Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '17

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
3596
 

Anlatılamayan savaş (Nablus Meydan Muharebesi)

Anlatılamayan savaş (Nablus Meydan Muharebesi)
 

KURTULUŞ SAVAŞI'NIN PROVASI OLAN SAVAŞ


Sizlere Kurtuluş Savaşımızın provasının 1918 yılının Eylül ve Ekim aylarında Suriye’de yapıldığını, hatta savaşan komutanların bile aynı olduğunu söylesem inanır mısınız? Osmanlı Ordularının ağır bir yenilgiye uğradığı ve belki de bu yüzden tarih meraklıları haricinde ismini çok az kişinin bildiği Nablus Meydan Muharebesi alınacak derslerle doludur. İşte bu dersleri çok ağır bedeller ödeyerek alan Mustafa Kemal ve silah arkadaşları Kurtuluş Savaşı’nda kritik zamanlarda aldıkları kritik kararlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmışlardır.
 
Bana göre sadece savaşıyla değil öncesi ve sonrası ile de, Türk tarihinde yer alan Katalon, Dandanakan, Malazgirt, Kosova, Ridaniye, Mohaç, Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebeleri kadar önemli bir savaş olan Nablus Meydan Muharebesi okullarda tüm ayrıntıları ile anlatılmalıdır. Neden mi? İşte size heyecanla okuyacağınız bir savaş hikayesi…
 
Sultan Reşad’ın 4Temmuz 1918 tarihinde ölümünden sonra tahta Sultan Abdülmecid’in oğlu 57 yaşındaki 6.Mehmet Sultan Vahdettin geçmiştir. Kendisine idol olarak ağabeyi Sultan Abdülhamid Han’ı örnek almakta idi.
 
Filistin cephesinde işlerin son derece kritik bir hal alması üzerine Mustafa Kemal bizzat Sultan Vahdettin’in emri ile 7 Ağustos 1918 tarihinde 7.Ordu Komutanlığı’nı devralmıştır. 4.Ordu Komutanlığı’nı Mersinli Cemal Paşa ve 8. Ordu Komutanlığı’nı da Cevat Paşa (içlerinde en kıdemlisi) idare etmekte idi. Yani bugünkü İsrail, Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi bu 3 ordu savunmakta idi.
 
Karşı tarafta İngiliz Ordusu’na ise Avrupa Cephesi’nden Filistin Cephesi’ne atanan General Sir Edmund Allenby komuta ediyordu.
 
Türk birliklerinin durumu içler acısı bir haldeydi. İngilizlerin 7 piyade ve 4 süvari tümeni ile (yaklaşık 150.000 asker) Türklerden insan, silah ve malzeme bakımından neredeyse 4 kat daha güçlü olduğu anlaşılmıştır. (Türk kuvvetlerinde 12 piyade tümeni ve 1 süvari tümeni olmak üzere toplam 40.000 asker, 20.000 tüfek, 550 top, 970 makineli tüfek vardı.) Tümenlerde asker kalmamıştı.
 
Filistin Cephesi’ndeki Yıldırım Orduları’nın içinde bulunduğu durumu tam anlamıyla bilmemekle birlikte az çok tahmin eden ve Filistin Cephesi’ne atanmasından hiç memnun olmayan Mustafa Kemal Paşa Sultan Vahdettin’in yanından çıkar çıkmaz karşısında gülerek bekleyen Enver Paşa’yı görünce kendisine ‘’Beni oraya göndermekle çok güzel bir intikam alıyorsunuz.’’ demiştir.
 
Hakikaten Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders, hatıralarında; Mustafa Kemal’in gelişine çok sevinmekle birlikte Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’e ordunun durumu hakkında söylediklerinin doğru olmadığını, sıcaklığın 55-60 dereceye ulaştığı yaz sıcağında yazlık elbisesi olmadığı için kalın yün kumaş giyen Osmanlı Ordusu’nun iç çamaşırları kalmadığından çıplak tenlerine bu yün giysileri giydiğini, sıtma ve dizanteriden çok sayıda askerin öldüğünü, İngiliz birliklerinin saldırıları sonucu öldürülen düşman askerlerinden iç çamaşırı, ayakkabı ve giysi ihtiyacının karşılanmaya çalışıldığını, ordunun neredeyse aç ve çıplak kaldığını anlatmıştır.
 
İşte bu şartlar altında üzüntü ve yorgunluktan hastalanan Mustafa Kemal hasta yatağındayken bile günlük raporları bütün detaylarına kadar okumaktaydı. Bu raporlardan birinde yakalanan Hintli bir esirin ifadesini okuduktan sonra bütün kurmay heyetini toplantıya çağırdı. Bu arada savaş emirlerini yazdırmaya başladı ve düşmanın 18 ya da 19 Eylül 1918 tarihinde saldırıya geçeceğini Liman Von Sanders’e bildirdi. Tıpkı Çanakkale Savaşı’nda düşmanın nereden saldırıya geçeceğini doğru olarak söylemesi gibi. İnanılır gibi değil ama Liman Von Sanders aynı Çanakkale’de olduğu gibi yine Mustafa Kemal’e inanmadı. Mesajı götüren asker kendisinin okuyunca güldüğünü Mustafa Kemal’e bildirdi.
 
Buna rağmen Mustafa Kemal Paşa kolordu komutanları olan İsmet (İnönü) Paşa ve Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’ya derhal saldırıya karşı hazırlanmaları emrini vermiştir. Daha sonra telefonla verdiği emirlerin yerine getirilip getirilmediğini kendileri ile konuşurken kendisinin uyardığı düşman saldırısı top atışlarıyla başlamış ve hatlar kesilmiştir. (19.9.1918)
 
İngilizler ilk hamlede Osmanlı Ordusu’nun arkasına sarkıp Anadolu ile olan bağlantısını kesmek için Cevat Paşa komutasındaki 8.Ordu’nun cephesini yarıp geçmişti. Bu yüzden 8.Ordu ile birlikte Mustafa Kemal’in 7.Ordusu da çembere alınma tehlikesine düşmüştü. Bunu fark eden Mustafa Kemal zamana karşı müthiş bir geri çekilme taktiği ile birliklerini gece karanlığında uçurum kenarlarından yürüterek esir ve imha olmaktan kurtarmıştı. Öyle ki Mustafa Kemal’i dinlemeyen Osmanlı Yıldırım Orduları Başkomutanı Liman Von Sanders ve 8.Ordu Komutanı Cevat Paşa İngilizlere esir düşmekten son anda kurtulmuşlardı. Cevat Paşa’nın 8.Ordusu tamamı ile esir ve imha olmuştu. Mustafa Kemal’in 7.Ordusu’na yardım etmek yerine Şam’a çekilmeye çalışan Mersinli Cemal Paşa’nın komuta ettiği 4.Ordu da esir ve imha oldu.
 
Durum öyle bir hal almıştı ki bazı tümen ve alay komutanları tutanak düzenleyerek teslim olunmasını konuşuyorlardı. Bunu gören İsmet (İnönü) Paşa teslim olmanın askerin şeref ve onuru ile bağdaşmayacağını, teslim tutanağını kendisine getireni vuracağını bildirmiştir. Bu sayede çembere alınan 3.Kolordu ağır kayıplar vermesine rağmen çemberi yarıp kurtulmuştur.
 
Netice itibarı ile İngilizleri ancak Halep’in kuzeyinde yani bugünkü Afrin-Cerablus-Tel el Rıfat hattında, Mustafa Kemal’in 7.Ordusu durdurabilmiştir. İlginçtir ki o sınır Misak-ı Milli’nin güney sınırı olmuştur.
 
Nihayetinde Osmanlı Devleti yenilgiyi kabul ederek 30 ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştır.
 
Nablus Meydan Muharebesi Osmanlı Devleti’nin tabutuna çakılan son çivi olmuştur. Türk Milleti bir meydan muharebesini kaybetmiş ancak Kurtuluş Savaşı’nın lider kadrosunu ve asker kuvvetini buradan çıkarabilmiştir. Üstelik öğrenilen ağır dersler ve edinilen acı tecrübeler Kurtuluş Savaşı esnasında büyük yararlar sağlamıştır. Özellikle geride ihtiyat birlikleri bırakılmadığından cephesi yarılınca kaybedilen Nablus Meydan Muharebesi’nden alınan dersle Kurtuluş Savaşı sırasında savunma hattımızı yararak Sakarya Nehri’nin doğusuna Haymana taraflarından geçmeyi başaran Yunan birlikleri hazırda bekletilen ihtiyat birlikleriyle durdurulmuş ve nehrin batısına atılmışlardır. Yoksa ordumuz çembere alınacak ve Ankara düşecekti.
 
Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Nablus’da derslerini iyi öğrenmiş bu komutanlar kimdir? Fevzi (Çakmak) Paşa (hastalandığı için yerine Mustafa Kemal 7.Ordu Komutanı olmuştu.), İsmet (İnönü) Paşa, Albay Refet (Bele), Kazım (Karabekir) Paşa, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa.
 
Gelelim bugünkü İsrail, Suriye, Ürdün ve Lübnan’ın elimizden çıkmasına neden olan bu savaşta Osmanlı tebaası olan Ermeni, Yahudi ve Arapların rollerine…
 
İngiliz casusu T.E.Lawrence (Arabistanlı) ile beraber hareket eden Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ bağlı Arap kuvvetleri Türk Ordusu çekilirken pusu kuruyor, telefon ve telgraf hatlarını kesiyor hatta öldürdükleri Türk askerlerini parçalayarak kin ve nefretlerini sergiliyorlardı. Özellikle 4.Ordu’ya ciddi zararlar vermişlerdi. Dürziler ise kim daha çok para verirse onun tarafına geçeceklerini Liman Von Sanders’e iletmişlerdi.
 
Osmanlı topraklarında yaşayan Yahudilerden oluşturulan 5.000 kişilik Yahudi Lejyonu Şeria Nehri ve Ummeşşert Geçidi’nde Türk Ordusu’na ciddi kayıplar verdirerek az kalsın İsmet Paşa’nın 3.Kolordusu’nu İngilizlerle çembere alıyorlardı. Özellikle Yahudilerin casusluk teşkilatı NİLİ, Türk Ordusu’nun asker sayısını, komutanlarını, mevkileri ve moral durumlarını İngilizlere aktarıyordu. Yahudiler tarihte anlatılanların tam aksine 2. Abdülhamit zamanında 1876-1908 yılları arasında sıkı emlak ve iskan yasaklarına karşın Filistin’de nüfuslarını yaklaşık olarak 3 kat artırırken 40.000 dönüm de toprak satın almışlar hatta 33 yeni yerleşim birimi kurmuşlardır.
 
NİLİ casus örgütünü kuran Yahudi botanik uzmanı Aaron Aaronshon Doğu Avrupa’daki Yahudi karşıtlığından kaçarak Romanya’dan Osmanlı’ya sığınan bir kişiydi. ‘’Rotschild Bursu’’ ile gittiği Fransa’da Siyonist fikirlere kapılarak döndüğünde Osmanlı aleyhine çalışmalara başlamıştı.
 
Türkler açısından en felaket olanı ise savaşın başında 4.Ordu kumandanı Cemal Paşa’nın danışmanları arasına alınıp çekirgelerle ilgili ilmi araştırmalarda bulunmak üzere Osmanlı Polisi tarafından kendisine seyahat serbestisi verilmesi olmuştur.
 
Bütün bunlardan daha elim ve vahim olmak üzere Osmanlı Ordusu’nda görev yapmakta olan Türk asıllı olmayan askerler NİLİ casus teşkilatı ile işbirliği yapmaktaydı. Özellikle Kudüs’teki Fast Otel ile Şam’daki Damascus Otel güzel Yahudi ajanların merkezleri gibiydi. Çünkü Osmanlı ve Alman ordusunun subayları en çok buralardaki kadın ajanların ağlarına takılıyorlardı. Savaştan çok sonra Hatay meselesinin gündemde olduğu 1937 yılında Halep ve Şam’ı ziyaret eden gazeteci Feridun Kandemir NİLİ casus teşkilatının güzelliği ile efsane haline gelmiş Simi Simon isimli ajanının hala hatıralarda olduğunu yazmıştır.
 
Nablus Meydan Muharebesi sonucunda 4., 7. ve 8. Ordulardan sadece Mustafa Kemal’in dehası sayesinde 7.Ordusu esir ve imha olmaktan kurtulmuş ve İngilizleri Afrin ve Cerablus’ta durdurmuştur. Ancak esir alınan 15.000 civarında Türk askeri Mısır’a götürülmüştür. İskenderiye yakınlarındaki tutuldukları esir kampının tam ismi Seydibesir Kuveysna Osmanlı Useray-ı Harbiye Kampı’dır.
 
Esir tutuldukları 2 yılın sonunda serbest bırakılmaları gündeme gelince bir daha savaşamayacak hale getirilmeleri için İngiliz Ordusu’nda görev yapan Ermeni asker ve tercümanların da gayretleriyle içine aşırı derecede krizol konan havuzlara sokularak kör olmaları sağlanmıştır. Krizol (Cresol) (Lysol isimli) bugün tuvalet temizliğinde kullanılan keskin kokulu ve dezenfekte edici kimyasal bir maddedir.
 
Çok ilginçtir ki Türk Genelkurmayı’nın bu konudaki arşivleri hiçbir zaman açılmamıştır.  Hatta TBMM’de 25 Mayıs 1921 tarihindeki oturumda sorumluların cezalandırılması için harekete geçilmesi istenmişse de genç cumhuriyetin başına üst üste gelen isyanlar konunun unutulmasına neden olmuştur.
 
Türk Tarihi, Türk Milleti ve Ordusu için inanılmaz derslerle dolu olan Nablus Meydan Muharebesi herkes tarafından öğrenilmelidir. Suriye, Filistin ve Lübnan’da yaşayan Araplar ve yaşamak zorunda kalan Ermeniler çektikleri acılarla bugün hala Osmanlı’ya ettikleri ihanetlerinin bedelini ödemeye devam etmektedirler. Türk Askeri ve Türk Milleti bir gün Mescidi Aksa’da tekrar namaz kılana kadar da acı çekmeye devam edecekler.
 
Sevgi ve Saygılarımla,
 
Mehmet Ulusal SAĞ 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 870
Kayıt tarihi
: 05.10.16
 
 

1971 Ankara doğumludur. Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nden 1995 yılında mezun olduktan sonra ayn..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster