Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1178
 

Anlayana ya da anlamayana anlatmak değil asıl mesele…

Anlayana ya da anlamayana anlatmak değil asıl mesele…
 

Günlük yaşantımızda her alanda çeşitli düşünceler taşıyor, çeşitli görüşler savunuyoruz.

Kendimizce edindiğimiz doğrularımız oluyor. Özellikle bazı doğrularımız var ki onları yıllarla damıta damıta ediniyor, defalarca testlere sokuyoruz. Bu doğrularımızın test edilmiş doğrular olduğunu gördüğümüzde de haklı olarak onları savunuyoruz.

Evet, bazı konularda doğru yanlış tartışması yapılmaz. Zevkler ve renkler tartışılmaz, bunlarda doğru yanlış yoktur. Ancak örneğin odamızın aydınlık olmamasından sürekli yakınıyorsak ama renk olarak siyahtan hoşlanıyor ve siyaha boyamışsak ya yakınmamız doğru değil ya da renk tercihimiz doğru değil.

Seçimlerimiz her ne kadar zevkimizle alakalı olsa da, seçimlerimiz arasındaki tutarsızlığımız asıl yanlış olan…

Bu durum toplumsal tercihlerimizde de geçerli. Bir taraftan “aydınlık bir gelecek” istiyor ama bunun için gerekli çabayı göstermekte “tembellik ediyor” ya da “önceliklerimizi sıradan şeylere veriyorsak”, o zaman ya söylediğimizde samimi değiliz ya da gerçekte ne istediğimizi bilmiyoruz.

Bunun gibi örnekler artırılabilir, aslında sizlerin katkılarıyla her bir örnek kendi içinde tartışılabilinir. Bana göre toplumumuzda her alanda yaşadığımız aksaklıklar, geri kalmışlıklar bu ilkesizlikten kaynaklanmaktadır.

Buraya kadar söylediklerim bir tarafa, asıl tartışmak istediğim doğru olarak kabul ettiğimiz gerçekleri karşımızdakine nasıl anlatabileceğimiz. Daha açık ifade edersek; doğruyu arayana, doğruyu sorana bulduğumuz bildiğimiz doğruyu anlatmak kolay. Asıl mesele doğruyu reddeden, yukarıda bahsettiğim tutarsızlıklara devam ederken bir taraftan da ona sunulan doğruyu kabul etmeyene nasıl anlatırız derdimizi…

Bugün bir kesim diğer kesimi “kendi doğrularını” anlamamakla suçluyor. Ancak doğrularımızı savunduğumuz bu tartışmalar belli noktalarda hep aslında kapalı gruplarda “bizi zaten anlayan ve çoğunlukla zaten görüşlerimizi kabul edenler ya da etmeye yatkın olabileceklerle” yapılıyor.

Örneğin herhangi bir siyasi parti taraftarı seçmen, yine somut bir örnekten gidecek olursak referandum konusunda Evet’çi ya da Hayır’cı, zaten yerini almış durumda… Peki bir Evet’çi ya da Hayır’cı birbirlerini ikna ederlerken, anlattığın doğruların çoğuna “katılıyorum ama” diyerek yine tutumunda bir değişiklik yapmıyor, bildiğini uyguluyorsa ona nasıl ulaşabilirsin başka türlü?

Ulaşamıyorum diye kestirip atmak mı doğru olan? Ya da nasıl bir çaba gerekli?

Ben net bir cevap bulamadım beni ikna edebilecek, ama bu aşamada sanırım konunun sadece tartışılması bile başlı başına önemli bir süreç…

Özellikle belirtmek isterim ki asıl konu referandum değil. Bugün referandum, yarın başka bir seçim, öbür gün iş yerinizde bir çalışanınız ya da arkadaşınız ya da çok sevdiğiniz bir arkadaşınız… Temeldeki soru “duymak istemeyen, anlamak istemeyen birine ya da bir kesime nasıl anlatabilirsiniz doğruları?”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 55
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 707
Kayıt tarihi
: 07.07.10
 
 

1978 Ankara doğumlu, ekonomi ve işletmeciliğe ilgi duyan eğitimini bu alanlarda devam ettiren anc..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster