Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ocak '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
597
 

Anlatım ve anlama özürü,kabahatinden büyük..

Anlatım ve anlama özürü,kabahatinden büyük..
 

19. yüzyılda Müller, ''Sanki dünyadaki bütün dil uzmanları bir araya gelerek Türkçe gibi muhteşem ve güzel bir dil meydana getirmişler'' demişti.

Dilin bu günkü halini anlatmaktan -Dilimizde tüy bitti.-...

Toplumumuzun yoksul ve cahil bırakılmış insan sayısı giderek daha da çoğalıyor.

Bileşik kaplar usulü, insanımız birbirine karışıyor...Kaliteli ,markalı giysiler,zenginin de fakirin de sırtında...

Birisi,diğerinin az kullanılmışı...O kadar...Eski giymek moda olduğundan farkı,farkedemiyorsunuz.

Kişiler,ancak,konuşmaya başladıklarında,mesleki icraatlerini incelediğinizde farkedilebiliyor.

Çok ve boş konuşanların , aklının yosun tutmuş tavanını çabucak görebiliyorsunuz.

Bazı hukukçular,hukuktan habersiz...Kimi hukukçular da sanki,hayatı boyunca AİHM kararı okumamış gibi.

Hapishanelerdeki azılı kaatiller,hukuk dilini iyi bilmemekten,ya da dosya okuma sorunumuzdan dolayı dışardalar...

Politikacılar ,birbirinin dilini anlayamıyor...Halkın resmi dilini ve vücut dilini algılayamıyorlar...

Yani, okumuş sandığımız bazılarının da diğerlerinden farkı yok...Duvarda ,diploma sırıtıyor...o kadar...

40 milyona yakın insanımız,hayati bir konuda , 4 dakikadan fazla konuşamıyor...Bu modellerimiz çabuk tükeniyor,tıkanıyor...

Ama söz konusu,Hürrem taklidi kızın göğüsleri,uyduruk diziler,trilyonlarca transferlerle fakir insanımı parasının aktarıldığı transfer futbolcular söz konusu olduğunda kafa şişirmeye birebirler...

Bu yazıyı ,bir yıl sonra tekrar yazmamın nedeni, sanatçı bir dostumun uyarısıyla oldu...

-Bir yıldır vatan cephesinde değişen bir şey yok...diye yorum atmış...

Ve ne kadar ACI ...demiş...

Evet...

Acıyı seven toplumuz...Bol acılı Adana...Acılı, turşulu Tantuni...,Acılı terör, acılı trafik anarşisi haberleri...

Sanatçıya acı veren, acılı ucube damgaları...

İşkence türü yaşam kavgasında,bizim kuşaklar ve öncesi çok acılar çekti...Bundan sonra tatlı günler gelmeli artık..

.........

Tarihi gelişimimizi izlediğimizde, kabileler halinde Orta Asya'dan göç etmeye başladığımız zaman önce Pers medeniyetiyle karşılaştık ve Farsçayı hemen benimsedik.

Arkasından Arapçayı benliğimize aldık.Sonra Bizans Medeniyetini devraldık.

Doğal olarak da Rumcayı dağarcığımıza kattık.600 yıl , muhteşem bir Osmanlı Dili ve Edebiyatı yarattık;ama bunu devam ettiremedik.

Bugün, bir Fransız çocuğu ya da bir İngiliz çocuğu Moliere'i ve Shakespeare'i yazıldığı gibi rahatlıkla okuyabilmekte ve zevk almaktadır.

Şimdi bizim çocuklar, Nedim, Baki gibi abideleri;Namık Kemal'i, Ziya Paşa'yı okuyamadıkları gibi Reşat Nuri Güntekin'i, Halit Ziya'yı, Cenap Şehabettin'i, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı anlamakta güçlük çekmektedirler.

Bugün , Türkçe'de 75 bin kelime olduğu tesbit edilmiş.Ama Yusuf Has Hacip'in asırlar önce yazdığı Kutadgu Bilig'de 66 bin beyit vardı.

Türkçemiz, Güneş-Dil teorisi gibi safsataların;sen-ben çatışmalarının ortasında kalmış ve çok kan kaybetmiştir.

Güzel Türkçemiz yediği dayakların sonunda iyice yoksullaştı.Önceleri Fransızca;sonraları İngilizce adı altında Amerikanca okutulmaya başlandı.

Türkçemiz kültürümüzle birlikte verilemediğinden doğru düşünemeyen ve konuşamayan nesiller yetiştirdik.

Kitap okuma sevgisi veremediğimiz bu insanlara koca devletimizi teslim etmekten de çekinmedik.

Sonra kötü yönetilmekten, kötü beslenmekten, ilkel eğitim almaktan, hastane köşelerinde sürünmekten kurtulamadık.

Hayatımız kötü yola girdiğinde , direksiyon başında kendimizin oturduğunu unuttuk.

Başarı için çok şey gereklidir.Ama bunların en önemlisi kendine güvendir.

Mevlana'nın dediği gibi.''İnsanlar güller arasında dikenler bulunduğundan şikayet edeceklerine, dikenler arasında güller yaratıldığına şükretmelidir.''

Güzel Türkçemiz de bir gül bahçasiyken çakır dikenleriyle doldurmanın bir anlamı yoktu.

Bugün çevremizde yer alan yiyecek- içecek yerlerinin; mağazaların, giysilerin isimleri yabancılaşmışsa kabahati kendimizde aramamız gerekir.

Dilimizi yasaklara boğmamızdandır.Rahmetlik Ecevit, 1970'li yıllarda Yay-Kur adı altında uzaktan eğitim amaçlı yüksekokul teşkilatı kurmuştu.Fiyaskoyla sonuçlanmıştı.

Demirel iktidara gelince, hemen adını değiştirip yeni bir kuruluş gibi sunarak ''Mektuplu Öğretim ''adı altında bir ''ucube''eğitim kurumu(?) oluşturmuştu.

Birinin yaptığını, diğeri karalayıp öz-Türkçe, Osmanlıca savaşı gibi suni gündemlerle kitapların kelimelerine kadar değişmesine meydan vermişlerdi.

Gazi Eğitim Enstitüsü(Şimdiki Gazi eğitim Fakültesi) hocası olarak, o günlerde her iki kurumda da dersler vermiştim.

''Hızlandırılmış Eğitim''(?) hocalığı da yapmıştım.O günlerdeki ''Dil tahribatlarını'', eğitim kalitesizliğini anarken halen üzülürüm.

''Türkün , Türkçeye yaptığı düşmanlığı kimse yapmamıştı.

Halbuki eski dil ile yeni Türkiye Türkçesi'ni barışık biçimde yaşatsaydık bugün ecdadının eserlerini keyfle okuyan;duyan, hisseden kültürüyle gurur duyan nesillerimiz çok başarılı olacaktı.

''Banyo yapmak''...''Duş almak ''...''Çay alırmısınız ? ''Ölü öldü ''...''Kendini intihar etti ''...''Kılık-kıyafet yönetmenliği (?) ''

...''İmkan ve olanaklarını seferber etti '' ''Çüşş oldum...''...''Oha oldum...''

-Yaaanniiii... -Aynen ööööööölee...gibi yüzlerce anlatım cehaleti ve kendini ifade kısırlığı ortaya çıkmayacaktı.

Peki çare yok mudur ? Elbette vardır. 100 Temel Eseri yeniden gözden geçirip çocuklarımıza okutmak.

Dünya Edebiyatı'nın seçkin örneklerini okutmak.Kapatılan ve yerlerine ''İnternet Kafe'' açılan semt kütüphanelerini yeniden hayata geçirmek.

Okuyan öğretmenler ve veliler yetiştirmek.Eser vermeyen hayatta bir makale yazamamış;kitap okuma alışkanlığı olmayan kişileri okul müdürü yapmamak.

Bağımsız jüriler önünde araştırma tezi veremeyen öğretmenin görev süresini uzatmamak. Ve acilen düşük çapta OKS tipli sınavlarla ''Uzman-Başöğretmen '' adı altında Ünvan dağıtma saçmalığından vazgeçmek gerekir.

Kitap okuma alışkanlığı olmayan, iki kelimeyi bir araya getiremeyen;okullarında sosyal etkinlik düzenlemekten aciz, binlerce ''Uzman öğretmen''adı altında, ''OKS sınav galipleri ''türemiştir.

Gerçek uzmana saygı duyuyorum.Onlar alınganlık göstermezler zaten.

Üst üste gelen yanlış uygulamalar, tarihte gördüğümüz, ''Bölünmelere ''Benzer manzaraları anımsatmaktadır.

Kurt ile kuzu karışmıştır.Türkçemiz, ''okuma-yazma özürlü öğretmenler'' nedeniyle de kan kaybetmektedir.

''Zor iş, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay işlerin birikmesiyle meydana gelir.'' (J.J.Roussau)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Semt kitap evlerini açmak çok da işe yaramaz. Aslında bütün diller birbirlerinden etkilenir. İngilizce Alman ve Fransız dilleriyle birlikte latinceden de büyük ölçüde etkilenmiş ve o dillerden bünyesine çok sayıda sözcük ve deyiş katmıştır. Bizdeki sorun yabancı kökenli bir sözcük ya da ifadeyi Türkçe'ye uyarlamayışımızdır. Bunu günlük hayatta yapılabilmesi için her şeyden önce eğitim ve öğretim politikasında Türkçe'ye ağırlıklı değer verilmelidir. Üniversitede türkçesi bozuk tezler kabul edilmemeli. Alt öğretim okullarında Türkçe ve Türk edebiyatı ile birlikte güzel Türkçe çevirili kitapların okutulması gerekir. Ondan sonra "cafe" Türkçe'ye pek alâ kafe olarak geçebilir. Tabi ki insanların konuşma biçimlerini denetleyemeyiz. Ancak yazılı her alanda doğru ve güzel Türkçe başarıya olumlu not veren bir talep haline getirilebilir.

Muharrem Soyek 
 14.01.2011 15:26
Cevap :
Türkiye Türkçesi,tarihin süzgecinden geçip bugün özgürce kullandığımız Türkçedir....Elbette ki komşuluk ve kültürel ilişkiler dillerin zenginleşmesine yol açar.Osmanlı İmparatorluğunun her döneminde ,Türklük ve Türkçe kavramı ön planda değildi.Karamanoğülu mehmet Beyin Türkçe konuşturma çabası da çok başarılı olamadı...Bir dil,pazarda,çarşıda ,sokakta konuşulan biçimiyle hayat buluyor.Dilde zorlamanın hiç bir yararı olmadı.TDKnın ürettiği binlerce sözcük de halk tarafından benimsendiği biçimiyle kullanılageldi...Yasa ile dil korunması olacak iş değil...Türkçemiz de eğitimin ,temelden özgürce ve çağın koşullarına uygun biçimde verilmesiyle zenginleşecek,güzelleşecektir.Farsça,Baadü-l can,nasıl ki patlıcan olduysa;kaimü-l makam:Kaymakam olduysa ,Kafe de kahve gibi ses uyumlarımızca ve halkça kabul edildikçe uyum sağlayıp bizim kelimemiz olacaktır.Kitaplıkların da çoğalması yararlı olacaktır.Teşekkürler...Selamlar...  15.01.2011 17:06
 

Hocam saygılar. Yazınız muhteşemdi. Her kelimesi, ülkemiz insanının dil ve kültür açısından düştüğü acınası durumu yansıtıyor. Yaklaşık 15-20 yıl önce kızıma ve yeğenime bir soru sormuştum, '' Bildiğiniz en büyük kahraman kim.'' Cevap '' Süpermen, Örümcek Adam vs''. vs..20 yıl sonra yine bir başka yeğenime aynı soruyu sordum. Cevap aynıydı. Şimdi size bir sorum olacak. Efsanevi bir kişilik olan ALPER TONGA (malum yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor) hakkında fantastik ögeleri ağır basan film yada dizi çekilemezmiydi. Bu çocoklar kendi kültürlerinden gelen bir kahramanı tanıyıp benimsemezlermiydi.

Mehmet Emin Yolsal 
 13.01.2011 15:21
Cevap :
Mehmet Bey,Tarihi kayıtlarımıza dayalı senaryoların çok ciddi hazırlanması ve liyakatli oyuncularla oynanması gerekiyor.Şimdiki kültür bakanlıklarımız bu tür ciddi yapıtlar yerine özel tvlerin reklamla para kazandırmalarına pirim veriyorlar.Ancak Cumhuriyet Dizisi gibi kaliteli tarihsel yapıtların devlet tarafından desteği gerekiyor.Alper Tunga nın yaşamı da öyle önemli bir konudur.Teşekkürler...  14.01.2011 15:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1521
Toplam yorum
: 9157
Toplam mesaj
: 558
Ort. okunma sayısı
: 1624
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster