Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
728
 

Ankara Rüzgarı

Ankara Rüzgarı
 

Tony


Ses çıkarmadan durmak zorundaydım, kendimi gizlediğim bu soğuk, pis, kasvetli garajda. Dışarıda, on metre ötemde, gözünü kırpmadan adam öldürebilen iki katil beni bekliyordu. Daha önce de ellerinden kurtulmuş olmam, durumumu basitleştirmekten çok, daha karmaşık kılıyordu. Nefes alırken göğsüm ağrıyor, gözlerimi yumunca her şey eskiye dönecek; o beni yine ilk günkü gibi sevecek sanıyordum. Olanlara, olacaklara göz yumuyordum.

Oysa ne romantik başlamıştı aşkımız. Kaybolarak yön belirlediğimiz gezmelerimizde, aradığımızın birbirimizden başka bir şey olmadığını anlamamız bir yılımıza neden olduğu için, kahkahalarla gülebiliyorduk o çocuk hallerimize. Yaşımızın kaç olduğuna aldırmadan geçirdiğimiz tempolu günler mi yordu bizi, yoksa ağdalı sevdamızın yaşlı omuzlarımıza bindirdiği yük müydü bizi bitap eden. Aşkın kendi özündeki patlamaya hazır enerji bizi gençleştiriyordu. Dizlerimdeki amansız ağrıya bile iyi geliyordu. Sabah uyandığımda ne giysem diye düşünmeme sebep; nedensiz gülmelerle geçen kahvaltılardaki neşenin doğurduğu, yüzlerce kokulu çiçekten oluşan bahçemizin mimarı; sevdamıza ne olmuştu da birbirimizi öksüz bırakmaya karar vermiştik.

Sadece bir şarkı o günlere derinlemesine gitmemize yetiyorsa; bugün bile. ‘’Ankara Rüzgârı’’ her çaldığında bir uzvunun çürümek suretiyle Gençlik Parkındaki gölede düştüğünü hissetmekse sevgi; biz sırılsıklam sevmişiz demek ki birbirimizi…

Sanılanın aksine; bu şehrin insanını hayatın içine alan griliğine sevdalı iki âşıktık. Emekli olduktan sonra doğduğu yere dönen iki vefalı böcektik. O benden daha fazla çalışmış, dünyalığını fazlasıyla edinmiş olsa da; bunu sosyalliğine yansıtmadan yaşamayı becerebilmiş ender kadınlardan biriydi. Bilinen sakinliğiyle Ankara; düzenliliği ve yaşanabilir büyüklüğü ile bize geniş bir oyun alanı olmuştu. İlk tanışmamızın bir sonbahara denk gelmesi planlanmış bir durum değildi ama üzerinde yürünmüş sarı yaprakların sesleriyle ördüğümüz köprüleri düşününce, tesadüfen olmuş her güzel şey gibiydik ikimiz de. Yağmurun, soğuğun daha fazla hissedildiği yaşlarda olmamız, parklardaki sohbetlerimize engel olamadı. Termosla taşınmış papatya çaylarını yudumlarken, yanı başımızda yüzüp duran kuğunun bizi dinlediğine emindik. Sokakta yaşayan insanların en sevdiği çift bizdik. Çöp toplayıcıları da tanıyordu bizi, en lüks lokanta sahipleri de. Yürümeye bayılmamıza rağmen taksicilerin en iyi müşterisiydik. Yokuşu bol bir güzergâhsa o gün çizdiğimiz rota, taksiyle gezmeyi tercih ediyorduk. Birkaç dost edinmiştik şehir dışında, onlara yatılı ziyaretler yapıyorduk. İçlerinde kalantor, muhabbeti hoş olanlarda vardı, zar zor geçinip misafir geldiğin de bunu hissettirmemek için çırpınan gerçek dostlar da. Daha sonraları adını saklayarak bu arkadaşlara yardım eden sevgilimi, daha çok sevmişimdir sırf bu yüzden.

Ömrüm boyunca ayrılmadığım, yarenim, mutluluk kaynağım da bizle gezerdi hep. Sırasını usluca bekler, en uygun anda sepetten kafasını çıkaran yılan gibi belirir, tüm maharetini sergileyerek takdir toplamak isterdi. Üretim aşamasından itibaren her yaş döneminde beraberdik obuam ile. Askerlik dönemimde de ayrılmadık, Gölcük donanma bandosunun en güçlü seslerinden biri olduk beraber. Yeri geldi komutan eşlerini eğlendirdik, yeri geldi önemli günlerde, çok büyük sahnelerde gösteri yaptık. Ateşli marşlar da çaldık, acıklı popüler şarkılar da. Hepsinde aynı ciddiyet, aynı özenle davrandık. Hem ben hem Pedro-rahmetli babamın eski dostuna benzettiği aletime pederin verdiği ad- günler öncesinden hazırlandığımız gösterilere çıkmadan önce süslenirdik.

Yıllardır üşenmekten tamir edemediğim garaj kapısındaki aralıktan sızan ışık, sessizliğin mahur yanını örten bir duvak oluvermişti. İtalya’dan gelen özel tasarımcıya yaptıracağımız gelinliğin bir parçası gibi ortaya çıkıvermişti. Yanlış duymadınız; ellisini geçmiş bir gelinin çok öncelerden kalma rüyasını, biraz abartarak da olsa gerçekleştirme çabamızı anlayacağınızı umuyorum. Onun aksine benim orkestra günlerinden kalan bir kostümle evlenme düşüncem, sonradan çok pişman olacağım gelişmeler yaşattı bana. Giyeceğim takımın biçimi, eskiliği veya fiyatı değildi onu üzen. Ben de oluşmayan heyecan yüzünden, gözlerimde yakalayamadığı pırıltı yüzünden üzülmüştü. Üçüncü evliliğimi yapacak olmam mı, yoksa sadece evliliğin kendisi mi beni durağanlaştırdı tam olarak bilemiyorum. Sevdiceğim kızgınlıklarında haklıydı. Yorgunluğun, stresin getirdiği bunalımlı havayla; kırdı, döktü. Önceki halinden eser kalmamış, haris, seviyesiz biri oluvermişti. Birkaç kez; delirdiği zaman yüzüne yerleşen üç cadı gördüm. Bir yanı korkunç, bir yanı plancı öte yanı megaloman üç cadı.

İlk meydan savaşımızda alanı ilk terk eden iyimser, tatlı kadınsılığı oldu. Sonra hoşgörülü, esprili kadın terk etti bizi. Gitgide çöken omuzlarımda ‘’sana dememiş miydim’’ birikintileri, kaşlarımın arasında ‘’mutlu aşk yoktur’’ ezgisi; tek aşkım Pedro ile baş başa kalakalmıştım. Kovulmaktan beter bir gönderilme merasimi ile uğurlanıyordum. Tony Curtis’in elinde mukavva bavulu ile melankolik sevgilisini öpme sahnesi gibi değildi bu veda. Bayağı, fettan, acı vericiydi. Merhametsiz, vefasız, iğneleyiciydi. Yaşanmışlıkların yalan olduğunu düşündürdüğü için dayanılmazdı. O gülmelerin yapaylığının ispatı olduğu için dayanılmazdı. Ben, Tony’nin ki kadar havalı olmayan bavulum ve işlemeli kutusunda benim için üzülen Pedro; yokuş yukarı yürümenin ironisine tebessüm ederek yürüdük. Hanımefendinin- bu küçük serzenişimi mazur görün lütfen- bahçesine hâkim bir banka oturup derin nefes aldık. Orhan Gencebay şarkılarını obua ile çaldığımız albümden şarkılar çalmaya başladık, inanmayacaksınız ama hiç ağlamadım.

Bunu sindirmem tahmin edersiniz ki uzun sürdü. Komutan edasıyla girdiğiniz kapıdan, dilenci gibi kovulmak her insana ağır gelir. Geriye kaldığını düşlediğiniz kısa mutlu günlerinizi silindirle öğüten bu ‘’Kader Oyunu’’, ‘’Lüküs Hayat’’ müzikalinden çok daha eski ve çok daha fazla sahnelenmiş bir başyapıttı. Zaman Efendinin önünde saygıyla eğilmek kaçınılmazdı.

Bekle dedim içime, aşka bulanmak için hem çok erken hem de geç…

Kasım 2010

Nadir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir kadın kaç cadı barındırır içinde? Bence çeyrek cadı bile yeter aşkın bitirilmesine...Selamlar,iyi bayramlar Nadir,güzel öykü olmuş.

Leylim. 
 16.11.2010 9:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 402
Kayıt tarihi
: 02.11.09
 
 

Gençliğime kadar İskenderun'daydım, sonra Yıldız Teknik'te İnşaat Mühendisliği okudum fakat o mesleğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster