Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
935
 

Anlamlı ve coşkulu bir yaşam için: Savaşçı

Yazarı: Doğan Cüceloğlu

 

Arif Bey öğretmen olmayı seçmiştir fakat zamanla “Acaba yanlış mı karar verdim?” demeye başlamıştır. Ama neden böyle düşündüğünü bilmiyordur. Bu fırtınalı dönemde Doğan Bey´in seminerine katılır ve onunla iki dakika da olsa görüşmek istediğini bildirir. Böylece Arif öğretmenin hayatında yeni bir sayfa açılmıştır. Arif öğretmen arayış içerisinde, kendini yenileme, anlama çabasındadır. Doğan Bey’in hoşuna giden iş, tam da budur. Herkes çevresindekileri değiştirmeye çalışırken Arif öğretmen kendinden değişim bekliyordur.                                          

Doğan Bey yaptıkları ilk görüşmede Arif Bey’in neden böyle düşünmeye başladığını ele almıştır. Arif öğretmeni irdelemiş onunla yakından ilgilenme isteği duymuştur. İlk konuşmada Arif öğretmen hayatının neden anlamsız hale gelmeye başladığını anlatmıştır. Çevresel faktörler birinci sıradadır. Arif öğretmen “geçim için öğretmenlik yapan biri” olmak istemiyordur; ama “gelişim için öğretmenlik yapan biri” olduğu zaman ana babasını, bizzat kendi meslektaşlarını, kız arkadaşını, evini kiralamak istediği ev sahibini karşısında bulmuştur. Kendisinin hayalci olduğunu, daha kötüsü kafası çalışmayan “enayi” biri olduğunu düşünmeye başlamıştır. Doğan Bey ona “Arif öğretmenim” demek istediğini belirtmiştir. Çünkü onu gerçekten kendini öğretmenliğe adamış ve öğretmen olmaya layık biri olarak görmüştür. İlk buluşmada Arif öğretmen arayış içindedir.

Arayış

Anlam arayışında ilk adım, kritik ve can alıcı soruları sorabilmektir. Bu soruları kişi kendi kendine sorabilir ya da bir başkası sorarak onun düşünmesini sağlayabilir. Peki, bunlar ne gibi sorulardır dersek, “Ben kimim?” sorusu gibi, basit sorulardır, cevabı verilebilir.

Anlam arayışında ikinci adım, o soruların yanıtını aramaktır. “Ben kimim?” sorusunun cevabını bilincimizin sürekliliğiyle verebiliriz. “İşte ben buyum.” dememizi sağlayan bilincimizin sürekliliğidir. Arif öğretmen bu noktada henüz kedine o kritik soruyu sormamıştır.          

Özel Bir Hapishane              

İçinde bulunduğun sorunların felsefi boyutlarını kavramadıkça hayatın anlamını bulamazsın. Doğan Bey insanın kendini sosyal rollerinin içinde sıkıştırıp kendini öyle tanımlamaya çalışmasıyla bir bağlamda ilgi kurar ve şöyle düşünür: Böyle bir insan aslında ‘hapishane’dedir.

Gözlemleyen benle, gözlemlenen ben arasındaki fark bilinmeyince, insanlar gözlemlen şeyin içine hapis olurlar. “Ben öğrenciyim, anneyim, babayım, kadınım.” gibi toplumsal rollerin içinde kendini tanımlamaya çalışır ve bunu içinde boğulup kalırlar. Bu noktada Arif öğretmenin bunalımın temelinde de böyle bir hapishane içinde olması yatar.

Ve bu öyle bir hapishanedir ki, anahtarı yalnızca kişinin kendi elindedir: Özgürlük ya da esaret… Bu hapishaneden kurtulanların isimleri ise “savaşçı” dır. Kişi hapishaneden olduğunu fark ettiği anda savaşçı olma yolunda ilk adım atmış olur. Bu anlamda Arif öğretmen ilk adımı atmış oluyor.

Uyanış

Arif öğretmen kendi anlam dünyasını yaratmaya yönelmiş ama bilinci hazır olmadığı için farkına varmadan herkes gibi hapishaneye girmiştir ve şimdi bir uyanışın eşiğindedir. Hapishanede olduğu gerçeğini anlamaya yönelik bir uyanış içindedir. Arif öğretmen, Doğan Bey’le konuşmaya başlayınca hapishanede olduğunun farkına varır.

E. E. Cummings şöyle der: Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan dünyada, kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez!..

Arif öğretmenin kendisi için anlamlı gördüğü mesleği anlamını yitiriyordu. Doğan Bey’le konuştukça, bu anlam yitirmenin temelinde kendini esas almamanın yattığını görmeye başlamıştır. Arif öğretmen kendi düşüncelerini kendi değerlerini dikkate almamaya başlamıştır. Gittikçe başka insanları, onların düşüncelerini onların değerlerini esas olmaya başlamıştır. Arif Okurer olarak ‘ben’liği yok olmaya başlamıştır.

Farkında Oluş Katmanları

İlk katman kişinin kendinin farında olmasıdır.

İkinci katman, kişinin kendini farkında oluşu ile dış dünyanın farkında oluşu arasında yer alır.

Üçüncü katman, dış dünyanın farkında oluştur.

Kendine özgü niyetliliği olan dil ve kültür dünyası, kişinin dünyayı ve kendisini doğrudan algılamasını engeller. Sanki kişinin kendisiyle onun içinde yaşadığı dünya arasında bir duvar örer. Kişi ne kendisinin ne de dış dünyasının farkına varır; sadece bu duvarın gerçeğini yaşamaya başlar. Yani bu duvar kişinin kendisiymiş gibi görünür. Bu orta katman deneyimli öğretmenlerin sözlerini, sizin annenizin ve babanızın inançlarını, toplumun eğitimle ilgili değerlerini içerir. Kendi özünüzü algılayabilmeniz için bu orta katmanın etkisinden kurtulmalısınız yani içinde bulunduğunuz hapishanenin farkına varmalısınız. İşte bu farkına varışa uyanış diyoruz.

Arif öğretmen kendisinin bir süreç içinde olduğunu kabul eder. Artık uyanma başlamıştır. Arif Bey’i uyandırmaya çalışanlar; sıkıntısı, anlamsızlığı, depresyonudur. İnsanın içinde bulunduğu durum onun hakkında bilgi verir. Veya şöyle de denilebilir insan içinde bulunduğu durumun farkına vardığında, uyanmış olur.

Yaşam Dansı

“Ait olma” ve “birey olma” arasındaki denge her bireyin yaşam dansını oluşturur.

Çocuk doğmadan önce anne karnında tamamıyla ona “ait”. Anne onun için nefes alıyor, yiyor dışkılarını atıyor. Ekmek elden su gölden çocuk sadece büyüyor. Çocuğun birey olarak yaptığı ilk anlamlı davranış doğumdan hemen sonra nefes almasıdır. Bu noktadan sonra çocuk yavaş yavaş birey olma yolunda ilerlemeye başlar.

Mış Gibi Yaşam

“Mış gibi yaşam” içinde olanlar,  kendi ait oluşlarını yaşmazlar; başkalarının beklemelerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Böyle bir düşünüş içinde kişi iyi rol oynama kaygısı içindedir: Bana iyi baba desinler, bana iyi anne desinler, bana iyi öğretmen desinler kaygısı vardır. “Başkası bana ne der acaba?” kaygısıdır bu. Mış gibi yaşam içinde olanlar sürekli hapishanededir veya başka bir deyişle uykudadır.

Arif öğretmen “mış gibi yaşam” yaşıyordur. Ait olma ve birey olma, dengesini bulamamıştır. Çünkü onun hapishane arkadaşları “Niye böyle bir karar verdin?” derler ve o, o kadar uyuyordur ki onların “Sen Arif Okurer olamazsın!” dediğinin farkında bile değildir. İşte tam olarak trans, uyuma budur.

Niyet

Savaşçı niyetinin sürekli farkındadır. Savaşçı başkası için değil, kendi gönlü, kendi niyetiyle, kendi yaşamı için savaşçıdır. Niyet konusu önemlidir. Bir insanın niyeti o kişin içinde bulunduğu ortamı nasıl algılayacağını, o ortamda bilincini nasıl organizma edeceğini belirleyen en önemli etkendir.

İçtenlik

İçtenlik niyetin dürüstçe ifadesi olarak tanımlanır. Bir öğrenciyi düşünelim okula gidiyor eğer öğrenmeyi, bilgiyi gerçek güdüsü olarak görüyorsa gerçek öğrencidir. Ama yalnız sınıf birincisi olmak, aferin almak için çalışıyorsa onun öğrenciliğinde içtenlik yoktur.

Buradan savaşçıya bağlamak gerekirse, savaşçı içten değilse savaşçı olamaz. Savaşçı ancak bir savaşçı tutumu içinde yaşamaya kendini adadığı zaman ve hiç kimseden övgü beklemeden ilgi beklemeden, destek ve takdir beklemeden sırf kendi yaşamının anlamı için kendini buna adağı zaman savaşçı olma yolunda adım atmış olur.

Savaşçı başkası için değil, kendi niyeti ile kendi yaşamı için savaşçıdır. Savaşçı kendisi ile ilgili ilişkisinde içten olmak, özgün olmak durumundadır.

Kaybetme Korkusu

İnsanın sahip olduğu şeylerin sayısı artıkça, kaybetme korkusu da artar. Kaybetmekten korkan insan daha çoğuna sahip olmak ister ki, sahip olduğu bazı şeyler kaybolursa, hiç olmazsa elimdekiler geriye kalsın, diye düşünür.

Ortama Getirilen Bilinç

Savaşçı ortama getirdiği bilincin derecesinden yüzde yüz sorumluk almasını bilir. Niyetinin saflığı içinde kendini ilgilendiği konuya tam anlamıyla verir. İlgilenmiyorsa mış gibi ilgilenmez, dürüst davranır. Savaşçı şunun farkındadır: “Hayır” demesini bilmeyen kişi güçsüz kişidir. “Hayır” demesini bilmeyen kişinin, “evet” inin de anlamı yoktur.

Geleceği Yaratmak

Geleceği yaratmak, değerleri yaşamak ve yaşatmakla mümkündür. Bu bölümde Arif öğretmen gerçeklere daha da yaklaşmıştır. Kişisel bütünlük geleceği yaratmanın en önemli öğesidir.

Gerçeğe Saygı Kişisel Bütünlüğün Temelidir

Gerçeğin ne olduğu bilinci, kişilerin bu bildikleri gerçeğe yol açar. Kişisel bütünlüğün olabilmesi için savaşçının kendi içindeki ve çevresindeki gerçeklere koşulsuz saygı duyması ve onları tanıması gerekir. Gerçeği çarpıtmak yalan söylemenin kılıfı olarak kullanılabilir.

Farkına varmak ancak bir şeyin farkına varılarak gerçekleştirilebilir. Arif Bey burada şöyle der: Korku nedeniyle ya da bir menfaat elde etmek nedeniyle veya başka bir nedenle Arif Okurer olmayı bırakır bir başkası gibi algılar, düşünür ve davranırsam, o zaman çelişki ilkesine karşı geliyorum demektir. Yani “Aynı zamanda hem A hem de A değil olamaz.” İlkesini ihmal ediyorum. Bir insan aynı zamanda ve aynı boyutta hem kendisi hem de bir başkası olamaz. Eğer, bu ilkeyi ihmal edersem, kişisel bütünlük içerisinde olmuyorum demektir ve zaman içinde özdeşimi kaybederim.

Kişisel bütünlüğün üç düzeyi: Özü sözü doğru olmak bunların birincisi, olduğun gibi konuşmak ikincisi, eyleminin sözü ile iç dünyasının çelişki göstermemesi, üçüncüsüdür.

Savaşçı kendi iç dünyasını başıboş bırakmaz. İç dünyasını yani duygu ve düşüncesini gözlemleyen bilinci ile izleyerek iç dünyasının hangi temel değerleri yansıttığını gözler. Bu temel değerler; sevgi, hakkaniyet, onura saygı gibi değerlerdir.

Bir Duruş İçinde Olmak

Kişisel bütünlüğün bu düzeyinde savaşçı kendini bir duruş içinde görür. Kişisel bütünlük içinde olmayan insan kendisini sürekli zehirliyor, demektir.

Arif Bey burada kendinden örnekler. “Kişisel bütünlük içinde olduğum kadar öğrencilerimi etkileyebilir, teşvik edebilir ve gelişmelerine yardımcı olabilirim. Kişisel bütünlük içinde olmadan yaptığım tüm çabalar, söylediğim sözler dumanın havada dağılması gibi kısa sürede etkisini kaybeder.” der. Bu cümlelerden hareketle eğer Arif öğretmen öğrencilerinden kitap okumalarını istiyorsa kendisi de okumalıdır.

İnsanın kendisi ile olan ilişkisi onun en önemli ilişkisidir. Kişi “Ben dürüst bir insanım.” diyorsa ve bununla kişisel bütünlük içinde ise o kişi bu özelliğini yaşamında gerçekleştirir. Şöyle ki birini üzmek, incitmek istemediğimizden, doğru bildiğimizden farklı konuşursak kişisel bütünlüğümüz zedelenir. “Ben dürüst bir insanım.” dememiz yara alır. İnsanın kendine bakışı değişir.

Arif öğretmen kendini adadığı geleceği şöyle ifade eder: Diğer meslektaşlarımla birlikte, öğrencilerimizin potansiyellerini tümüyle gerçekleştirebilecekleri bir öğrenme ortamı yaratmak.

Güç

Savaşçı “Ben varım”ı bilinçli olarak söyleyen kişidir. Gücü bundan gelir. “Ben güçlü bir insanım, benim gücüm var.” diyen insan, yaşamının direksiyonunu elinde tutan insandır. Düşünürüm, isterim, yaparım, duygusu içindedir. Kişi kendisini yaşamının direksiyonunda hissettiği zaman güçlü olacaktır. Gücün kaynağı korku olursa; kişinin gücü insanların kendisinden korkmalarından ileri gelir. Değerlerden kaynaklanan güç, insanı ezmeyen insan onurunu küçültmeyen güçtür. Buradan hareketle savaşçının yaşamındaki güç kaynağı korkudan gelmez. Savaşçı kendini bir geleceğe adamıştır. Bu geleceğe ve bu geleceğin üzerine kurulmuş olduğu temel değerlere kendini adamış olmak savaşçının gücünü oluşturur. Değerler üzerine kurulu bir gelecek için şöyle bir örnek verebiliriz. Farz edelim ki Arif öğretmen savaşçı tutumu içinde öğretmen olmaya karar vermiştir. Bu durumda, “Başkası ne der?” diye değil, kendisini bir geleceğe adadığı için öğretmenlik yapıyordur. Arif öğretmenin kendini adadığı gelecek şudur: Diğer meslektaşlarıyla beraber, öğrencilerinin potansiyellerini tümüyle gerçekleştirebilecekleri bir öğrenme ortamı oluşturmak.

Korkudan gelen disiplin korku yok olduğu zaman kaybolur. Ama kişinin kendi içinden gelen disiplin hiç kaybolmaz; kişi kendini geleceğe adadığı sürece devam eder.

Güç konusunda yazarımız üç tip güçten söz eder: Kişiliğin gücü, iletişimin gücü ve kendini gelecekten kaynaklanan güç.

Kişiliğin gücü insanların içinde bulundukları ortamda kendilerini nasıl var ettikleriyle ilgilidir. Kimisi, bakışı ve duruşuyla sinik, ezik bir görünüş sergiler. Kimisi bakışı ve duruşuyla diğerlerini ezer. Kimisi de ortamda bulunduğunu öyle bir ifade eder ki, bu ifade ediş içinde herkesi değerli ve onurlu kılan bir var oluş sergiler.

Arif öğretmen üçüncüsü gibi olmak ister. Sınıfa girdiğinde, hiç ağzını bile açmadan, sırf orada olduğu için öğrencilerini onurlu ve değerli kılmak ister.

İletişimin gücü kişinin kimi, neyi, ne zaman, nasıl söyleyeceğini bilmesinden kaynaklanır. Bunlardan daha önemlisi, kişinin söylediği şeyleri sadece ağzının mı, yoksa var oluşunun mu söylediğidir. Yani en önemli mesaj insanın kendisidir. Bu gücün altında kişisel bütünlük yatar. Bu konuda bir bilge çok güzel bir cümle kullanmıştır. “Kim olduğunu o kadar bağırıyor ki, ne dediğini duyamıyorum.”

Kendini adadığın gelecekten kaynaklanan güç, insanın gönül verdiği amaçlara inanıyor ve onunla kişisel bütünlük içinde yaşıyorsa, o kadar güçlü olacaktır. Bu güç sorumluluk duygusu içinde göstereceğimiz eylemlerden kaynaklanır. Atatürk’ün hayatı ve yaptıkları incelenirse bu doğrultuda yaşadığı görülecektir. Savaşçının gücü dediğimizde bu üç gücü birlikte algılamalıyız.

Savaşçı karakteriyle sapasağlam dipdiri bir bütünlük içindedir. Gözlemleyen bilince ulaştığı için iletişim ortamını ve kendi iç dünyasını tüm ayrıntılarıyla algılayabilir. Gönlünü ve kafasını bir geleceğe adamıştır ve tüm hayatını bu geleceğe odaklamıştır.

Sorumluluk

İnsanın sorumlu olması için önce neden sorumlu olduğuyla ilgili bir farkındalığı olması gerekir. Farkında olmak, en temel koşuldur. Kişinin farkında olmadığı, bilmediği şeyden onu sorumlu tutmak yanlıştır. Bir insanın sorumlu tutulabilmesi için seçme özgürlüğünün olması gerekir. Yani bir kimseyi bir şeyi yapmak veya yapmamakla sorumlu tutmada önce iki ön koşulun olması gerekir: Bir farkında oluş ve iki seçme özgürlüğü. Özgürlük yoksa sorumluluk da yoktur. Sorumluluk, özgürlüğün diğer yarısıdır. Yani sorumluluk ve özgürlük el ele yan ayna olmalıdır. Bu konu ilgili örnek Arif öğretmendir. Kendi özgür iradesi ile öğretmen olmaya karar vermiştir. Seçimin olduğu yerde özgürlük vardır.

Sorumluk duygusu gelişmemiş insanda kişisel bütünlüğün anlamı yoktur. “Bu benim yaşamım.” diyebileceği bir hayat olamadığı için yaşadığı bu hayat, başkalarını beklentilerini gerçekleştirme temeli üzerine kurulu olduğu için kendi özüyle ilişkisi kesilmiştir. O nedenle özü, sözü, eylemi bir birini tutmuş, tutmamış bir anlam taşımaz. Sorumluluk çok anahtar, çok kritik bir farkındalıktır.

Mutluluk Ve Sorumluk İlişkisi

Savaşçının her sözü, her eylemi niyetinin saflığı içindedir. Savaşçının hayatı tümüyle anlamlı bir yaşamdır. Böylesine anlamla dolu bir yaşamın mutluluk dolu bir yaşam olacağını görmek zor değildir.

Ölüm Bilinci

Sıradan insansı savaşçı yapmaya götüren ilk adımlardan biri ölüm bilincidir. Aslında gerçek olan budur. Yani şu an, kendine özgü ve tektir. İnsan bir daha şu evrende aynı durumda, aynı çevrede, olaylar ve etkileşimler içinde bulunamayacaktır. Şimdinin, şu anın ve bulunduğumuz yerin tekliğinin bilincinde olmaktır bu.

Yaşamından sorumluluk almanın temelinde kişinin ölümünün bilinci yatar. Savaşçı eylemini ölüm bilinci içinde oluşturur. Ölümden konuşmaz, ölümünü hiç unutmaz. Her düşüncesi, her düşüncesi, her sözü, her eylemi bu zemin üzerine inşa edilmiştir.

Savaşçı olmak isteyen kişi önce ölümün bilincine ulaşmalıdır. Sıradan insan ölümü düşünmeye başladığı zaman kendinden başka hiçbir şeyi düşünemez hale gelir; yatar, kalkar kendini düşünmeye başlar ve böylece bir nevi felce uğrar. Savaşçı ise ölümünün bilincine vardıktan sonra onunla ilgilenmeyi öğrenir. Böylece sürekli kendini düşüneceği yerde kendinin diğer hiçbir yaratıktan farklı olmadığını anlamaya başlar.

Ölüm bilincini en güzel şiirler ifade eder. Şimdi sıra sözü onlara bırakmaya geldi.

Sessiz Gemi

Artık demir alma vakti gelmişse zamandan 
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

Hiç yolcu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler 
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden 
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

 Değişim

Var olan şey kendi sınırlarından memnun ise, o sınırlar içinde kalmak ister. Ama sınırlarını genişletmek istiyorsa, o zaman mevcut sınırlarından memnun değildir, doyumsuzluk içindedir. Doyumsuzluk kişinin kendini ve çevresini değiştirmesinin temelinde yatar.

Savaşçı tümüyle farkında olmak için, bilincinin gelişmesinin en son aşamasına ulaşmak için değişime hazırdır. Değişmelidir çünkü insan olma potansiyelini tümüyle gerçekleştirebilmek için.

Savaşçı, savaşçı olma yolculuğuna “Ben savaşçı olacağım.” diye çıkmaz. Bununla şu ifadeyi kastederiz: İnsan yaşamının belirli bir alanında yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya çalışırken savaşçı olma yoluna girer.

Arif öğretmenin yapabileceği en iyi öğretmenliği yapmaya kendini adaması buna bir örnektir. Yani savaşçı olmak bir araçtır. Önemli olan kişinin gerçekleştirmek istediği vizyonudur.

Arif öğretmen için savaşçı olmak bir araç. Öğretmen olarak vazife yapmak ise amaçtır. Bu durumda neden savaşçı değişmelidir, sorusunun cevabı, olabileceğinin en iyisi olmak için olacaktır. Arif öğretmen için olabileceği en iyi öğretmen olmaktır.

Bitmemiş İşler

Bitmemiş işler bizim şimdi ve burayı algılamamıza engel olurlar. Bizi sürekli belirli bir yöne doğru götürürler. Eziklik ve çekingenlik içinde kendini ifade edemediğin her durumda bitmemiş işlerin oluşur. Bitmemiş işlerin temelinde gereksinimler vardır. Bunlar; biyolojik olabilir veya kişinin var oluşuyla ilgili olabilir.

Başkaları kırılmasın, alınmasın, diye kendi içinde dengesizlik yaratmak savaşçının yolu değildir. Savaşçı şimdi ve burada her şeyi kişisel bütünlük, sorumluluk bilincinin saflığı içinde tamamlayarak yaşar. Bitirilmemiş işleri hiçbir zaman depolamaz. İnsan yürekten affetmeyi öğrenmeden, bitmemiş işlerini bitiremez. İnsan affedince, bitmemiş işleri kalmaz. Affedebilmek, büyük bir gönül zenginliğidir.

Savaşçı Olmak İçin

Savaşçı karar vermeden önce düşünür, inceler, gözden geçirir, acele etmez, her şeyi hesaba katar. Ve ortama getirdiği bilinçten tümüyle sorumluluk alır.

  • Savaşçı karar verirken özgür irade içinde karar verir, yani onun kararı bir seçimdir.

Arif öğretmen, öğretmen olmuştu. Çünkü her şeyi gözden geçirip üzerinde düşündükten sonra, gönlü öğretmen olmak istiyordu ve o öğretmenliği seçmişti.

  • Savaşçı verdiği kararlardan pişman olmaz.
  • Savaşçı sabırla bekler, beklediğini bilir ve ne için beklediğini bilir.

Arif öğretmen yapması gereken bütün eylemleri yapıyorken aynı zamanda sabırla yolculuğa devam eder. Savaşçı bir öğretmen olmak için:

  • Savaşçının ölümün bilincinde olması gerekir.
  • Savaşçı ölümünü umursamaz bir tavır içindedir ve isteklerinden arınmıştır.
  • Savaşçı stratejik bir tavır içinde yaşar.
  • Savaşçı hiçbir şeyin müptelası olmaz.
  • Savaşçı her şeye saygıyla yaklaşır.
  • Savaşçı vuruş menzili içinde kalır.
  • Savaşçı gönlünün yolunu seçer veya savaşçının yolu, gönül yoludur.
  • Savaşçı iç konuşmasını istediği zaman durdurabilir.
  • Savaşçı içinde bulunduğu duygusal durumu kendisi belirler.
  • Savaşçı alçak gönüllüdür.
  • Savaşçı her şeyi üstesinden gelmesi gereken bir öğrenme fırsatı olarak görür.
  • Savaşçı sağlığına özen gösterir.
  • Savaşçı yaşamına katkıda bulunan her şeye ve herkese teşekkür duygusu besler.

Gözden Geçirme

Doğan Bey ve Arif Bey şimdiye kadar konuştukları önemli kavramları gözden geçirirler. Konuştukları kavramlar, Arif Bey’in yaşamında nasıl yer alır, onu ele alırlar.

Arayış Ve Uyanış

Arif Bey, öğretmen olmayı seçmişti, fakat zamanla, “Acaba yanlış bir karar mı verdim?” demeye başlamıştı. Ama neden böyle düşündüğünü bilmiyordu. İlk toplantıda, “Neden böyle hissettiğini” ele alırlar. “Geçim için öğretmenlik yapan biri” olmak istemiyordu ama ‘gelişim için öğretmenlik yapan biri’ olduğu zaman da ana babasını, bizzat kendi meslektaşlarını, kız arkadaşını, evini kiralamak istemediği ev sahibini yanında değil, karşısında buluyordu. Kendisinin hayalci olduğunu, daha kötüsü kafası çalışmayan ‘enayi’ biri olduğunu düşünmeye başlamıştı. Doğan Bey, Arif Bey’e ‘Arif öğretmenim’ demek istemişti. Çünkü gerçekten onu kendini öğretmenliğe adamış ve öğretmen olmaya layık biri olarak görmüştür.

Arif Bey Doğan Bey’le buluşmadan önce savaşçı olmanın ilk adımını atmış oluyordu. Bu adım ‘arayış’ adımıdır. En önemli ilk adım arayıştır. Genellikle arayış devresi sancılıdır.

Bir şeyler yapması gerektiğinin, eski bakış tarzının işlemediğinin, yaşamına yeni bir temel oluşturması gerektiğinin farkına vardığında ‘uyanış’ı başlıyordu. Uyanış, mış gibi bir yaşamdan,  gerçek yaşama kendine özgü gerçek yaşama geçiştir, bir farkına varıştır.

Niyetin Saflığı

Bu buluşmadan sonra Arif öğretmen, niyeti üzerinde düşünmeye başlamıştır. Arif öğretmen, öğretmen olmaya, nesnel ben bilinci ile karar vermemiştir. O nedenle mutludur. Ama öğretmen olma kararına daha sonra nesnel ben gereksinimleri içinde bakmaya başlayınca kafası karışmıştır. Bu buluşma, nesnel benin etkisinden kurtularak yeniden gözden geçirmesine olanak vermiştir. Ve bu yöntemle artık öğretmenlik mesleğini seviyordur. Artık gittiği her ortamda şu soruyu soruyordur. ‘Öğrencilerim potansiyelini ve öğretmen arkadaşlarımın mesleklerindeki gelişimi artırabilmek için şu anda ne gibi olanaklar var?’

Geleceği Yaratmak

Bu konuda Arif öğretmeni en çok etkileyen fikir, kişisel bütünlüğün temelinde gerçeğe saygının yatması olmuştur. Yetiştirilirken böyle bir bilinçle yetiştirildiğini söyler. Şimdi öğretmen olarak öğrencileriyle ilişkilerinde buna dikkat etmeye kararlıdır.

Gerçeğe saygı duymadan yetişmiş bir insanın kendi gerçeğini algılaması ve kendi gerçeğine saygılı olması beklenemez. Kişisel bütünlüğün temelinde gerçeğe saygı yatar. Peki, nedir kişisel bütünlük? Özü, sözü, eylemi tutarlı olmadır. Arif öğretmen öğrencilerini gerçeğe saygılı bireyler olarak yetiştirmek istediğini belirtir.

Güçlü Olmak

Güçlü bir birey olmadan, yani Arif Okurer olarak güçlü biri olmadan, güçlü bir öğretmen olamayacağını anlamıştır. Ben güçlüyüm, benim gücüm var, diyebilmesi için yaşamının dümenini kendi elinde tutması gerektiğini görmüştür. Güçlü olmaktan çıkardığı ilk anlam budur.

Öğretmen olarak güç konusunu düşündüğünde, en temel güç kaynağı olarak kullanılan korkuyu öğrencileriyle ilişkide, sınıf içi ve sınıf dışı ilişkide kullanmaya özen gösterdiğini belirtir.

Öğrencileriyle ilişkide, kişiliğiyle güçlü olacaktır. Eğer söz vermişse onu mutlaka yapacaktır. Bir şeye doğru dediyse, diğer insanlar onun bunu düşünüp, öyle söylediğini bileceklerdir. Güvenilir ve inanılır bir insan olacaktır.

Sorumluluk

Öğretmenlik yaparken sorumluluk duygusu içinde öğretmenlik yapması gerektiğinin farkına varmıştır. Sorumluluk içinde öğretmenlik yapan kimse hesap vermeye hazırdır. Sorumluluk konusunda da seçim yapabilme, özgürlük ve kişisel bütünlük birbiriyle ilişkilidir.

Arif Bey öğretmen olmayı seçmiştir. Bu konuda özgürce karar vermiştir ve bu kararından yüzde yüz sorumluluk almıştır. Uygulamaya geçince tüm gücü bu kararından gelecektir.

Arif öğretmenin sorumluluk ile konuşulduğu günden beri hayatından şikayet etme kalkmıştır. Çünkü şikayet etmek sorumsuzluğun sonucudur.

Ölüm Bilinci

Arif öğretmen ölüm bilinci konusundan sonra içinde bulunduğu anın tekliğinin, bir daha tekrar etmeyeceğinin farkına varmıştır. Ve bu farkına varış her anına önem kazandırmıştır. Ve şu anı, şimdiyi yaşamazsa, hatıralarının silik olacağının fakir olacağının farkına varmıştır. Bu buluşmada şiirlerin gücünü keşfetmiştir.

Değişim

Değişim sadece seçenekleri bilmeyi değil, ölümlü bir dünya içinde şimdi ve burada yaşadığımızı bilmeyi de gerektirir. Bu Arif öğretmen için müthiş bir keşifti. Hayatında hiçbir zaman ölüm bilincinin değişim isteği yarattığını düşünmemiştir. Kafasında değişim ve ölüm bilinci iki ters olgu iken şimdi birbirini tamamlıyor hale gelmiştir. Öğretmen olarak enerjisini ve zamanını bilincin gelişmesine vermesi gerektiğini görmüştür.

Bitmemiş İşler

Öğretmen olarak şunun farkına varmıştır: Bitmemiş işleri çok olan bir insan savaşçı olamaz. Bitmemiş işleri çoksa, o savaşçı bir öğretmen olamaz.

Bitmemiş işlerin yaşamdaki en büyük olumsuz etkisi, insanın zamanını ve enerjisini sömürmesidir. Bir havuzdaki delik gibi sürekli zaman ve enerji kaybettirir.

Sonuç/Kitaptan çıkardıklarım:

En önemli mesaj insanın kendisidir.

İnsanın kaçamayacağı en büyük otorite kendi vicdanıdır.

Sıradan bir insan olmaktan uzaklaştıkça, sıradan insanlar arasında kendinizi yalnız hissedersiniz.

Gerçeğe saygı, kişisel bütünlüğün temelinde vardır.

Cesaret, egonun denetiminden çıkmayı göze almak demektir. (Kaybetme korkusu)

Masum dikkatsizlikler iletişimin kalitesini etkiler.

Hangi konu veya durumda olursa olsun kişi kendisini yaşamının direksiyonunda hissettiği zaman güçlüdür.

Dinlemek, en önemli iletişim eylemidir.

Ctmaksaray1973 bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 417
Toplam yorum
: 275
Toplam mesaj
: 97
Ort. okunma sayısı
: 1897
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi Planlaması ve Ekonomisi A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster