Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '08

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
615
 

Ankara'ya koşarken

Ankara'ya koşarken
 

Toros Dağları'nı boylu boyunca aşıp, güneyinden kuzeyine ulaşan bir yolculuk.

Akdenizin kıyısından, Anadolu'nun derinliklerine,

Tuz kokusuyla yumuşayan ılık bir havadan, bozlağın sert ve serin havasına doğru keyif veren bir yolculuk.

Mis gibi çam kokusunu içe çekip, ciğerleri körük gibi doldurup, serin kar havasına salıverme arzusu.

Gidiyoruz, vatanın bağrına doğru gidiyoruz, ülkenin kalbinin attığı noktaya doğru hızla gidiyoruz.

Başkent'e, Ankara'ya gidiyoruz.

Uçsuz bucaksız maviliklere sırtımızı verip, dağlara doğru yol alırken, yeşilin kalbin de olduğumuz hissine kapılıyoruz. Dik yamaçlardan yola doğru sarkan çam dalları aracımızın yanaklarını okşarken, rakımın artması ile sıcaklığın hızla düştüğünü hissediyoruz.

Önceki günlerde yağan kardan kalma buz birikintileri, havanın ne denli serin olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor.

Beyaz örtüye hasret kaldığımız memleketimizden uzaklaşırken, gördüğümüz her kar kalıntısı ile heyecana kapılıyoruz.

Torosların zirvesine ulaştığımız anda sağımızdan solumuzdan akan serin dereler, yakınlarda bir su kaynağının olduğunu hatırlatıyor. Çok geçmeden o kaynak önümüze çıkıyor. "Şekerpınarı" denilen bölgeden geçiyoruz. Adına yakışır biçimde şeker gibi suyu olan bir pınar burası. Yediğimiz nar gibi kızarmış kuzu pirzolanın yanında taptaze kaynak suyu şerbet gibi gidiyor.

Hızla yol alırken, yeşil örtüyü de arkamızda bırakıyoruz.

Daha ziyade düzlüklerden oluşan sonsuz olduğu hissini veren bir yöreye ulaşıyoruz. Konya Ovası'ndayız.

Eskilerin tahıl ambarı diye niteledikler geniş Konya Ovası.

Soğuk ve ayaz iyiden iyiye hissettiriyor kendisini. Seyrek yeşil alanların dışında çorak topraklardayız izlenimini ediniyoruz.

Aksaray'a yaklaşırken, mavi bulutların arasında heybetli bir yükselti gözümüze çarpıyor. Zirvesi karla kaplı olan bu dağın adının Hasan Dağı olduğunu öğreniyoruz. Tam da bu sırada aklımıza, Abdül Yeşil'e ait, bu dağın türküsü geliyor, dağı görünce anlamını daha da iy pekiştirebiliyoruz:

Hasan Dağı Hasan dağı
Senden yüce dağ olmaz mı
Sende yaylayan güzelin
Al yanağı bal olmaz mı

Hani hanlar hani hanlar
Kafeste beslenen canlar
Sevip sevip ayrılanlar
Yanar yanar kül olmaz mı

Boylu boyunca uzanan Konya Ovası'nın üzerinde mütevazi görünümüyle minik ama şirin bir kent karşılıyor bizi. Aksaray.

Şehrin içinden geçerken yol kenarında sağlı sollu reklam panolarında oldukça dikkat çekici şekilde tasarlanmış icraat reklamları bir an için aklımızı yoldan çeliyor.

Aksaray'ın daha önce duymadığımız birçok güzelliğini bu panolardan öğreniyoruz. Altında tabi ki belediye başkanının imzası ile.

Aksaray'ı ve ilgi çekici reklam panolarını arkamızda bırakıp düz ova da yolculuğumuza devam ediyoruz. Çok geçmeden buz mavisi rengi ile daha doğru tabir ile "tuz" mavisi rengi ile Tuz Gölü sol yanımızdan belirmeye başlıyor.

Adını anımsatmak istercesine, tuz birikintileri ile çevrili kocaman bir tuzlu su topluluğu el sallıyor bize.

Tuz Gölü ve çevresine kurulmuş onlarca tuz fabrikası.

Tuzun neden bu kadar ucuza satıldığını şimdi daha iyi anlıyorum. Bu denli büyük bir tuz kaynağına sahipseniz, ucuza gelir tuz tabiki.

Birbir geçiyorsunuz başkentin ilçelerini, uzun ismiyle, tekerlemelere konu olan ismiyle Şereflikoçhisar'a varıyorsunuz. Koçhisar'ken Şereflikoçhisar olmasını sağlayan acaba nedir diye bir düşünce sarıyor içinizi. Antep'in Gaziantep olmasındaki gibi bir sebep mi? yoksa Maraş'ı Kahramanmaraş eden sebepten mi? Bir yorum getiremiyoruz.

Bu düşünceler içinde ilçeyi terkediyoruz. Virajsız, dolambaçsız karayoılunu takip ederken sol kolumuz tarafından başka bir mavilik geliyor gözlerimizin önüne. Derken sağ kolumuzda bir yol tabelası: "Gölbaşı". Ankara'dan önceki son durak diyorum kendi kendime. İsmiyle uyumlu şirin bir göl kenarına kurulmuş şirin bir ilçe, başkentin ilçesi olması ile kendini geliştirmiş bir ilçe.

Adıyaman-Gölbaşı, İstanbul-Gölbaşı şimdi de Ankara-Gölbaşı. Ufak birer göl ve kenarında bir ilçe ismi de hazır: Gölbaşı.

Havanın kararması ile birlikte ufukta ışıl ışıl parlayan bir şehir uzanıyor. Bir tepeden bir tepeye bir ışık deryası. Dağ taş ev. Başkent burası, ülkenin kalbi, bu kadar ev, bu kadar ışık hakkıdır tabiki.

Torosların güneyinden kuzayine bir yolculuk, Mersin'den Ankara'ya. Başşehrimize, Atamızın yanına.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

mersinden ankaraya yolculuğumu hatırlattınız birden bir kaç yıl önce duygu dolu yolculuğumu... Yüreğinize sağlık....

fatoş özay 
 05.03.2008 16:15
Cevap :
Sizin de elinize sağlık, yorumunuz için.  06.03.2008 9:07
 

Çok hoş, içten ve naif yazınız adeta bir tülbent gibi çevreleyince başkentimi, ben de kenar süsü ( oya) olsun istedim yorumum. Sevgi ve saygılarımla.

Ersin Kabaoglu 
 04.03.2008 15:36
 

Geceleri Çankaya’dan, Yukarı Ayrancı’dan ya da Dikmen sırtlarından baktığınızda o dümdüz ışık selinin bittiği yerlerden başlar deniz hayali kıdemli Ankaralıların. Sanırım bunu ilk söyleyen de ben değilim, son söyleyen de olamayacağım gibi. Hele, o karanlık alana serpiştirilmiş ışık kümeleri de varsa şileplerinizdir artık onlar sizin, gün ağarana kadar hayal dünyanıza demirli.Kent dışı tüm dostlarınız da içinde. Kimi kaptandır,kimi tayfa ya da miço. Kaçak yolcu bulunmaz bizim şileplerimizde.Biletler yıllar öncesinin o derin ve mücadeleli paylaşımları sırasında kesilmiş olup eski ve buruşmuş bir halde, ceplerdedir zaten her daim.Adeta bir dostlar filosu demirlemiştir ışıkların bittiği yerlerin açıklarında ışıklar saçarak. Kalbinizden bir el çıkar balkonunuz boyunca ve el sallar onlara tüm gece boyunca.”Gördüler mi acaba?” telaşı, bastırılmaya çalışılır anason kokusu ve “Eski Dostlar" şarkısının içli nağmeleriyle. Sevgi ve teşekkürler.("Ayrılış ve Yolculuk" başlıklı blogumdan)

Ersin Kabaoglu 
 03.03.2008 19:27
Cevap :
Yorumunuzuz blogumumu geride bıraktığını belirtmek isterim. Çok teşekkür ederim  04.03.2008 8:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 117
Toplam yorum
: 197
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1059
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

1980 yılında Mersin'de doğdum, bütün eğitim öğrenimimi Mersin'de tamamladım. Yetmedi, işimi de Mersi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster