büyükler. Kaldı ki eğer büyükler böyle düşünüyorsa demek ki tek tip olarak yetişmemişler. Sınıflarında başarılı olamamışlarsa ve her hareketleri doğru değilse –ki hataları muhakkak vardır- doğru ve çalışkan olmamışlar, yani and da söylediklerini unutmuşlar. Bedenleri rejimin baskısı altında ezilmemiş. Bu zamana kadar okudukları dualarda en yüce makama yönelerek söyledikleri sözlerin kaçta kaçını yaptıklarını kendilerine bir sorsalar eminim bizler gibi onlarda bir sürü şey sayarlar. İlahi metinlerle bunu karşılaştırmak gibi bir garabetin içinde değilim. Ancak bu tarz insan ürünü metinler de bir mantığı kavratmanın, insanı disipline etmenin bir aracıdır. Şöyle bir düşünün çocuklarınıza getirdiğiniz kısıtlamaları verdiğiniz öğütleri ve cezaları. Cezaların küçük bedenlere ağır geldiğini düşünüyor musunuz? Amacınız onu küçük yaşta yetiştirmek, bazı kavramları, düşünceleri ona sezdirmek. Onların gözüyle bakarsanız büyüklerin yaptığı birçok şey mantıksız. Babamın bana söylediği ‘büyüyünce anlarsın’ sözündeki manayı o gün itiraz ettiğim konularda şimdi daha iyi anlıyorum. Tabii ki bir milletin evlatları da o milletin özelliklerine göre yetiştirilecek. Bunu militarizm, faşizm olarak görmek milletin genetik kodlarından habersiz olmak anlamına gelir. Ama amaç millet kavramına karşı olmaksa o zaman hizmet edilen yeri iyi düşünmek gerekir.  

Bütün bunlara rağmen andımız tartışılamaz mı? Tartışılabilir. Çünkü bunlar kutsal metinler değildir. İstiklâl Marşımızı haftada iki kez söylerken andımızı her gün söylemek yerine haftanın başında söylemeyi, sabahın ayazında söylemek yerine sınıflarda söylemeyi tartışabiliriz. Ama andımız üzerinden milletin temeline ayrımcılık tohumları ekmeyi düşünürsek sözlerimizin kimlerin hoşuna gittiğini iyi tespit etmeli.  

Genel olarak baktığımızda itirazların odaklandığı yer belli. Bu meseleyi sadece andımızdaki ifadelerle sınırlı tutmak yanlış olur. Çünkü bu itiraz, bir projenin ayaklarından biri sadece. Bu proje de bu toprakları Türk adından ve varlığından temizlemek. Yapılanlar liberal bir yaklaşımla bu sınırları kimliksiz ve kişiliksiz bir hale getirmek istemekten ibaret. Aslında şaşırmamak gerek. Bu millet temelsiz fikirleri söyleyen çok insan gördü. Hatırlayın Kurtuluş Savaşı sırasındaki mandacılık tartışmalarını. Bizim kendimizi yönetme kabiliyetimiz olmadığından Amerikan, İngiliz himayesine girmemizi teklif edenler, Abdullah Cevdet gibi milleti adam etmek için damızlık adam getirtmek gibi aşağılık fikirler ileri atanlar çıkabildi; ama onlar bugün tarihin tozlu sayfalarında yüzlerindeki kirle anılıyorlar artık.  

Bütün bunlar göz önüne alındığında domino taşı etkisi olarak adlandırılan Afrika ve Ortadoğu ülkelerindeki olayların kendiliğinden çıktığını düşünmek büyük yanılgı olur. Aynen 12 Eylül’de olduğu gibi buralardaki sistemin değişmesinin bu zamana kadar bekletilmesinin sebebi olgunlaşmasını sağlamaktı. Artık şartlar istenilen düzeye gelmiştir. Aynı durumu Türkiye için de oluşturmanın yollarından biri de bu andımızdır artık. Yukarıda saydığım itirazların görünen yüzü insan hakları, görünmeyen yüzünde ise rejim dayatması adı altında sivil başkaldırıdır.  

Bu kanaldan yol bulunduğunda daha nelerin rejim dayatması olabileceğini söyleyim sizlere. Askerlik rejim dayatmasıdır. Çünkü askerlik insanın yaşama hakkını ve özgürlüğünü elinden almaktadır. (Bazı derneklerin bu konuda vicdanî redciler olarak eylem yaptıklarını hatırlayın.) 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos gibi bayramları kutlamak zamanı geçmiş faaliyetlerdir ve rejimin tek tip anlayışının ürünüdür.(Bunları dillendiren vekilleri hatırlayın) İstiklal Marşı söylemek ve bir bayrağın önünde durmak devleti kutsallaştırmaktır. Tek dilde eğitim yapmak resmi söylem dışına çıkmayı engellemenin, baskı kurmanın bir yoludur. Türk Devleti demek farklılıkları görmezden gelerek ayrımcılığın rejim haline getirilmesi demektir.  

Bu kapı açıldığında buna benzer birçok şey gündeme gelecektir. Yukarıda söylediklerim de hayal ürünüm olan şeyler değil. Bu fikirleri savunanlar televizyon televizyon geziyorlar. Kimlik ve kişilik mücadelesi verdiklerini söyleyenler yeni bir kimlik inşa etmenin peşindeler, onun adı da kimliksizlik. Bunun için de hedef olarak seçtikleri kelime ‘Türk’; ancak kaçırdıkları bir nokta var. Bu topraklar kendi milli modelini özümsemiş ve onlar gibi düşünmeyen birçok sevdalı insanı bünyesinde barındırıyor.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mükemmel ve depderin bir yazı! Hepsinden önemlisi, basın yayının ve etnik ırkçılığın faşizan baskısına karşı dimdik ve cesur bir yazı! beyinlerimize takılmak istenen etnk ırkçı, enternasyonalist prangalara karşı tam anlamıyla haysiyetli bir itiraz! Teşekkürler! " ...Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak..."

Ögeday 
 21.08.2011 5:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 983
Kayıt tarihi
: 01.04.10
 
 

Tokat Erbaa doğumluyum. Okumayı seviyorum. Siyaset, tarih ve edebiyat ilgi alanlarım. Hayatı anla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster