Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
290
 

Anne …( Daye …)

Anne …( Daye …)
 

Vaktin birinde orta yaşlı kadın, güneşin doğuşu ile uyanmış telaşlı bir halde işleri yetiştirme telaşındaymış. Günün tamamı işlerini yetiştirmeye yetmez, mutlaka bir sonraki güne bitmemiş işi kalırmış. Yedi gün yirmi dört saat hatta on iki ay bu telaş devam edermiş…

 Mevsim bahar, aylardan mayıs, günlerden perşembeydi…

Yağmur sonrası sabaha uyanan çocuk annesinin telaşını izlerken salonun duvarındaki saatte bakmayı unutmuştu. Şefkat dolu kelimelerle seslenen annesinin “Haydi Heske mı, geç kalıcan kahvaltını yapta okuluna …”uyarısı ile kendine geldi. Sac ekmeği yanında çökelek ve çayla kahvaltısını yaptı çocuk… Eline çantasını alıp kapıdan çıkarken yakasında doyumsuz kokusunu hissederken mübarek iki el kravatını düzeltiyordu. Tarifi mümkün olmayan o tatlı duygu ile ayrılırken evden çocuğun aklı annesinde kalmıştı…

Yeşilin tüm tonlarını barındıran yamaçlara bakarken çocuk, bastığı  beyaz papatyaların farkında değildi. Bir sonraki adımında fark keti ki her taraf papatya doluydu. Hayranlıkla bakarken papatyalara içinden ”Tıpkı annem gibi pırıl pırıl, Papatya tarlası… ” deyip devam etti “ papatya gibi narin ve ince…”melodisini tekrarladı anneciği için.

Okula varmasına birkaç yüz metre kalmıştı. Yerde bir gazete parçası ve Anneler günü diye bir yazı. Şaşırmış bir halde eğilip gazete parçasını alan çocuk heyecanlandı. Ne demekti Anneler günü? Bilirdi ki Annesi her gün onun annesiydi. Okudu çocuk ” Anneler Günü, her yılın Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü’dür. Anneler Günü evrensel bir gündür…” okuyabildiği kadar gazete parçasını. Anlam vermekte güçlük çekse de dünyada Anneler gününün kutlandığını kabullenmekte zorlanmadı. Tüm gün Anneler gününü düşündü çocuk… Bir gerçek vardı o da yüreğindeki Anne sevgisi… Ki bu sevgi tüm dünyaca seslendirilmiş ve anlamlandırmak içinde bir gün belirlenmiş. Aynı anda aynı duyguyu paylaşmak adına…

Gün boyu ders aralarında arkadaşlarına anlatırken Dünya Anneler Gününü, içinde keşfini yaptığı nadide bir buluşmuş gibi heyecanlanıyordu çocuk. Algılamakta güçlük çekse de arkadaşları böylesine nadide bir günün olması onları da sevindiriyordu…

 Mayıs ayının perşembesiydi daha üç gün vardı Mayıs ayının ikinci pazarına… Evet, araştırmalıydı bu güzel günü tüm ansiklopedilerde. Kentin kütüphanesi fena sayılmazdı. Kaç kez ödev yapmıştı sakin ve kitap kokan mekânında. Tek katlı ahşap bina her zaman ilgisini çekerdi. Ödünç kitap aldığı da olmuştu… Okumayı seven kent halkının oluşuydu belki kütüphaneyi zengin kılan…

 Gün bitiminde koyuldu yola çocuk. Uzak sayılmasa da köyde yaşıyordu. Kimi zaman grup halinde kimi zaman hayallerine daha fazla vakit ayırmak için yalnız ve ayrı yoldan giderdi eve. Kendiyle gideceği günlerden di o gün. Okuldan çıkıp kentin mahalle arasından sıyrılarak kır yolunu tercih etti. Her taraf yeşilin tonlarındaki çayırlardan geçerken kendince keşfettiği günü düşündü. Evet, Anneler günü! Yol boyunca eşlik etiler çocuğa;  laleler, gelincikler, papatyalar ve adlarını bilemediği rengârenk kır çiçekleri…

Köye girerken çocuk şarkılar mırıldandı içinden… Yeşillikler içinde kuş sesleri eşliğinde uçuşan kelebekler ve kocaman yapraklı kavak ağaçları sıralanmıştı yol boyunca. Kolunun altında ders kitapları yürüdü köyünün yolunu ağır başlı edası ile…

 Evin avlusuna vardığında, aynı telaşla çalışan Annesini gördü… Kocaman bir şefkat gülümsemesiyle “Haydi üstünü değiştir yetiştirmemiz lazım…”diye söylendi Annesi… Evet, çalışmak köyde sıradandı ve hiç bitmezdi işler… Günler hep aynı günler birbirinin tekrarıydı günler… İşte çocuk için o gün farklıydı. Anneler gününü öğrenmişti… Annesine dönüp her baktığında “bir gün değil her gün senin olmalı…” diye iç geçirdi…

 Kütüphanenin kapısından içeri adım atarken haftanın son günü ve mesaiyinin son saatiydi… Telaşla bakınırken kitaplara, yaklaştı usulca görevli. Olabildiğince sesiz bir sesle “ Ne istemiştin, neye bakıyorsun kara çocuk”. Anneler günü ile ilgili….diyen çocuğun kelimeleri boğazında kaldı. Sesiz konuşan görevli  davudi sesinin ayarını unutmuş bir şekilde “O da neymiş…Anneler günümü olurmuş…Ha ha ha…Babalar günüde var mıymış….Ha ha ha..” diye kahkahalar içinde yankılandı ahşap kütüphane.

Yan masada irkilen bir kız çocuğu, cılız sesi ile “ Elbette var… İkisi de var. Bakın Meydan Larousse ansiklopedisinde yazıyor...” diye söylendi. Kız Çocuğu koca ansiklopediyi kucaklarken zorlanmıştı. Görevli eğilip kızın kucağından aldı ve ilgili sayfayı açıp seslice okudu  “Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün. Anna Jarvis'in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi. Zamanla başka ülkelere de yayıldı. Annelere armağan edilen bu özel gün Türkiye'de 1955 yılından bu yana kutlanmaktadır. Türkiye'de Mayıs ayının 2. Pazar günü Anneler Günü olarak kutlanır. Bu evrensel günde, Dünyada milyonlarca anne, çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır…” Okuduktan sonra daldı görevli elindeki ağır ansiklopedi ile. Anlaşılan o da Annesini düşündü o an çocuklar gibi. Her iki çocuk görevliyi kendi halinde bırakıp, geçtiler ahşap sandalyelere… Görevli, çocukların ansiklopediyi beklediğini görünce mahcup ifade ile masalarına usulca bırakıverdi. Kim bilir duraksadığı ara ne kadar da çok özlemişti Annesini…

Günlerden pazardı… Anneler gününe uyanmıştı çocuk. Attı üstünden yün yorganını. Kalkarken ayağa… Bu gün Annesini daha çok mutlu etmeli diye düşündü. Kalktığı yatağını toparladı, düzeltti odayı. Çıkarken odadan aynı telaş içinde gördü annesini…

Mevsim bahar her taraf rengârenk. Çıktı çocuk çayırlara, kırlara başladı toplamaya… Adını bilemediği birçok renk çiçeğin içine papatya, gelincikleri de katarak bir demet yaptı. Yağmur sonrası gökkuşağı renginde bir demet oluştu avucunda…

Onca yıl bilmemişti bugünü, nasıl anlatacaktı anlamını… Düşünceli bir şekilde varırken evin avlusunda karşısında buldu anneciğini. Şefkat dolu bakışları ile bir oğlun birde avucundaki çiçeklere baktı… Annesine sarılırken çocuk avucundaki çiçekleri tutturuverdi annesinin eline. Ardından; daye öyro dınyade roca muayena (Anne bugün Dünyada Anneler günüymüş)…Karşılıklı gözleri doldu anne ile çocuğun. Anlamlandıramasa da orta yaşlı kadın, tekrar şefkatle baktı çocuğa… Çiçeklerin güzel olduğunu ima ederek narince bıraktı yan tarafa. Mübarek iki eliyle tuttu çocuğun yanaklarından, öptü usulca iki gözünden ve ardından dökülüverdi titrek sesinden “Çiçegemı şımaye (Sizsiniz benim çiçeklerim)…

Dünya ya armağan ettiği beş evlatla… Orta yaşlı kadının Anneler Günüydü o gün…

 

 

Hasan DEDE

11.O5.2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1178
Kayıt tarihi
: 30.01.12
 
 

1967 Muş - Varto Doğumluyum. Kişinin kendini anlatması zordur aslında. Ne yazarsam yazayım, ne be..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster