Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
460
 

Anne! suçlu sensin ayağa kalk!

Anne! suçlu sensin ayağa kalk!
 

Gençlerin şiddete yönelip birbirini öldürmesi olayları gündemin ilk sıralarına yükseldi. Medya sanki bu işin hiç sorumlusu değilmiş gibi pürü-pak pozlarında konuyu gazete ve televizyonda ele almayı sürdürüyor. Uzmanlar tartışıyor ama ne tartışma; konuyla ilgili dişe dokunur tek bir laf eden yok. Yok efendim evde babanın şiddetine maruz kalan genç psikolojisi, yok efendim gençliğin kendini ifade etme yöntemi.

Yani biz de bir zamanlar genç olmasak inanacağız… Kardeşim bu memlekette baba dayağı hep vardı… Üstelik okulda öğretmen döverdi, karakolda polis… Aslına bakarsanız gençler arasında şiddet eskidende vardı. Ama hepsi doğal nedenlerle ortaya çıkardı. Kız meselesi başı çekerdi mesela ve kızın mahallesindeki delikanlılar olaya el koyardı. Ama hepsi bir “racon” içinde yapılırdı. Mahalleler arasında yapılan futbol karşılaşmalarında da çıkardı kavga, neden bu kadar sert girdin diye… Ama mahallenin büyük abisi barıştırırdı tarafları…

Oysa bugün gençler tamamen patolojik, hastalıklı ve sapkın bir tutumla bu şiddetin içindeler. Neden?

Uzmanlar diyor ki, sosyo ekonomik yapı bozulduğu için… Yahu bu ülkede yoksulluk hep vardı. Yok muydu? Ama o zamanlar TRT’nin yayın politikaları ve Yeşilçam filmleri kuşağının etkisi büyüktü. TRT’deki çizgi film kuşaklarında bile sevginin ve yardımlaşmanın önde olduğu özenli seçimler dikkat çekerdi. Nerede Haidi, Şeker Kız Kendi, Arı Maya ve Vikingler, nerede Voltranlar, Pokemonlar…

Sinemada, Münir Özkul ve Adile Naşit ikilisinin başını çektiği yoksul fakat mutlu ve onurlu mahalle sakinleri bizleri bir başka biçimlendirmekteydi. Toplumda yoksul çoktu ama zenginler zenginliklerini “kör gözün parmağıma” edasıyla göstermekten itinayla kaçınırlardı. Zaten bunu yaptıklarında ayıplanacaklarını da bilirlerdi. Bugün televolelerden dizilere, yoksul insanın ömrü hayatında ulaşamayacağı hayat tarzları ve lüks tüketimler evlerimizin salonlarına olanca iğrençliğiyle boca edilmekte. Eskiden hiç kimse Erol Taş’a özenmezdi. Çünkü o açık açık kötü bir adamdı. Yemek yiyişinden giysilerine ve gülüşüne kadar kendimize örnek alamayacağımız bir tarzda kötüydü. Oysa şimdi kötü adamlar, karşımıza takım elbiseler içinde çıkmakta ve etrafında ona hayran güzel kadınlarla son derece lüks restaruantlarda çatal bıçakla yemek yemekteler. Böylesine bir yaşama ulaşmanın tek yolu ise “PARA” olarak sunulmakta ve paraya ulaşmanın her yolu mubah kılınmaktadır.

Demek ki en önemli suçlu sabit: TELEVİZYON…

Televizyon tek başına hiçbir şey ifade etmez. Evde bakış açısı sağlam bir ana-baba varsa;

1- Kumanda aletiyle şiddet içermeyen programları tercih edebilirler,

2- Bundan kaçınılamıyorsa ana-baba, programı izlerken sık sık bu şiddeti ve kepazeliği benimsemediğini yüksek sesle dile getirebilir. Çocuğun, bu programların eleştirisine katılması sağlanabilir ve yanlışlığını onaylayana kadar çocukla tartışılabilir.

Oysa yapılan bu değildir ve tam tersi ana-baba bu elleri kana bulanmış kahramanların yer aldığı dizileri hayranlıkla, adeta “ağzı açık” bir şekilde izlemekte ve böylece çocuğun gözünde durumun meşrulaşmasına neden olmaktadır. Sadece şiddeti mi? Özellikle anneler, ekranlara artık çok sık teşrif eden homoseksüellerin sunuculuk yaptığı programları büyük bir hayranlıkla izlemekte ve çocuk annesi üzerinden bu sapkınlığı kafasında meşrulaştırmakta ve olumlamaktadır. Sonrada feryat edilmektedir, toplumda homoseksüellik artıyor diye…

Demek ki ikinci en önemli suçlu: önce ANNELERdir (çünkü çocukla daha sık birliktedirler) sonra BABALARdır.

Peki ya SİSTEM’e dokunmadan bu yazıyı bitirmek olur mu? Kapitalizm, bunca yoksulluğa rağmen “PARA” kazanmanın her yolunun mübah olduğunu pompalayarak kendisini meşrulaştırmaktadır. Üstelik dayanışma duygularını yok ederek, (örneğin sendikalar gibi) bazı dayanışma birliklerine üye olmak duygusunu yitirmiş, yalnızlaşmış ve güvensiz bireyler yaratarak kapitalizmin ilelebet payidar kalmasını sağlamaktadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazını çok beğendim.ben de bir gencim ve sana yürekten katılıyorum.maalesef çağdaşlarımda bir bozukluk var.bazen onlarla aynı kefeye konup da "ah bu gençler..."denmesine dayanamıyorum.ama büyüklerimize şunu sormadan da edemiyorum;"bunlar mı kurtaracak ülkeyi?ne olacak bu gençliğin hali?"diye sormadan evvel"NE YAPTIK BİZ BU GENÇLERE?NİYE BU HALE GELDİLER?"diye sormayı NEDEN DENEMİYORLAR??? DERYABAL

derya çelik 
 15.11.2006 20:53
Cevap :
teşekkürler Deryacığım,  16.11.2006 0:05
 

MİROGLU GİBİ BAŞLAYIP, ERNESTO GİBİ BİTEN YORUMUNUZA SÖZ ETMEDEN GEÇEMEDİM GÜZELDİ İNCE TESPİTLER TEŞEKÜRLER,,,,

SUPERİSİ 
 15.11.2006 8:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 209
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 4367
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

Kendimi bildim bileli hiç saf su içmedim... ÇAY benim abu hayat suyum... İnce belli bardakalar çabuk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster