Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
556
 

Anlatmak... ama nasıl?

Anlatmak... ama nasıl?
 

Kolkola girmiş, soğuktan kaçıyorduk beraber.. birden onun beni frenlemesiyle beraber durduk ve arkadaşım yolumuzun üzerinde karşılaştıgımız ufak tefek kadına benim de şahit oldugum bir olayı anlatmaya başladı..

O anlattıkça şaşkınlığım artıyordu.. dirseğimle hafifçe dürtüyordum,"ne yapıyorsun kendine gel.."diyordum ama anlayan kim?

Arkadaşım anlattıkça kadıncağızın yüzü şekilden şekile giriyor, gözlerini kocaman açıyor, " yaaa.... allah allah... vah vah.. vah... demeee... gibi sesler çıkartıyor, ara sıra da benim yüzüme bakıyordu "görüyor musunuz? olanlara bakar mısınız?" der gibi kafa sallıyordu... arkadaşıma içimden habire söyleniyordum. " İnanamıyorum sana...... " diyordum.

Sonunda ayrılıp herkes yoluna devam ederken,

"Amma da salladın ha bazı şeyleri! Hayal gücün amma da kuvvetliymiş de haberim yokmuş valla.. "dedim. Böyle derken yüzüne yerleştirdiği ifadeyi çözmeye çalıştım. Hiç fire vermiyordu... "neden böyle yaptın? " diye sordum, soruma cevap bile vermedi.. "birşey olmaaz yürü hadi! dondum" dedi, gülerek.. yürüdük...

Yol boyunca düşündüm durdum.

Üzerine bire bir aktarak anlatmayı seviyoruz galiba.. Bire bir yaşamış gibi, görmüş gibi, duymuş gibi, olay mahallindeki tek görgü tanığı gibi... olayı gören, yaşayan kişiler arasından sıyırılıp sıcagı sıcagına yazan, anlatan, yorumlayan olmak ya da olaya son noktayı koyan kişi olmak bizi, içimizdeki hangi duyguyu tatmin ediyor acaba?

Hangimizin anlattıkları tastamam doğru ve gerçek?

En yakın arkadaşımın hiç tanımadığım, görmediğim başka biri hakkında bana anlattıklarının ne kadarına inanabilirim? Alt kat komşumun, diğer komşularım hakkındaki dudak uçuklatan anlatılarının ne kadarına inanabilirim. Hepsi gerçek mi? üzerine bire bir katıp da anlatmak mı yoksa onunki de?

Daha da derin düşünürsek, geçmiş zamanlardaki yaşanmışlıklar ne kadar gerçek? belki de üzerine katılarak anlatıla anlatıla bu zamanlara kadar geldiler onlar da..

Senin bana anlattıkların, benim sana anlattıklarım, bize anlatılanlar... geçmişten bugüne gelebilen hikayeler, destanlar... süslenerek bize/size sunulmuş anlatılar... kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa, dilden dile anlatıla gelenler...

Belki de gerçek olup olmamasının hiçbir önemi yok. Biz sadece anlatmayı,dinlemeyi, ve anlatılanlara inanmayı seviyoruz..

Kimbilir? belki biz de birer anlatının içinde yaşıyoruz. gerçek mi yoksa yalan mı oldugunu bilmediğimiz bir anlatının içinde... denizin lacivert sessizliğinde, dolunayın ışığında açık pencereden içeri giren bir sonbahar yaprağını bir ömür boyu saklayacak olan kimilerimiz yalnızca birer kahramandırlar anlatılanların içinde.

Gerçek olan, tarihe yazılanlardır sadece...

Anlatılanlar kimi zaman bayrak olur... kimileri peşinden gider moral olur.. kimileri de yaşamış gibi sahiplenir.. bazıları da yasaklanmak istenir. Bazen kişiseldir "aile" içerisinde kalması gereklidir.. bazısı geneldir toplumun üzerine baskı bulutu olarak çöker.

Anlatanın, anlattıgı anlatıların kahramanlarıyız hepimiz...

Gece sabaha gülümsüyor yine...

Karanlık gökyüzünde beyaz bir yol oluyor...

Bir kar tanesi düşüyor yüzünüze..

Bir yağmur damlası vuruyor pencerenize

Anlatılar yazılıyor

Anlatılar okunuyor...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Teşekkürler... yine güzel bir konuya değinmişsiniz... bizler konuşmayı pek severiz... fakat ne demişler her duyduğuna inanma... gülmeye ne çok ihtiyacımız var belkide ondan dolayı konuşuyor... konuşuyoruz... dinliyor... dinliyoruz ve sonrada gülüyor.... gülüyoruz.

Selma GÜRBEY TAŞDELEN 
 11.02.2010 11:51
Cevap :
gülmeye çok ihtiyacımız oldugunu biliyorum, ne yazık ki hayat daha çok hüzün üzerine kurulmuş.. teşekkür ediyorum, sevgi ve selamlarımla..  11.02.2010 15:38
 

aa bak o konuda üstümüze yoktur. Biz miş'lerle, mış'larla anlatmaya hatta üzerine yorumlar ekleyerek kulaktan kulağa oynamalara bayılırız...Sonuç ilk olayla son olay arasında efsanevi bir hikaye çıkar:)...Arkadaşım, görmeden kesin emin olmadan, önyargılı olmadan yorumlar yapmamalı, dosdoğru ve düpdürüst:) (çok dürüst olmak babında:)) olmalı insan...Sevgilerimle

Sema CURUK 
 09.02.2010 0:42
Cevap :
Ama kesin konuşmayız öyle" galibaaa" deriz üzerine basa basa.. öyle duydumm..."deriz. Kesin ve net konuşmayız. yanii:)) sağol bacım, dönüşün mutlandırdı beni:) sevgimle hep!  09.02.2010 9:12
 

olayları canının istediği gibi yorumlamak hatta inanmak neden buna ihtiyaç duyulur kendi yetersizliğini örtmekmi istemekte insan...birde dedi kodu boyutu var tabi yalan yanlış anlatım sonucu söyleyenide sözüde bağlayan...sevgilerimle

Çöl Rüzgârı 
 08.02.2010 14:33
Cevap :
Nasıl birşey bu bilmiyorum ama sanırım, kurgulayarak olayların akışını degiştirerek başka boyuta sürüklemek ve bunu bir başkası ile paylaşmak oldukça tehlikeli... teşekkürler Samyeli:) sevgilerimle.  08.02.2010 17:57
 

görmek istediği gibi görüyor, anlamak istediği gibi anlıyor... KArşısına da bire bin katıp anlatıyor. Ne demişler, duyduğumun hiçbirine,gördüğümün yarısına inanırım.

Nilay Yıldırım 
 05.02.2010 23:10
Cevap :
Aynen öyle arkadaşım:)) gördüklerinin hiç birisine, duyduklarının yarısına inanacaksın... teşekkürler, sevgi ve saygımla!  07.02.2010 23:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 319
Toplam yorum
: 4719
Toplam mesaj
: 557
Ort. okunma sayısı
: 1331
Kayıt tarihi
: 29.10.06
 
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere atılan yataklarda Yan yana, baş başa, el el..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster