Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '17

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
26
 

Anne, Annecik, Annelik

Anne; güçlü olan, bağışlayan, karşılıksız seven, ellerini hiç bırakmayacağını hissettiğin, yanında ağlamayan, zaafiyetleri, hassasiyetleri olmayan, yavrusu için güvenli liman olan, gözlerinin içine baktığında her zaman kendini iyi hissettiğin, fedakarlıklar yapan, bebeği doğduğunda şimdiye kadar kendini bilmediğini söyleyen, gerektiğinde yavrusu için eşini, arkadaşlarını, işini, kariyerini bırakan, hayatını bebeğinden öncesi ve sonrası olarak ikiye ayıran dişi kişi -midir- , anaç kadın -mıdır-?  Ne kadar karmaşık hale getiriyoruz değil mi? Mesela TDK ne kadar kolay açıklamış; "İsim çocuğu olan kadın, ana"  Başka hiçbir tanımlama, sıfat ve sorumluluk yüklemeden, yalın haliyle en önemlisi annelerin insan olduğunu unutmadan yapılmış bir tanımlama.

     Biz düşünüyoruz ki doğum anında, kadının çektiği tüm sancılar sadece bebeğinin doğumu için değil, aynı zamanda yaralarından, kusurlarından, hatalarından, eksiklerinden kurtulmak içindir ve sanki bebeğini kucağına aldığında, o ilk buluşmayla tüm hissettiği boşlukları, hırsları temize çekecek,çocuğu için uygun,sağlıklı bir anne olacaktır. Halbuki o kadın aynı kadındır, şimdi bir canlıya "annelik" etmek dışında. Hala kocasını kıskanan, işyerinde terfi almak için aylarca uyumadan çalışan, ilgi bekleyen, zaman zaman yalnız vakit geçirmek isteyen, hayatta en sevdiği şey dans etmek olan, sevgilisiyle sabahlara kadar yıldızların altında sohbet edip, gelecek hayalleri kurmak isteyen o aynı kadındır. Zaman zaman ne yapacağını bilemeyip çareyi sadece oturup ağlamakta bulan, en yakın arkadaşıyla dedikodu yapmayı seven o kadın...  Şimdi anne oldu diye kişiliğin değişebileceğini düşünmek kadına yapılmış ne büyük haksızlıktır. Çünkü içgüdüsel olarak anneliğin öğrenileceğini düşünerek anne olmaya kalkışan bir çok kadın, kendi meselelerinde kaldıklarından bebeğinin kendisinin karnında yaşadığı cennet bahçesini dış dünyada onlara sağlayamıyor. Belki sevgileri sonsuz oluyor, koruma hisleri hiç bitmiyor, her zaman en iyisini istiyorlar, doğumla birlikte sonsuz bir şefkat yükleniyor kalplerine ama doğumda kusursuz ve seçilmiş kişi olmuyorlar.

    Biz neden anneleri kusursuz yapmaya çalışıyoruz peki?  Neden kendisinden önce bebeğini düşündürtüyoruz kadınlara?  Neden anneliğin sınırları kadının kendini unuttuğun yerden başlamak zorunda kalıyor? Doğumun ardından da hatalar yapan, düşen ve bazen kalkmakta bile zorlanan, biraz yalnız kalmak için çocuğu bakıcısına bıraktığında vicdan azabı çekmeyen, iki aylık bebeği ve eşiyle dünya turuna çıkan o kadınlardan neden olamıyoruz? Neden hep veren, şikayet etmeyen-edemeyen-, çocuğu için en iyisini bilen kadın rolünü kabul ediyoruz?

    Annelikten de öte insan olduğumuzu kenara itmesek sanki hafifleyecek yüklerimiz. Önce kendisiyle savaşmayan, kendini her koşulda kabul eden, olur olmaz pişmanlıklar yaşamayan, neden öfkelendiğini anlayabilen, kendi sınırlarını ve sınırsızlıklarını bilen,ne istediğini bilip kendini mutlu eden sonra çevresine bakınmaya başlayan kişiler olabilsek zaten anneliğin altından kalkarız. Sonsuz kere fedakarlık yapmanın annelik olduğunun altını çizmek yerine sonsuz kere sevildiğini hissettirmenin nasıl bir şey olduğunu öğrensek fena mı olur yani ya da iyiliğimizi düşünüp her şeye müdahale hakkının olması yerine, hata yapma özgürlüğü tanıyıp ne olursa olsun arkasında olduğunuzu hissettirseniz annelik tanımının altı daha dolu dolu olmaz mı. Eşine, işine, kendine vakit ayırmayı bırakmasan da sen mutlu olsan ve o mutluluğu bebeğine versen daha anlamlı değil mi? Yavrunu mutlu etmek için dünyayı ayaklarına sermek yerine, dünyasıyla mutlu olmayı öğretsen hayat boyu sana minnettar kalacak çocukların olacak. Sen, eğer senin kim olduğunu bilmeden anne olursan minnet duymakta çok zorlanacak çocukların ve doğumdan sonra kendini unutursan, pişman olur, öfkelenir, kızarsan bir gün sonsuz sevgini verdiğin çocuk, kendini hep suçlu hissederek senden uzaklaşacak ve yine minnetkarlıktan çok uzak bir noktada bulacaksın onu.

   Sen yine aynı kadın olarak kal. Ne daha fazla fedakarlık yapman gerekiyor ne de kendinden çok daha fazla sevmen yavrunu. Basit ve yalın. Kendini unutma, kim olduğunu, isteklerini unutma. Zaten gerisini sevginle halledeceksin.


*Anne; yavrusu olan dişi. Annelik; kendisine ve yavrusuna sonsuz sevgi besleyen dişilerin ömürlük bağlanma süreci.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 47
Kayıt tarihi
: 17.07.17
 
 

Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümünden mezun olan Nihan Arda Alpman, çocuk, ergen ve aile ter..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster