Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2091
 

Anılarla 70'li yıllar 2

Anılarla 70'li yıllar 2
 

Bakırköy’ün 70’li yıllardaki geçmişine uzanıyor kalemim. Sadece Bakırköy mü? O dönemin ruhu, tadı, modası ve yaşantısı ile İstanbul’un en mutena semtlerine; Taksim’in, Beyoğlu’nun, Mecidiyeköy’ün, Kadıköy’ün, Suadiye’nin, Moda’nın, Erenköy’ün hatta anılarımda süslü bir çerçeveye koyduğum Kanlıca’nın 70’li yıllarına…

O güzel, taptaze sütlerden yapılan meşhur Kanlıca yoğurdunun tadı damaklarda kaldığı zamanlara… Şimdiki gibi market rafından indirilmiş gibi plastik kapta, plastik kaşıkla sunulmazdı o güzelim yoğurt. Yanına reçel, dondurma, bal ilave etmeye gerek duyulmazdı. Pudra şekeri yeterliydi. O pembemsi rengiyle, kaymağıyla ve tadıyla bambaşkaydı o yoğurt. Şimdi hiç beğenmiyorum.

Dedim ya şanslılardanım işte!

Dedemin bülbül sesleriyle dolu Mihribat korusunda uykulara daldığı, çayırlarında at bindiği, kıyılarında kalkan avladığı Kanlıca da şimdi beton yığını. Tarihi köşklerin yanında beton uzantılar, dar sokaklarındaki yığıntılar, eski evlerin bitişiğindeki kötü yapılar Kanlıca’yı da çirkinleştirmiş durumda.

Dünyada hiçbir yer eskisi gibi değil elbet. Ama biz millet olarak o kadar acımasızca ve duyarsızca yitirdik ki her köşemizi. Ancak eski İstanbul fotoğraflarına baktığımızda anlıyoruz ne çok şeyin kurban edildiğini. Başında eski alemlerin sarhoşluğu ile gözlerini kapatıp İstanbul’u dinleyen Orhan Veli şimdi sağ olsaydı İstanbul için neler yazamazdı kim bilir?

Eski sokaklarla, evlerle, ağaçlarla geleneklerimiz de kayboldu. Kullanmadığımız duyularımız köreldi, zaten ihtiyacımız kalmadığı için fark etmedik onların yok oluşunu. Tıpkı Kanlıca yoğurdunun lezzeti gibi.

Ömür yoğurtları da ünlüydü o zamanlar. İncirli’de son yıllarda yıkılıp yerine abuk bir alışveriş merkezi yapılana kadar “Ömür Restoran” olarak hizmet veriyordu İncirli’de.

Çamlık semtine kadar tek tük ahşap evlerin süslediği İncirli caddesindeki çay bahçeleri, Çeliktaş, Konak, Saray yazlık sinemaları ve şimdi pasaj olan Tınaztepe sineması, Bakırköy’ün vazgeçilmez mekanlarıydı.

Meydandan “şimdiki özgürlük meydanı” Yeşilyurt’a faytonlar kalkardı. Gezmek isterseniz tıkır tıkır aheste aheste köşkler diyarı Yeşilyurt’a giderdiniz. Kumsaldan denize girmek isterseniz trene binip Florya’da iner ve Haylayf ya da Güneş pilajına serinlerdiniz.

Zuhuratbaba türbesinin hemen yakınında meşhur bir lünaparkımız vardı. Yeri hala mevcut ama şimdi ne iş yapıldığı belli değil. Berkant’ın, Barış Manço’nun, Cem Karaca’nın konserler verdiği nezih bir mekandı.

Aslında en iyi konserler Taksim civarındaki sinemalarda olurdu. Fitaş, Dünya, Emek sinemaları en meşhurlarıydı. Uzun saçlarıyla gençlerin sevgilisiydi Erkin Koray. Underground müzik yapardı ve çok popülerdi. Yeni bir akımdı Undergraund. Siyah deri montgomeri giyen isyankar gençler bu konserlerde kendilerinden geçerler, konser çıkışı grup halinde konseri caddelere taşırırlardı.

çok memleketler gezdim
neler gördüm görmedim
şu kocaman dünyada
senin gibi görmedim
estarabim, estarabim,
sağdan soldan estarabim,
au… au….

Üç Hürel, gam yüklü Moğollar, Kurtalan Expres ve elim bir kazada tümünü yitirdiğimiz “Beyaz Kelebekler” en meşhur topluluklardı.

Yabancı şarkıcılardan Adamo, Dalida, Ann Mary David’de sıkça gelip konser verirdi. Bu sinemaların olduğu binalarda hep pahalı markaların satıldığı pasajlar mevcuttu. En çok kullanılan ve moda olan giysiler, ayakkabılar ve parfümler bu pasajlardan alınırdı. Old spice, çam kokulu pino, Aqua di Selva ve Aramis sürmeyen erkek yoktu. Genç kızlar özellikle Aramis süren erkeklere bayılırdı.

Sinemalardaki filmler de çok kaliteliydi. Şimdi milyon dolarlar harcayıp yapılan filmleri bile bir sene sonra unutup gidiyoruz.

Cumartesi 14.30 öğrenci seyircisi bol seansları tercih ederdik. Paramız genelde birinci diye satılan, perdeye yakın ön sıralardaki ucuz biletlere yeterdi. Film boyunca boynumuz servikal sendroma uğrar ama sinemada vakit geçirmenin mutluluğuyla ağrılarımızı unuturduk.

1973’de OPECin Viyana’da petrol fiyatlarını arttırdığını açıklamasıyla cümle alem kriz yaşarken cebimizin dolu olduğu zamanlar Dikilitaş’taki Bakırköy’ün en eski taksi durağı “Ahu” dan, torpido gözü gaz yağı ile parlatılmış taksilere binip, 40 TL verir Taksime öyle giderdik.

İtalya’nın yüz akı Giuliano Gemma RİNGO serileriyle ve Clint Easwood CESSABATA tadındaki filmleriyle bizi kovboy filmlerine ve AMİGOLUĞA doyuran aktörlerdir.

İki saat kırk dakika süren İYİ KÖTÜ ve ÇİRKİN filmini seyretmeyeniniz yoktur sanırım. Clind’in iyiyi, Ellie Wallach’ın çirkini, Lee Van Clif’inde kötüyü oynadığı Sergio Leone’nin mükemmel bir western filmidir.

Warren Beatty ile Faye Dunaway’in oynadığı Bonnie and Clyde, Robert Redford ve Paul Newman’ın BUTCH CASSDY, Omar Sherif’in DOKTOR JİVAGO unutamadığım filmler arasındadır.

Popüler aktörlerin yanı sıra Mireille Darc, Brigitte Bardot, Virna Lisi, Catherina Deneuve, Elke Sommer, Ursula Andres, Raquel Welc, Sofia Loren ve Claudia Cardinale en ünlü sinema sanatçılarıydı.

O sıralar Türk sineması Tarkan Wikingler, Pamuk Prenses ve yedi cüceler, Kel Oğlan ve Malkoçoğlu serileriyle yerlerde süründüğü için Yeşilçam kan ağlıyordu maalesef!

1975 yılında Emek sinemasında rock opera tarzının en muhteşemini THE WHO (tommy) müzikalini seyrederken tüylerimiz diken diken olmuştu. Efsane vokalist Roger Darltrey’i, Tina Turner’i, Eric Clapton’ı, Elton John’u dinlerken ilk kez guardofonik ses düzeni ile tanıştığımız için, şaşkınlık içinde bir sağa bir sola döne döne hoparlörleri takipetmekten serseme dönmüş ama daha sonraları alışmıştık.

Francis Ford Coppola’nın “BABA” serisinden sonra Jean-Paul Belmondo'nun "Francois Capella" ve Alain Delon'un da "Roch Siffredi" rolünü oynadığı BORSALINO serileri de çok tutmuştu. Hele Alein Delon’un filmlerindeki antraklarda millete göstere göstere GİTANE sigarası yakmak pek bir modaydı. Sert sigaradan hoşlanmayanlar kapı dışındaki
tombalacılardan Pall Mall ya da Kent alırlardı.

Sinema çıkışı İstiklal Caddesi boydan boya yürünür, tinercilere ya da kapkaççılara asla rastlanmazdı. Dolmuşa binmeden önce mutlaka Taksim meydanındaki Kristal Büfe’de özel soslu hamburger yenir, yanında köpük küpük birer bardak ayran içilir eve öyle dönülürdü.

70’lerin ortalarına doğru sinema zevki bitiverdi. Beyoğlu sinemalarından sürekli civ civ ve kuş çıktığı için sokaklarda bile zor yürür olduk. İnci'de zevkle bir profiterol yemek bile çirkin bakışlar yüzünden mazi olmuştu.

Atlas, Alkazar, Elhamra, Rüya gibi sinemalar, Özcan Tekgül, Figen Han, Melek Görgün, Arzu Okay, Feri Cansel ve Aydemir Akbaş, Sermet Serdengeçtiyle kendinden geçti. Matineler bile devamlıydı ve seyirci hangi saatte girerse girsin tek biletle saatlerce sinemada kalırdı.

Yeşilçam yüz karası filmlerini oynatmaya başlayınca elit seyircisini de kaybetti. Küçücük bir odada senaryosuz çekilen et yığını filmler Beyoğlu’nun bütün karizmasını da yerle bir etti.

“devam edecek”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Zamanda ve İstanbul'da yolculuk yapıyorum şu an, nasıl duygulandım bir bilseniz. Neden bu kadar geç okudum ben sizi? Sevgilerimle...

Özlem Akaydın 
 26.09.2008 20:25
Cevap :
Geç olmuş ama bütün bloglarımı okumuşsunuz, teşekkür ederim. Sevgiler...  26.09.2008 23:46
 

Şunu da belirtmeden geçemiyeceğim. Şu resimde ki gazeteci çocuğu görünce çocukluk yıllarıma yine eski günlerin anılarıyla döndüm galiba... Ben Nışantaşı doğumluyum. Ama genç kızlık dönemlerim Cihangir' de geçti. Bizim mahallenin böyle bir küçük gazetecisi vardı. Her sabah balkonlara gazeteyi katlar atardı. Öyle güzel nışan alırdı ki tam isabet. Resimde ki çocuk gibi saçlarını kısacık kestirirdi. Doğrusu tam isabet olduğu yazının başlığı gibi işte 70 li yıllar. Herşeyi en ince ayrıntısına kadar siz yazmaya bizlerde büyük zevkle okumaya devam edelim. Ne diyelim elinize sağlık bir kez daha..Selam ve sevgilerimle...

Zeynep Gülay 
 12.08.2008 23:40
Cevap :
Eskiden böyle ufaklıklarımız vardı değil mi? Resmi nerden bulduğumu hatırlamıyorum ama görür görmez "hah işte bu!" demiştim bende. Sizde İstanbul'un güzel bir semtindeymişiniz. Şimdi kızkardeşim oturuyor orada Kılıç Ali Paşa Mahallesinde. Çok muhteşem bir manzarası var balkonunda. Oraları da Beyoğlu gibi güzelleştiriyorlar artık. Çünkü bir zamanlar "pürtelaş" ismi mahvetmişti oraları. Sevgiyle kalın..  13.08.2008 1:29
 

cevabım yayınlanmadığı için tekrar yazıyorum. Mahsus ballandıra ballandıra ve ayrıntılı anlatıyorum. Herkes kendine göre birşeyler hatırlasın diye. Bakın sizde babanızla geçirdiğiniz güzel günleri hatırlamışsınız. Sevgiler...

MARTILAR ÖZGÜRDÜR 
 12.08.2008 13:57
 

Bize harika bir nostalji yaşatmışsınız. Büyük bir zevkle okuyarak ne kadar doğru yazılmış cümleler dedim içimden. Bahsettiğiniz o mekanlar benimde yaşadığım yerlerdi. Bakırköy, Beyoğlu vazgeçilmezlerimdi. Hala öyledir ama eskisi gibi zevk vermiyor. Şimdi sizin satırlarınızı okurken bir kez daha yad edip içim sızladı. Ne güzeldi o günler? Ayrı bir zevki, ayrı bir saflığı vardı. İlgiyle okuyorum yazdığınız yazıları... Beyoğlu sinamaları, yazdıklarınızın hepsi çok doğru. Hydromel' e ne güzel siz nışanlınızla gitmişsiniz ben çok merak edince babamla gitmek zorunda kalmıştım. Eski kurt beni yanlız göndermeye cesaret edemedi. Ama güzel olan tarafı kırmadı, incitmedi, mahrum etmedi. Elinize sağlık..Selam ve sevgilerimle...

Zeynep Gülay 
 11.08.2008 22:56
Cevap :
Sevgili Zeynep, insanı en çok avutan şey mazide bıraktığı güzel günlerdir. Mahsus ballandıra ballandıra ve ayrıntılı yazıyorum ki herkes sebeplensin diye:) Bakın sizde sevgili babacığınızla gittiğiniz Hydromel'i hatırladınız. Ne güzel, evet çok güzeldi o günler ve ne yazık ki ben sizin kadar iyi niyetli değilim bugünler için. Hele Beyoğlu o kadar farklı ki! Hafta sonları resmen bir insan seli akıyor İstiklal Caddesi'nde. Bir takım guruplar tabiri caizse "itlik" yapmaya geliyor sadece. Galerileri gezmek için bile hafta içi erken saatte gidiyorum. Nerde o eski kalite? Kalmadı maalesef!  12.08.2008 1:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 2560
Kayıt tarihi
: 17.06.08
 
 

Hayat benim için herkesin iyi kötü rolünü oynamaya çalıştığı kocaman bir sahne. Ben de bu sa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster