Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '19

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
108
 

Anlam Derinliğinde Kaybolmak

     Evreni anlamaya ve yorumlaya çalışırken;  kolay kolay başa çıkamayacağımız çok çeşitli anlamlar yükleriz yaşamımıza. Bu anlam derinliğinde bocalayarak, mutsuzluğumuza da bir katkı sağlamış oluruz… Bu mutsuzluk, insan olmanın gereğiymiş gibi gelebilir bize… Sokrates’in sorgulanmayan yaşam, yaşanmaya değmez dediği gibi…

Gerçekte insanoğlu doğuşundan itibaren felsefi bir yaşamın içine doğuyor gibidir… İnsanoğlu, haklı olarak, felsefenin çıkış noktası olan merak ve hayret duygusunu hiçbir zaman kaybetmiyor… Sorguluyor durmadan ve yanıtını bulamadığı soru yığınlarıyla baş başa kalıyor… Bilinmezlerin-bilin(e)meyeceklerin- ufkuna doğru yelken açıyor… Bu ufuk öyle bir ufuk ki her düşü, her düşünceyi yutuyor ama yine de bir türlü doymuyor…

Öğretmen okulunda felsefe öğretmenimize, ilk oluşum, ilk hareket ettirici, evrenin ilk oluşumu ile ilgili sorular yönelttiğimizde; Öğretmenimizin “arkadaşlar bu gibi konularla kafanızı fazla yormayın, işin içinden çıkamaz, mutsuz olursunuz” demişti. Şimdilerde felsefe profesörü olan öğretmenimiz, öğrencilerinin sorduğu benzer sorulara yine aynı yanıtı mı veriyor, merak ediyorum…

Tüm bu anlam yığınlarından sıyrılarak basit yaşayabilmek mümkün müdür?

Şair Yalçın Ergir’in dediği gibi:

Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit…
Çay simit ve peynirle…

Kavramlar ve kavramların çağrışımlarının etkileri her insanda aynı mıdır? Basit yaşamak nedir? Çay simit bazılarına çok basit gelebilir, bazılarına da çok lüks gelebilir. Bazılarına göre de böyle bir betimleme çok anlamsız gelebilir…

Anlam, bizim zihnimizde midir? Yani anlam kafada mıdır? Öznelci anlayış böyle mi diyor… Güzel’i güzel yapan benim zihnim midir? Güzel tümel bir kavram mıdır? Sözcükler tek tek bir anlam bütünlüğünde olmayıp, bir bütün olarak mı anlam kazanıyor zihnimizde. Öğretmen sözcüğünün anlamını kavramak için; öğrenci, okul, öğrenme, eğitim, gibi birçok sözcüğün de anlamını kavramak mı gerekir. Anlamı yok saymak olanaklı mıdır?

Görüldüğü gibi yaşam bir anlamlar yumağıdır… Anlamın nasıl ne şekilde, nerede oluştuğuna dair sorular zihnimizde hep olacak ve olmaya da devam edecek… Yaşama dair anlamlara bizim katkımız nedir, bizim dışımızda oluşturulan anlamları zihnimizin karşılayışı - tepkisi, katkısı, pasife etmesi, vb durumları nasıldır? Anlamların oluşumuna toplumlar büyük katkı sağlarken, bu anlamları da toplumların bireylere dayatma niyetinde olmaları bireylerin tepkileri ve oluşabilecek yeni çatışmalarla, yeni anlamların üretilmesine mi neden olur… Yeni anlamlar üretilmediği taktirde; bireyler, süreç içinde toplumların yarattığı örf, adet, gelenek ve töre dedikleri anlamların esiri mi oluyorlar… Ve bireyler günlük yaşamda da ifade edildiği gibi “el âlem ne der hapishanesine” mahkûm mu olurlar… Böyle bir durum toplumlarda uzun süre devam edemez, çatışmalar neticesinde yeni anlamların kapısı aralanır…Bu durum bir döngü şeklinde- anlamları döngüsü- devam eder…

     İnsanoğlu, yaşamına yönelik önemli bilgileri ailesinden, çevresinden, okuldan, okuduğu kitaplardan ve çeşitli kaynaklardan öğrenerek kendi düşünceleriyle harmanlayarak kendine özgü yeni bir anlayış oluşturabilir. Bunu yaparken zihnindeki bir takım değişimleri kendine saklar, bir kısmını gereksiz görerek atar, bir kısmını da topluma uyum kıskacında rol gereği kullanarak, kendi ikiyüzlülüğünü yaşamış olur…

     Ben kimim, neyim, yaşamımın anlamı nedir gibi içinden çıkamadığımız sorularla boğuşurken, çok derin anlam yığınlarının içinde kendimizi buluruz…

Yaşamımıza yönelik bir takım amaçlar takarız… Bu amaçlara yönelirken yaşamımız birçok yönüyle hareketlenir… Bu hareketlerin içinde umutsuzluk, mutsuzluk, kendimizi iyi hissetmeme halleriyle karşı karşıya kalırız…

Dünü yaşarız, yarını düşünürüz ve bu arada günü elimizden kaçırırız… Yaşamı çok ciddiye alırız veya ciddiye almayız… Ciddiye almak veya almamak… Bunun ortasını bulabilmek mümkün müdür? Böyle bir reçete var mıdır? Elbette yoktur… Tüm anlamlar da bu aralıkta gizli gibidir…

İnsan en zor kendini tanır… Kendimizi tanımamız ancak bizim dışımızda bize ayna tutan başka kişilerin yansıttıkları- geri dönüşüm sağladıkları- durumlarda tanımaya çalışırız ki; bu da pek başarılı bir tanıma olmayabilir…

Okullardaki eğitim, insanların kendisini tanımasına önemli bir katkı sağlar mı? Okul sistemi kendini öğrenciye tanıtma ve kabul ettirme anlayışında olduğu için öğrenciyi tanımaya yönelik fazla zaman ayırmaz… Ayırsa bile bu kendi tanıma yöntemini öğrenciye dayatmaktan ileriye gidemez…

Okullardaki eğitim anlayışı; öğrencilerin yaşamlarına anlam katma anlayışları, duygularına nasıl katkı sağlayacağı, öğrencilerin nasıl mutlu olacağı yönündeki eğitimleri ideolojik duvarlara toslayacağından öğrenci açısından bir sonuca ulaşamaz… Her ideolojik görüş kendi yaşam anlayışını insanlara dayatmaya kalkar…

      Görüldüğü gibi bir anlam derinliğinin içinde kaybolmak üzeriyiz… Yaşamımıza kattığımız ve bizim dışımızda irademiz dışında katılan anlamlarla uğraşmaktan yoruluyoruz… Kendi çelişkilerimizle de boğuşup duruyoruz…

Anlam derinliklerinden, yüklediğimiz, yüklendiğimiz anlamlardan arınarak daha sade, daha basit yaşayabilmemiz olanaklı mıdır?

Anlamsız, yaşama anlamlar katmadan yaşamak ot gibi mi yaşamaktır. Gördüğünüz gibi işin içinden çıkamıyoruz. Belki de bunun adı felsefe yapmaktır… Soruları sıralama ve sorulara yanıt bulmayı zamana bırakmak gibi…

Anlam derinliğinde kaybolmak, tekrar ortaya çıkmak, tekrar kaybolmak, tüm bu olup bitenlere bir anlam yüklemek… Belki de yaşam budur. Her neyse anlam derinliğinden bir türlü çıkamadığımız, ne demek istediğimizi de bir türlü anlatamadığımız bu yazımız, iyice kafa karışıklığına neden olmuş olabilir… Zaten amaç da kafaları karıştırmak değil mi ?

Yalçın Ergir’in “Basit yaşayacaksın” şiiriyle başladım yine onun şiiriyle bitiriyorum… Görüşmek üzere…

Basit yaşayacaksın.

Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.

Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.

Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;
hep yanında taşıdığın,
atmaya kıyamadığın.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aynen öyle basit yaşayacaksın...Sanırım tüm sorgulayanların bir basit yaşayacaksın şiiri var benim gibi..selamlar sevgiler

jale kasap 
 06.06.2019 5:39
Cevap :
Esenlikler dileğimle teşekkür ederim.  07.06.2019 9:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1368
Toplam yorum
: 1900
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1014
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster