Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '14

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
3385
 

Ankara adının kökeni

Ankara adının kökeni
 

Bahçelievler Kybele Kabartması


Arkeoloji, tarih ve etimolojinin ortak bir konusunu oluşturan bu yazının başlığı hakkında tarihe meraklı bir Ankaralı olarak bugüne kadar ortaya konulanın dışına çıkmak elbette olanak dışı. Bununla birlikte mevcut bilgileri olabildiğince çeşitlendirip irdeleyerek en azından bu çerçevede olabildiğince objektif olarak bir sonuca gitme çabasını sergilemenin de önemli olduğunu düşünüyorum. Bu bakış açısıyla konuyu önce arkeolojik ve sonra da tarihi, mitolojik ve etimolojik açıdan ele alarak yol alınmaya  çalışılacaktır.

Konuya dair arkeolojinin bulgularının ne olduğuna baktığımızda; Ankara’nın akropolisini bugünkü Hacı Bayram Camii’nin bulunduğu yerin oluşturduğu, Roma döneminde Augustus Tapınağı’nın bulunduğu kutsal bir tepenin etrafında ve Roma Hamamı ve kalenin kentin sınırları içinde olduğu, kuzey ucunun ise Radyoevi’ne kadar ulaştığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, daha geriye gidildiğinde ana kenti oluşturan alanın, Helen döneminde daha küçük ve öncesinde Frig çağında ise çok daha küçük olduğu öngörülmektedir (Akurgal, 1990). Arkeoloji yolculuğu sürdürüldüğünde ilkçağlardan beri Ankara çevresinin yerleşimler mekân olduğuna dair buluntulara karşın Hitit döneminde Ankara’nın tepe kentinde yerleşmeye ilişkin henüz bir bulguya rastlanmadığı anlaşılmaktadır (Akurgal,1990). Buna karşılık yapılan kazılarda Friglerin Hacı Bayram Tepesi, Roma Tapınağı, Çankırıkapı (bugünkü Yiba Çarşısı ile Maliye Meslek Okulu arasında kalan alan) arasında ve Fidanlık (bugünkü Kızılay civarı olması gerektir) çevresinde yerleştiği anlaşılmaktadır. Hacı Bayram Camii bitişiğindeki Augustus Tapınağı’nın temellerinde Frig duvarları ortaya çıkmıştır. Friglerin tarih sahnesinden çekildiği M.Ö. 700 ile M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen Ankara Kalesi ve Ankara çevresindeki Galat yerleşimine gelene kadar Anadolu’daki Pers işgalini sonlandıran Büyük İskender’in geçişi arasındaki geçen yaklaşık 400 yıllık sürede Ankara ile ilgili bilgiler sınırlıdır (Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2007).

Bu sisli döneme ilişkin önemli önemli iki bulgudan birisi 1959 yılında Ankara Bahçelievler’de (3. Caddenin 17. Sokakla birleştiği yerdeki evin hemen bitişiğindeki arsada) bir temel kazısında çıkartılan ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan Kybele kabartmasıdır. Bu figür Yunanlaştırılmış bir Frig Kybele’si olarak nitelenerek yaklaşık M.Ö. 6. Yüzyıla tarihlenen Frigya sonrası döneme ilişkin önemli bir bulgudur(Temizer,). Diğeri ise Ankara Etlik’te bulunan Pyrygialı (Frig) Ana Tanrıça kabartmasıdır. Bu kabartmada Phrygia’lı Ana Tanrıça’ya aslan/insan karışımı bir yaratık eşlik etmektedir. Ankara Etlik’te bulunan bu Ana Tanrıça kabartması Geç Hitit ile Pyryg atribüleri (belirleyici ayrıntıları)arasında bağlantı kurulması açısından önem arz etmektedir (Roller,2004).

Yazımızın konusunu oluşturan Ankara adının kökeni ile ilgili olarak yukarıda verilmeye çalışılan arkeolojik kayıtlarla paralel olarak şehrin adının verilmesine kaynaklık eden yerleşimlerin Frig ya da Galat olabileceğine dair tarihi kaynaklarda farklı yorumlara rastlanmıştır. Stephen Mitchell’e göre Galat’lar Pontus’lu 1. Mithriadates için paralı olarak Suriye kralı II. Ptolemaios’a karşı Karadeniz’de savaşmışlar ve bir Ptolemaios gemisinden ele geçirdikleri çıpayı getirdikleri Ankara’nın adının dayanağı da bu çıpa olmuştur. Bununla birlikte, Galat’ların Frig çağında bölgede yerleşik olup olmadıklar ve o devirde adın Ancyra olup olmadığı tartışmalıdır (Yörükan,2009).

Diğer taraftan üzerinde genel olarak uzlaşılan sonuç, Ankara’nın bir Frig yerleşimi olarak kabul edilmesidir.  Bu sonuca götüren en somut kaynak yukarıda değinilen arkeolojik bulgulara ilave olarak MS 86-160 arasında yaşayan ve Büyük İskender’in seferlerini anlatan Flavius Arrianus’dur. Arrianus’un kayıtlarında M.Ö. 333 yılında İskender’in Gordion’a ulaşarak Ancyra’ya geldiği bilgisi yer almaktadır. Bu tarih Galatların Anadolu’ya yerleşmesinden (MÖ 270’ler) oldukça evveldir. Afif Erzen, olaydan 300 yıldan fazla bir süre sonra kaydedilmiş bu kaynağın İskender ordusunun resmi kayıtlarına dayandığını ifade etmektedir. (Arrian,1971 ve ERZEN, 1946). Nitekim, bu konudaki kaynak kritikleri Arrian’ın kaynakları arasında İskender’in yakınında olan Callisthenes of Olynthus’un (M.Ö. 370-327)  “the Deeds of Alexander” ve “the Royal diary” adlı günümüze ulaşmayan kitaplarının birincil kaynak olduğunu kaydetmektedir. Bu kaynağa dayanarak aynı zamanda Ankara adının ilk olarak Helen dilinde çıpa anlamına gelen Ankyra (Ancyra) dan geldiği söylenmektedir.  Bu etimolojik bağlantı ile ilgili olarak rivayet olunan efsanenin kaynağı da MS 2. yüzyılda yaşamış olan Yunanlı gezgin ve coğrafyacı Pausanias’dır. Pausanias’ın Yunan coğrafyasını anlattığı 10 ciltlik kitabın M.Ö. 143-176 arası dönemi kapsanmaktadır.

Pausanias, Galatların, şehri Friglerden nasıl alındığını şöyle rivayet etmektedir (metin içindeki italikle yazılı açıklamalar yazarın notudur): “Çok sayıda Galialı gemilerle Asya’ya geçip, kıyılarını yağmaladılar. Bir süre sonra Bergamalılar, eski Teuthrania denilen yerde (İzmir, Bergama yolunda, Kaikos'un (Bakırçay) üzerindeki köprünün 3 km. batısında, 150 m. yüksekliğindeki Kalarga Tepesi yamaçlarında kurulmuştur).  Galialıları denizden içeri doğru sürdüler. Şimdi bu insanlar, Gordios’un oğlu Midas’ın eskiden kurduğu bir Frig şehri olan Ankyra’yı alarak Sangarios (Sakarya) nehrinin ilerisindeki alana hükmetmektedirler. Ve Midas’ın bulduğu bu çıpa ve Silenus’u (Şarap Tanrısı Dionysus’un hocası ve takipçisi, şarap düşkünü olarak tanınan, zaman zaman at kulağı ve kuyruğu ile figürleştirilen derin bilgi sahibi mitolojik karakter.) yakalamak için Midas’ın suyunu şaraba karıştırdığı söylenen Midas Pınarı denen bir pınar benim zamanımda hâlâ Zeus kutsal alanında duruyordu. Daha sonra Bergamalılar Attis’in (Frig yarı tanrısı - Ana Tanrıça’nın yoldaşı ve mitolojide çift cinsiyetli tanrı Agdistis’in kanından olma ve daha sonra Kybele ve erkeklik organı iğdiş edilmiş olan Aigistis’in aşık olduğu mitolojik karakter) gömülü olduğu söylenilen Agdistis Dağı’nın altında yer alan Ankyra ve Pessinus’u (Pessinus, Ankara-Eskişehir karayolu üzerinde Sivrihisar'ın 16 km güneyindeki Ballıhisar’da bulunmaktadır.) ele geçirdiler (Pausanias 1.4.5) (Kadıoğlu-Görkay-Mitchell, 2011).

Ankyra (Ancyra) kelimesi yukarıda belirtildiği gibi Grekçede çıpa anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Frigcede de bu anlamı taşıdığı kaydedilmektedir. Bununla birlikte Frigcenin MS 6. yüzyıla kadar konuşulan bir dil olduğu kaydedilmektedir (Ethnic Constructs in Antiquity, Amsterdam, 2009). Grekçeye çok yakın görünmüş ve kısmen de etimolojik açıdan Grekçenin yardımıyla yorumlanmış olan Frig diline ait belgeler iki ayrı dönemden gelmektedir. MÖ VII – VI. yüzyılara ait yaklaşık 25 yazıt dilin eski evresine, yani Eski Frigceye aittir ve bunlar Greg alfabesinden farklı bir alfabe ile yazılmışlardır. Grekçeden hareketle Frigcenin yorumunda oldukça uç noktalara gidilmiş olmakla birlikte, Frigce yazıtlarının açık ve ikna edici bir şekilde yorumlanmasında başarılı olunamamıştır (Friedrich, 2000).

Bunlardan başka daha eski dönemlere gidilerek Hitit belgelerinde yer alan kent ve yöre adları arasındaki Ankuruwa ile Ankuwa?nın, Ankara kentinin Hitit dönemindeki adına ilişkin bir veri niteliği taşıdığı tartışılmaktadır. Prof. Sevim Buluç’a göre, Gölbaşı yakınlarındaki Hitit yazılı metinlerinde adı geçen Ankuwa Başkent Hattuşa’ya üç gün iki gece uzaklıktaki Akuwa’nın Yozgat ilindeki Alişar Höyük olabileceği düşüncesiyle bu tezden vazgeçilmiştir(Bağlum,1992). Ancak, Ahmet Ünal, birçok araştırmacı tarafından kabul edilen Ankuwa = Alişar tezinin kesin olmadığını savunmaktadır. Ayrıca Ünal, Ankuwa’nın Hatti kökenli bir isim ve aslının Hanikku (wa) olduğunun kanıtlandığını, şehrin baş tanrısının da Hatti kökenli Katahha olmasının da bunun bir kanıtı olduğunu belirtmektedir (Ünal,1981). 

Ankara adının kökeni ile ilgili yukarıda ele alınan tüm verilerin ışığında aşağıda aktarılacak olan Bilge Umar’a ait yorum hakkında bir karara varmak kolay olmamakla birlikte yeni buluşlarla desteklenene ya da delillenene kadar yetinmemiz gerekecektir. Ayrıca Ankara adına ilişkin bu yorumun sahibinin aslen hukuk disiplininden olduğunu, arkeoloji ve tarihle asıl mesleği dışında ancak pek çok kitap yazacak kadar uğraştığını belirtmek gerekmektedir. Umar’a göre:

“…Denizden yüzlerce km uzaklıktaki bir kentin bu anlamda ve üstelik Hellen dilinden gelme bir ad taşımasını (!) açıklamak için, ilk çağın ileri döneminde, adet olduğu üzere, bir destan öyküsü uydurulmuştu. Oysa İ.Ö. 334’de bile, Ankara’nın Hellen dilinden gelme ad taşıyor olamayacağı pek açıktır… Özellikle Hitit belgelerinde kent ve yöre adları arasında anılan Ankuruwa ile Ankuwa’dan (H.Erten, CAD, s.10) biri Ankara adının da öz biçimi miydi tartışılıyor. Görünüşe bakılırsa o adlar bir Anka kök sözcüğünden türetilmiştir ve Ankuwa adını elde etmek için Anka’ya önce ura sonra uwa eklenmiştir (böyle idiyse Ankuruwa’nın anlamı “Yüce Anka Tapınağı’dır. Bkz. ura, uwa); Ankuwa adını elde etmek için ise, Anka kök sözcüğüne yalnız uwa takısı eklenmiştir ve bu adın anlamı, “Anka’lık (Yer)” (karş. Arzawa, Assuwa), yahut “Anka Yapısı (=Tapınağı)” olmaktadır. Hitit belgelerinde anılan bu Ankuruwa Ankuwa adlarından biri ya da her ikisi, Ankara kentinin adı mı idi bilemiyoruz. Ancak Hellen  ağzında Ankyra biçimine bürünen Anadolulu adın aslının, hiç değilse o dönemde, Ankura yani Ank(a)ura “Yüce Anka” olduğunu güvenle söyleyebiliriz…çeşitli belirtiler, Anka’nın “Ana Tanrıça”nın adlarından biri olduğunu göstermektedir: a) Ankuruwa adı, ura ve uwa’nın bildiğimiz anlamları çerçevesinde, ancak “Yüce Anka Tapınağı” olarak yorumlanabiliyor. b) Ankara yöresinin, Ana Tanrıça tapkı bölgesi olduğu o yörede bulunmuş, Phryg’ler dönemi yapıtı, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen Ana Tanrıça heykelleriyle kanıtlanıyor (Bahçelievler Frig Kybele’si kastediliyor olmalı). c) Yine bu yörede Sangarios (şimdi Sakarya) adıyla karşılaşıyoruz. Bu ad, Luwi dilinin “kutku, kutsal, iyi, güzel” anlamlarındaki Swa öntakısını öğrenince (bkz. Swa) görebiliyoruz ki, pek güçlü olasılıkla S(wa)-Anka-(u)ra bölümlerinden, “Kutlu Yüce Anka” anlamında olarak Sankara/Sangara biçiminde türetilmiş iken, Hellen ağzında akarsu adları eril olacağından, -a ile bitemeyeceğinden, Sangarios edilmişti. Yine de bitişin –os değil –ios olması, bu ad’a Sangara’sal anlamını yükler ve adın Sangara ile bağlantısını kanıtlar.”(Umar,1 993).

Konuyla doğrudan bağlantısı nedeniyle yer verilecek olan bir diğer tez ise, 1937 yılında İkinci Tarih Kongresinde Prof. İbrahim Necmi Dilmen tarafından sunulan Güneş Dil Teorisine dayandırılmaktadır. Dilmen’e göre; “Ankara adı (Avrupa dillerinde Angora, yerel aksanda Angara, Engürü) Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentine ve yakındaki bir nehre aittir. Bu ad sadece Orta Anadolu’da mevcut değildir. Orta Asya’nın Kuzeydoğu bölümlerinde, Baykal Gölü ile Yenisey Irmağı’nı bağlayan nehir de tüm haritalarda Angora adını almaktadır. Bu nehir havzası da aynı zamanda “Angora Bölgesi” olarak anılmaktadır. Bu gözlem Ankara ismi ile su arasındaki bağlantı için yeterli kanıttır... Bu birkaç örnek sanırım Güneş-Dil Teorisinin tarihi ve coğrafi terimleri nasıl analiz ettiğini ve yeni gerçekleri göz önüne serdiğini fazlasıyla göstermektedir.”(Ersanlı, 2004). Bu yazıda, günümüzde geçerliliğine yönelik bir iddianın artık pek sürdürülmediği Güneş Dil Teorisi ve konuyla dolaylı olarak bağlantılı ve dayanakları yerleşik batılı literatürde yer bulmayan Avrasya ya da Asya kökenli tezlerle ilgili tartışmalara yer verilmesi olanaklı değildir. Bununla birlikte Ankara adı ile Angara bölgesi arasında kurulan yukarıdaki bağa yönelik eleştiride; zaman kavramının kaybolduğu ve dil yapısının sürekliliğinin neredeyse hiç gözlenmediğinin altı çizilmektedir (Ersanlı, 2004).          

Sonuç olarak, bu sınırlı yazının dayandırıldığı kaynaklarda yer alan arkeolojik, tarihi ve etimolojik bulgulardan hareketle; Ankara adının kökeni olarak Hellen (Grek) dilinde ve “yeni Frig” dilinde Ankyra (Ancyra) nın kaynağının “eski Frig” dili olduğunun kesin olmadığı kadar, Hitit tabletlerinde geçen Ankuwa ve Ankuruwa yer adlarından birisinin Ankara adına kaynaklık edebileceği ya da adın Anadolu'lu halinin Ankura olması gerektiği yorumları da tartışmaya açık olup yeni araştırma ve kanıtlarla desteklenmeye muhtaç görünmektedir.

 Nisan 2012-Ankara

KAYNAKÇA

 

AKURGAL Ekrem, “Augustus Tapınağı ve “Yazıtlar Kraliçesi”, Ankara Dergisi II. Cilt I Sayı 1, Ekim 1990)

ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi 1,“Tarih İçinde Ankara”, 2007.

ARRIAN,  The Campaigns of Alexander Penguin Books, 1971.

BAĞLUM, Kemal, Beşbin Yılda Nereden Nereye Ankara, 1992.

ERSANLI  Büşra, “Naming Turkish Language Politically:Ottoman Language,Sun Language, Azerbaijan Language”, Academie Des Sciences De Bulgarie, Institut d’ Etudes Balkanıques, No:3,2004.

ERZEN Afif, İlkçağda Ankara,1946

FRIEDRICH Johannes, Kayıp Yazılar ve Diller, İstanbul,2000.

KADIOĞLU Musa, GÖRKAY Kutalmış, MITCHELL Stephen, Roma Döneminde Ankyra, Yapı Kredi  Yayınları, 2011, İstanbul. 

ROLLER Lynn E. (Çev. Betül Avunç), Ana Tanrıça’nın İzinde: Anadolu Kybele Kültü, Homer Kitapevi, 1. Basım, İstanbul, 2004. 

TEMİZER Raci, “Ankara’da Bulunan Kybele Kabartması”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/14/695/8823.pdf

UMAR Bilge, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkilâp Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul, 1993.

ÜNAL Ahmet, “Hitit Kenti Ankuwa’nın Tarihçesi ve Lokasyonu Hakkında”, Belleten, s.180, Ekim 1981.

YÖRÜKAN Güneş, A Study on Celtic/Galatian Impacts on the Settlement Pattern in Anatolia Before the Roman Era, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2009.https://etd.lib.metu.edu.tr/upload/3/12610539/index.pdf

 

http://www.livius.org/aj-al/alexander/alexander_z1b.html.

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=30587

http://en.wikipedia.org/wiki/Silenus

http://en.wikipedia.org/wiki/Attis

http://tr.wikipedia.org/wiki/Pessinus

http://www.palaeolexicon.com/default.aspx?static=12&wid=347686.

http://web.deu.edu.tr/hukuk/hakkimizda/bilgeumar.htm.

Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli ve önemli bir çalışma! Tüm Ankaraseverlerin merak içinde olduğu, bu amaca yönelik arayışları, okuma ve araştırmaları sonucunda ise kafalarının oldukça karışık olduğu bir konuya, araştırmacı kimliğinle, cesurca ve blog sınırlarının dar kalıplarına rağmen girmiş olman takdir-i şayan. İçten teşekkürler, sevgi ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 17.11.2014 16:12
Cevap :
Teşekkürler sevgili Ersin. İçten sevgi ve selamlar.  17.11.2014 17:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 983
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster