Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
7810
 

Anı yaşamak neden önemli ve nasıl olmalı?

Hem anne karnında hem de doğumdan sonra beyin gelişimi temelde beyinde sinir ağlarının yapılmasıyla gerçekleşir. Yani sinir hücereleri(nöronlar) oluşurken bunların arasındaki bağlantılar da genetik tarife göre oluşur. Hatta anne babamızın dünya görüşüne kadar genetik olarak bu şekilde almış oluruz. Bunlar, kullanılmaya hazır programlar gibidir, fakat hayat içinde doğum anından itibaren gözlem ve deneyimler dünyaya bakış açısını ve inançları şekillendirmeye başlar. Özellikle 0-7 yaş arası duyulanlar, fazla mantık süzgecinden geçmeden, doğrudan bilinçaltında depolanır. Yaş ilerledikçe algılar daha subjektif, yani doğal değil, doğru yada yanlış, mantık süzgecinden geçerek bilinçlatına depolanmaya devam eder.

İnanması güç gelebilir ama ortalama bir indanda, yapılan, düşünülen söylenen şeylerin neredeyse tamamına yakını otomatik olarak gerçekleşir. Otomatikten kastım, fazla bir muhakeme gerektirmeden ulaşılan sonuçlardır. Mesela “Her koyun kendi bacağından asılır” gibi ifadelerin çoğu otomatiktir. Bilinçaltına yerleşmiş inançlarımız olaylara verdiğimiz yorumu etkiler bu da anında otomatik duygu ve düşüncelere, ifadelere dönüşür.

Bazen çocuğumuzun yaptığı birşeye kızarız. “Artık bu yaşa geldin, hala bunu yapıyorsun”... Bilinçaltında “çocuğum normal gelişmeli, olgunlaşmalı” istek ve inancı vardır ve farkında olmadan kaygı duyarız. Yeterince farkında olmadığımız bu kaygı, mesela 7 yaşındaki çocuğumuz 5 yaşında gibi davrandığında hemen kızgınlık ve tepki olarak ortaya çıkabilir.

İtibar ve otorite kaybetme kaygısı, emrindeki personele gereksiz kızmaya yolaçabilir. Kişi konunun çok önemli olduğunu veya karşısındakinin tutum problemi olduğunu düşünebilir. Kendi halinden memnun olmadığının farkında değildir ve çoğu olayın negatif tarafını bulup eleştirebilir, insanları kafasında yargılayabilir. Diğer taraftan sadece dış görünüş ve nezakete bakarak insanları değerlendiriyor olabilir. Otomatik düşünce davranışlarla anlatmak istediğim bunlar.

Daha önce açıkladığım gibi bize duyguları biyolojik olarak yaşatan, hücre üzerindeki reseptörlerin sayısı ve çeşidi, bizim hangi duyguları ne sıklıkla yaşadığımız ile orantılıdır ve ona göre şekillenir. Belli bir duyguyu belli süre içinde normalden daha az yaşanırsa, dengenin sağlanması için zihin sebepler yaratabilir. Kızgınlık gibi bir duygunun bile alışkanlık, bağımlılık yapabileceği düşünülüyor. Kişi belli bir süre kızacak birşey bulamadığı zaman, zihni küçük olayları büyüterek o nöropeptidlerin salgılanması için sebepler yaratabilir. Bazen hiç mesele gibi görünmeyen birşey için birisinin bas bas bağırdığını görürsünüz. “Öfke baldan tatlıdır” sözü boşuna olmasa gerek. Tabii ki bu alışkanlık, bağımlılık ile ilgili olduğu kadar bahsettiğim çekirdek inançlarla ilgili de olabilir.

Bunları otomatik düşünce ve davranışların daha iyi anlaşılması için anlattım. İşte düşüncelerin çoğu otomatik olduğu için günün büyük kısmında üzerinde kontrolümüz zayıftır. Aynı duyguların sürücüsünü dinlemeyen atlara benzetilmesi gibi. Yani atlar mı sürücüyü yoksa sürücü mü atları kontrol ediyor belli değil... Düşüncelerimiz ve duygularımız üzerinde sürekli kontrolümüz olması gerektiğini söylemiyorum ki zaten bu çok zor olur ve hiç doğal olmazdı. Ancak kontrolsüzlük te hür ve verimli düşünceyi engeller.

Bir dakika içinde bile akıldan 10-15 düşünce gelip geçebilir, konudan konuya atlanılabilir. Bunun için maymun zihinli ifadesi kullanılır. Ortalama bir insan, tabir yerindeyse maymun zihinlidir. Bu sadece içinde mizahi bir yaklaşım olan bir ifade olarak düşünülebilir. Yoksa bilimsel olarak maymun zihinliliğin bir eşiği yoktur. Daha önce denemediyseniz, sadece bir dakika boyunca hiçbirşey ama hiçbirşey düşünmemeyi deneyin, bir taraftan da aklınıza düşünce gelirse hmen sayın. Ne kadar zor olduğunu göreceksiniz. Eğer bir budist rahip ya da evliya iseniz durum farklı olabilir tabii.

Birkaç saat iyice yoğunlaşılan yaratıcı bir faaliyet içinde olunan zamanlarda ise  maymun zihin çoğu zaman devreye giremez, dinlenmiş ve kaliteli zaman geçirmiş oluruz. Bo zor bir nakış işi, maket yapımı gibi zamanın nasıl aktığına şaşırdığımız bir faaliyet te olabilir. Uyku da dinlenmedir ama uykuda zihin çalışmaya devam eder, yani sevilen bir işe yoğunlaşılarak geçirilen vakit sırasında ve sonunda hissedilen keyif ve dinlenmişlik hissi farklı olur.

Zihnimiz zamanın çoğunda ya sıradan deyimlere otomatik tepkiler verir yada geçmişte ya da gelecektedir. Geçmişindeyken, sürekli birşeyleri hatırlar ve farkında olarak yada olmadan olaylara yaptığı yorumlar yeni düşüncelerle değil geçmişin tecrübesine bağlıdır. Gelecektedir çünkü sık sık hayal kurar, “yapmalıyım”, “etmeliyim” planları yapar. Göbeğimi eritmeliyim, boğazımı kısmalıyım, falancaları davet etmeliyim gibi bir kısmı can sıkıcı planlar... Çoğu gerçekleşmez, ertelenir ve üstüne üstlük bir de suçluluk duyulur. Yani “olmaz-etmez” ci geçmiş ile “-meliyim, -malıyım” geleceği arasında gelir gider zihnimiz. Daha çok örnek verebiliriz ama uzatmayalım.

Duyduğum bir söz beni çok etkilemişti. “İnsan hep geçmişinde yaşayarak nasıl farklı bir gelecek kurabilir?” Buna benzerşöyle bir söz daha var: “Bir problem ona sebep olan aynı bilinç düzeyi ile çözülemez” Tam olarak söylenişleri böyle değildi ama şimdi uğraşıp tam doğrusunu bulmaya gerek görmüyorum. Sürekli geçmişinde yaşayan(yeni şeylere, düşüncelere kapalı), sürekli kendini tekrar eden bir insanın, hayattıyla ilgili şikayetçi olduğu durumlar varsa bunun kısmen de olsa kendisinden kaynaklanabileceği ihtimali üzerinde durması isabetli olur. Değişim konusunu ileride daha detaylı biçimde işleyeceğiz.

Gelelim buradan, anı yaşamak meselesine. Anı yaşamak sözünü çok duymuşuzdur, öylesine söylendiğinde klişe bir laf gibi de gelebilir. Otomatik yaşayan bizler bazı anları daha dolu yaşarız. Eskiden bende şöyle bir düşünce vardı: “Sürekli anı yaşarsak bu çok otomatik ve kontrolümüz dışında olmak demektir, insan zamanın çoğunda geçmişi değerlendirir ve gelecekle ilgili planlar yaparsa daha faydalı olur”. Aslında plan yapmamız gereken zamanlar, öyle uzun değildir, hatta bu zamanların uzunluğu değil kalitesi önemlidir. Aynı şekilde sürekli geçmişi düşünmenin faydası yoktur. Anılar hoştur, güzeldir ve yine anıları hatırlamak istediğimizde, o özel anlara kısa sürelerle gidip gelmek bizim elimizde. Yani aslında insan zamanın %90 ında şimdide olup anı yaşasa bile geri kalan %10 geçmişte olamk ve gelecek planları yapmak için bol bol yeter diye düşünüyorum. Bunun standardı yok tabii, ben sadece fikir olarak belirttim.

Peki nedir anı yaşamanın sihiri? Kulağımıza mp3 çaları taksak, bütün gün internette sohbetleşsek, TV de dizi seyredip hayale dalsak, başıboş düşüncelere dalsak ne farkeder. Öyle de zaman geçiyor... Anlatmadan önce küçük bir egzersizle başlayalım. Dolaptan, üzüm, şeftali veya başka bir meyve alın. Bir koltuğa oturun ve gevşeyin. Meyveye dikkatli bakın, çevirin her tarafına bakın, elinizde sıkın, nasıl esnediğini gözleyin, hepsi yavaş yavaş. Sonra kulağınıza götürüp biraz sıkın ve sesini dinleyin. Bir süre sonra dikkatlice koklayın. Şimdi çok değil küçük bir ısırık alın ve gözleriniz kapalı olarak yavaş yavaş çiğneyin, tadını hissedin...

Algılarımızı açarak, mükemmel biçimde şimdide olmak yaşamımızın kalitesini arttırır. Bu ifadeyi dikkatli okuyun: Deneyimlediğimiz anlar aslında gelecekteki geçmişimizi oluşturur. Şöyle ki: Daha önceden bahsettiğim üzere biz gelecek hakkında düşünürken sürekli geçmişten gelen çağrışımlardan faydalanırız. Eğer geçmişimiz ne kadar verimli ve kaliteli yaşanmışsa gelecek için umut/fikir vermesi de o derece kaliteli olur. Yani biz aslında yaşadığımız anlarla geçmişimizi oluşturuyoruz. Diyelim ki yemeklerinin çok güzel olduğunu bildiğiniz bir lokantaya gittiniz. Yemeğin neden “15 değil de 25 dakikada geldiğinize canınızı sıkıp, bunu garsona yansıtıp, masadaki diğer insanları da etkileyerek gelen yemeğin zevkini çıkarmak yerine hızlı hızlı yiyip şikayetlenmeye devam ettiyseniz o anları kalitesiz geçirdiniz demektir. Amaç neydi, arkadaşlarla keyifli bir yemek yemek. Sonuç, kişi  bu amaçla orada bulunamış oldu, başka bir yerlerdeydi. Bazen bu huy bile edinilebilir, yani gidilen her yerde servis süresine, garsonun ilgilenme sıklığına titizlikle bakıp performans çetelesi tutmak...

Başka örnek verelim, eşsiz doğal güzelliği olan bir yarde, diyelim şelale kenarındayız, büyük ağaçlar, yeşillik her tarafı sarmış. Şimdi, geldiğimiz dakikadan itibaren fotoğraf makinesi ile 1 saat botunca facebook a koyacaklarımızı düşünerek yüzlerce değişik pozlarda fotoğraf çektiğimiz zaman(eğer profesyonel fotoğrafçı olup oraya o amaçla gelmediysek) 5 dakika durup “an” ın keyfini çıkaramamışsak, gözlerimizi kapatıp şelaleyi, kuşları dinlememişsek, çiçeklerin konusunu duymamış, yüzümüzde ıslaklığı hissetmemişsek, ne kadar o “an” ı yaşadık? Ne derece oradaydık? Aslında facebook a koyulacak fotoğraf telaşı içinde kısmen gelecekte yaşadık ve “an”ı bir nevi kaçırmış olduk. Kaliteli bir geçmiş oluşturma fırsatını kaçırdık. İyi düşünen anlar ki iyi bir geçmiş, facebook a koyulanlar değil, bizim hakkını vererek yaşadıklarımızdır.

Şimdide olmanın bana göre 2 önemli faydası var:

  1. Kaliteli bir geçmiş oluşturmak
  2. Sürekli geçmişle gelecek arasında kontrolsüz gidip gelen maymun zihnimize düzen verip onun daha huzurlu ve keyifli bir zaman geçirmesini sağlamak.

Özellikle bu çok büyük bir enerji tasarrufu sağlar ve kendini, hayatı ve başkalarını daha çok sevdirir. Buradaki enerjiden kastım sadece fiziksel enerji değil, aynı zamanda ruhsal enerjidir, yani insan hasta ve güçsüzken de bu pozitif enerjiyi hissedebilir. “Sevgi enerji ister”.Mesela aşırı yorgun ve keyifsiz geldiğimiz bir günün sonunda evde gevşek zihinle sıradan bir TV dizisi seyrederken(şimdi de yaşamadan) çocuğumuz gelip bizimle konuşmak veya oynamak istediğinde ne kadar içtenlikle, istekle yanıt verebiliriz? Ne kadar eşimize sarılıp şakalaşmak içimizden gelir?

Deneyimin şekli önemli değildir. Müzik dinleyen biri o anda sadece zaman öldürüyor da olabilir, ya da güzel bir eseri tüm dikkatiyle dinleyip, derinlere keyifle dalarak geziniyor olabilir. Tam olarak orada olmak ile olmamak arasındaki esas fark verilen dikkatin ve deneyimin kalitesi...

Sürekli geçmişi düşünerek geleceği planlamaya gerek yok. Bazılarımız günün ciddi bir bölümünü böyle yaşarlar. Yani aynı zamanda geçmişte olanları çok düşünüp hemde gelecekte olmasını istedikleri hayallerinde yaşarlar. Aslında gün içinde yoğunlaşarak kaliteli geçirilen bir planlama zamanı çoğu zaman yeterli olur. Onun için, benim eskiden düşündüğüm gibi, yeterince plan yapmadan geçirilen zamanlar boşa geçiyor hissi içinde olmak gerçekçi değil.

Parantez açarak belirteyim, geçmiş güzel bir anıyı kafamızda canlandırıp tekrar deneyimlemek yada yaratıcılık içinde planlar yapmak ta “an”ı etkili ve kaliteli yaşamaktır. Faydası olmayan geçmiş ve gelecekte tahayyül edilen zihinsel kavgalar, başıboş düşüncelerdir.

Şimdi toparlayalım: Anı yaşamak, yani tam olarak(hatta mükemmel biçimde) şimdide olmak, gün boyun konudan konuya kontrolsüz biçimde atlayan maymun zihnimize dinlenme fırsatı verir. İnsanın geçmişi değerlendirmesi, düşünmesi yada gelecek ile ilgili plan yapması gereken zaman miktarı çok çok azdır. Zamanın çokluğu değil kalitesi önemlidir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2363
Kayıt tarihi
: 12.07.12
 
 

Petrol Mühendisi  İlgi alanlarım: Psikoloji, kişisel gelişim, eğitim En çok yapmayı sevdi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster