Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
964
 

Ankara:"Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun" Şehrine mi Dönüştü?

Ankara:"Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun" Şehrine mi Dönüştü?
 

Sokaklar kan gölü, insanlar sabah uyanır uyanmaz Cuma, Pazartesi fark etmeksizin trafiğe çıkıyor; herkes gergin ve herkes birbirine küfür kıyamet. Topluma ne oldu; toplum istisnasız kin ve nefret toplumu oldu. Özellikle büyükşehirlerden başlamak üzere belki başta Ankara diğer şehirlerde insanlar arasında gerginlik seviyesi yükseldikçe yükseliyor ve işinde gücünde sıradan insan dahi bir dakika sonra kendini bir kavganın içinde bulabilir hele de trafikte araba kullanıyorsanız ve "sen benim kim olduğumu biliyor musun şehrinde" ikamet ediyorsanız. Bu şehir; elbette seksen bir ilden temsilcileri ağırlayan Ankara. Nam-ı diğer; "Sen benim kim olduğumu biliyor musun şehri"

Bir Japon “Türkleri anlamak imkânsız diyor; Evlerine gidiyorsunuz, ikramda, karşılamada üzerinize titriyorlar dışarı çıkıyorsunuz, koro halinde üzerinize araba sürüyor ve ağız dolusu küfürler ediyorlar” Türkiye’de özellikle bazı şehirlerde trafik dünya listelerinde. Listeye giren şehirler İstanbul, Ankara, Çorum, Sinop olarak sıralanıyormuş!

Trafik yoğunluğunda, en kalabalık, en sıkışık şehir olmasa da “kural tanımazlık” açısından en şehir Ankara’ymış. Ankara’da kural tanımazlığa neden olan şeyler ise; milletvekilleri ve onlardan mütevellit bakanlar, genel müdürler, yargıdan tutun tüm üst düzey kurumların Ankara’da olmasından dolayı üst düzeylerden yetkili veya yetkisiz güç alan kalabalıkların halkı canından bezdirmesiymiş. Şiddet sarmalında etkilenen her birey tepkiyi bir alta yansıtıyor ve en beyefendi, en işinde gücünde insanlar için Ankara her geçen gün daha da yaşanmaz hale geliyor. Ankara yıllar önce  Hacı Bayram-ı Veli şehriyken, zamanla “ sen benim kim olduğumu biliyor musun?” şehrine dönüştü.

İyi tohumla ürün elde etmek bir çiftçi için bile zordur. Hâlbuki istenmeyen ot, ham meyveyi bahçeye ekmeden de kendisi kendisini çoğaltabilir. İyilerin, iyi davranışların tamamının güzel bir şekilde çalışmaya, itinalı düzenlemelere, yeteri kadar sabra ihtiyacı varken kötü, istenmeyen her şeyin artış hızı toplumda da, tarlada da aynı şekilde çok hızlıdır. Bu tıpkı bir virüs gibi; vücuda girer, vücüdu kısa sürede sarar ve dev gibi insanları bir bakmışsınız mikro seviyede bir virüs yere serer. Toplumlar da böyle olmalı

Korkarım ki, sözle değil, davranışlarla eğitimin, örnek almanın toplumda önemi asla anlaşılamadı. Bir öğretmenin veya imamın sözlerinden çok yaptıklarını taklit eden toplum, diğer örnek gösterilenlerin de bir şekilde hareketlerini örnek almış olmalı ki, toplum şu anda ağır hastalık halinde. Buna ben de dâhilim, itiraf ediyorum. Bazen ben dahi kendimi kontrol etmekte zorlanıyorum. Bugün mesleğiniz ne olursa olsun, çok kısa zaman içerisinde kendinizi bir olayın, kavganın içerisinde bulabilir, hapse dahi girerseniz şanslısınız, ucunda ölüm de var. O zaman da eviniz arabanız, zenginliğinizin olmasının hiçbir önemi yok.

Şurası kesin; bu halk birbirinden nefret ediyor. Bunu anlamak için dahi olmaya gerek yok.  Ekilen tohumun cinsi her neyse toplumda inanılmaz bir nefret kasıgası oluşturmuş. İsterseniz bir süreliğine, kısa bir süreliğine bir kavşakta durun ve insanların birbirine nasıl ağıza alınmaz şekillerde hakaret ettiklerine tanık olun. Birbirine hakaret etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan, herkesin kardeşiyle dahi kavgalı ve küs olduğu Türkiye bitti mi?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazıyı okurken her satırında bir an, her betimlemesinde bir anımla yüzleşince kesinlikle diyorum ki; o Japon haklı! Bir Japon'un bile bu denli kısa ve öz tariflediği buhran halimizi çoğumuzun görüp de anlayamaması veya umursamaması da ayrı bir enteresanlık. Ankara'da değil İstanbul'da yaşıyorum ama eminim ki bu sadece bizde değil tüm dünya kentlerinde karşılaşılan bir sorun. Hızlı üret, hızlı tüket, hızlı yaşa ve hızlı öl! Emperyalizmin biçtiği yeni "modern" yaşam kaftanını üzerinden atamamanın verdiği basit ama etkili bir sonuç. Buradan hareketle; Ersin Kabaoğlu Bey zannediyorum haftanın diğer 4 günü Ay'da yaşıyor ya da Ankara'nın en talihli sakini..!

Taylan GÖK 
 31.10.2017 7:46
Cevap :
Herkes kendi penceresinden bakar, halıları süpürüp altına atmak bir süre evimize temiz havası verebilir ancak malum bir şehre çok göç oluyorsa göçler sorunsala neden olur. Bunun için kalkınma ajansları onlarca projeyi desteklemişlerdir. Sorun vardır. Her şeyden önce her yıl gelen binlerce göçmenin yer bulmaya çalıştığı şehrin sorunu vardır. Suriyeli sorunu vardır. Her ışıklarda dört köşede bekleyen ve arabalar durduğu anda camlara fırlayan canlar sorunu vardır. Trafik polislerinin yaşadığı çile malum. Her şehrin yükü ve en üst düzey temsilcisi burada. Sorun her pencereden bakılan yere ve görülmek istenen şeye göre, her gözle farklı görülebilir. Saygı duyuyorum.   31.10.2017 22:08
 

39 yıldır başkentte yaşıyorum. Haftada en az üç kez de aracımla trafiğe çıkarım ve bu türden bir olayla, çok özel gün ve anlar dışında da trafik sorunuyla karşılaşmadım! Muhtemelen tekil/ bireysel ve rassal bir- ya da birkaç- olaydan hareketle bu tarihsel ve modern (baş)kentin talihsiz ve yanlış bir sıfat ile yaftalanmsini en azından üzücü ve talihsiz buldugumu-sağduyulu, modern bir Cumhuriyet aydını ve bürokratı olarak- belirtmek isterim.

Ersin Kabaoglu 
 27.10.2017 22:07
Cevap :
Trafik elbette sorun değil, insanların gerginlikleri sorun. Bu durum özellikle Ankara'da bazı semtlerde de olabilir. Ekonomik gücü belirli düzeyde olanların güvenlikli semtlere, güvenlikli sitelere yönelmeleri bu kaçışı hızlandırıyor ve zannedersem üst düzey kimselerin oturduğu semtlerde evler o yüzden milyonla ifade edilen rakamlarla alıcı buluyor. Çakarlı denilen ama gerçek görevi bilinmeyen araçlar bir sorundu. Allah'tan bunu devletimiz görmüş ve bir kurala bağlamış. Yalnız genel olarak uyanıklık trafikte kanun haline gelmiş durumda, taksi, dolmuş, servis araçları trafikte bir başka sorun.Kırmızıda sağa dönmek, sarıda korna, sinyal asla vermemek bunlar sıradan şeyler olageldi. Tabi bir de pencere meselesi var, dikey mimari şehri boğuyor ve bu daracık bir yere binlerce insan sığdırmak demek. AB her 250 bin kişinin yaşadığı ortam ısısının 1 derece arttığı onun da dengede değişikliklere neden olduğunu açıkladı. Bu durum da gerginliği artırıyor olmalı  28.10.2017 18:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1799
Toplam yorum
: 291
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 173
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster