Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '11

 
Kategori
Eğitim
 

Anne-babalar karneyi nasıl algılamalı ve çocuklarına nasıl yaklaşmalı?

Eğitim-Öğretim yılının sonuna gelirken, milyonlarca öğrenciyle birlikte anne ve babaları da merak ve heyecanlı bir bekleyiş sarmakta. Bu eğitim-öğretim döneminin sorumluluk ve gerekliliklerini yerine getiren öğrenciler tatili düşünerek sevinirlerken, bazı öğrencilerimiz de karnesi yüzünden başına neler geleceğini düşünüp korku ve telaş içerisinde endişe taşıyabilirler.

Anne-babaların, karneleri karşısında çocuklarına yönelik takınacakları tavır ve gösterecekleri yaklaşımlar ise onların kişilik gelişimlerine olumlu/olumsuz etkiler meydana getirebileceği gibi muhakkak ki ruh dünyalarının şekillenmesinde de önemli etkenler içerir.

Öncelikle bilinmelidir ki, bir eğitim-öğretim döneminin sonucu olan karne, çocuklarımızın farklı dönemlerde girdikleri sınavlardan aldıkları sonuçların bir göstergesidir. Bu sınav performansını ise etkileyen birçok etkenin bulunduğu muhakkaktır. Karnelerdeki notlar, çocuklarımızın gerçek gayret, beceri ve yeteneklerinin göstergesi olmadığı gibi kişiliklerinin ölçümü ise asla değildir. Bununla birlikte çocuğunuzun yaşama sevinci ve hayatı yorumlayışı, kendini güvende ve değerli hissetmesi, saygılı olması, sosyal ilişkilerindeki başarısı ve sağlığı, karne notlarından çok daha önce gelmektedir. Bu yönüyle karne ve notlar bir sonuç olarak ele alınmalı ve bu sonucu meydana getiren davranışlar üzerinde durularak değerlendirme yapılmalıdır. Çocuklarımızın yetenekleri, becerileri ve kişilikleri bu değerlendirme sürecine hiçbir şekilde karıştırılmamalıdır.

Anne-babalar, çocuklarına onları sevdikleri, değer verdikleri ve destekledikleri mesajlarını her zaman vermeli, karnelerindeki notların onlara duydukları ilgi, sevgi, muhabbet ve değeri asla değiştirmeyeceğini hissettirmelidirler.

Çocuklarımıza neleri yapamayacaklarından çok neleri yapılabileceğini anlatmak, olumsuz ve eksik bulduğumuz davranışlar yerine olumlu bulduğumuz ve beğendiğimiz yönlerini vurgulamak daha çok işe yarayacaktır. Aynı zamanda onu dinlemek, anlamaya çalışmak ne söylediği ve nasıl söylediğinden ziyade ne anlatmaya çalıştığına ve ne hissettiğini anlamaya yönelmek daha önemlidir.

Karnelere karşı sert tepki göstererek, kıyaslayıcı, aşağılayıcı, alay edici ve çocuklarımızın kişiliğine yönelik suçlamalar içeren tutumlarla yaklaşmak özgüvenini, kişilik gelişimini olumsuz etkileyebileceği gibi, ruh dünyasında da tamiri mümkün olmayacak yaralar açabilir. Ayrıca bu yaklaşımlar, sorunlarımızı çözmenin ötesinde çocuklarımızı okula karşı daha da soğutabilir. Özellikle ilköğretimin birinci kademesindeki çocuklar için ailenin ve çevrenin onayını almak, özgüven gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle karneler değerlendirilirken çocuğu teşvik edici ifadeler kullanılmalıdır. Örnek olarak "Matematiğin 3 düşmüş aferin; ama ben senin daha iyisini yapacağına inanıyorum." şeklinde ifadeler kullanılabilir. Çocuklarımıza sert ve cezalandırıcı yaklaşmak yerine ailece bir durum değerlendirmesi yaparak, var olan eksikleri tespit etme ve bu eksiklikleri giderme adına destekleyici yaklaşımlar sergilemek her açıdan daha yararlı olacaktır.

Çocuklarımızla birlikte yapılacak durum değerlendirmesinde ise;

• Yargılamalara, aşağılamalara ve suçlamalara girmeden beklenmeyen sonuçların nedenleri üzerinde konuşulmalı, öncelikle çocuğumuzun fikirleri alınmalıdır.
• Beklenmeyen sonuçların tespiti ardından ne gibi önlemlerin alınabileceği üzerinde konuşularak muhtemel çözüm önerileri, daha çok çocuklarımızı düşünmeye ve konuşmaya yönlendirerek geliştirilmelidir.
• Çocuk başkaları ile kıyaslanmamalı ve başarılı olduğu çalışma yöntemleri birlikte keşfedilmeli.
• Çocuklarımıza güvendiğimiz hatırlatılmalı ve beklenmeyen sonuçların düzeltilebilmesine yönelik ortak kararlar alınmalı ve vakti geldiğinde uygulamaya konulmalıdır.
• Beklenmeyen karneden dolayı ağır çalışma programları hazırlanmamalı, çocuklarımızın tatil süresine de saygı duyularak, imkanlarımız dahilinde stres ve kaygılarını giderecek ve ilgi ve yetenekleri de dikkate alınarak zihinsel olarak dinlenmelerine yardımcı olacak faaliyetler planlanmalıdır.

Gerektiğinde bir uzmandan da yardım alınarak, beklenmeyen sonuçların;


• çocuğumuzun iç dünyasındaki psikolojik nedenlerden mi,
• aile ortamından mı,
• öğretmen ve okuldan mı,
• yanlış arkadaş seçimi ve arkadaş ortamından mı,
• yoksa dikkat eksikliği gibi birtakım yapısal bozukluklardan mı
kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespitinin yapılması da problemin çözümüne anlamlı ve önemli katkılar sağlayabilir.

Bir sonraki yılın başlangıcında okul ve öğretmen ile diyalog artırılarak nasıl bir yöntem izleneceği yönünde fikir alış verişinde bulunulmalı ve çocuğumuzun ilgi, yetenek ve akademik performansı değerlendirilerek çocuğumuzun gerçeklerine uygun makul beklenti ve hedefler belirlenmelidir.

Çocuklarımızın karnelerindeki performansın anne-babanın kendi performans ve kişilikleri ile özdeşleştirmemeleri gerekliliğiyle birlikte, karnelerdeki durum anne-babaların veli ve anne-baba olarak sorumluluklarını ne derece yerine getirip getiremedikleri noktasında bir öz eleştiri fırsatı olarak da değerlendirilebilir;

• Çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz? Onların ilgi, yetenek, beceri ve zihinsel performansının ne kadar farkındayız? Ondan beklediklerimiz ne kadar gerçekçi?
• Çocuklarımıza ne kadar doğru yaklaşabiliyoruz? Çocuklarımızın içinde bulundukları yaş dönemi davranış özelliklerini biliyor muyuz?
• Motive etmek için kullandığımız aşırı tepkici ve kırıcı yaklaşımlar onları derslerden soğutuyor ya da konsantrasyonlarını bozuyor olabilir mi?
• Sorumluluklarını fark ettirmek adına, çocuklarımız hazır ve alıcı durumda değilken sık sık verdiğimiz nasihatler ve hatırlatmalar onları bunaltıyor ve stres ve kaygılarını artırıyor olabilir mi?
• Çocuğun okulda başarılı olabilmesi için temel gereksinimleri karşılayabildik mi?
• Çocuğumuzun okul ve derslere olan devam-devamsızlığı nasıl? Okuldaki davranış ve yaşantılarından ne kadar haberdarız? Okula ve öğretmenine karşı tutumu nasıl? Öğretmenleriyle ne kadar görüşebiliyor ve gerektiğinde önemli konularda psikolojik danışman/rehber öğretmene danışabiliyor muyuz?
• Arkadaşlarından ne kadar haberdarız? Arkadaş çevresi ve arkadaş ilişkileri nasıl? Çalışkan ve sorumluluk bilincine sahip çocuklarla mı, yoksa “boşvermiş” çocuklarla mı arkadaşlık kuruyor?
• Çocuğunuzun ders çalışma alışkanlığı var mı? Bunun için gereken uygun ortamı ve araç gereçleri sağlayabildik mi?
• Çocuğun geçmiş bilgileri, bugün yüklenenleri de öğrenebileceği alt yapıyı sağlıyor mu? Varsa bu yöndeki eksikler için gereken önlemleri doğru ve yeterli bir şekilde alabildiniz mi?
• Sizinle okulu, arkadaşları ya da kendisiyle ilgili özel duygu ve düşüncelerini rahatlıkla konuşup paylaşabiliyor mu? Çocuklarımızı yargılamadan, suçlamadan, kızıp-bağırmadan, aşağılamadan, alay etmeden ve saygı duyarak dinliyor ve anlayabiliyor muyuz?

Elbette ki, her anne-baba çocuklarının başarılı olmalarını ister ve bu konuda çaba harcar. Fakat bu uğurda doğru olduğunu düşünerek sergilediğimiz bazı davranış ve tutumlar yapıcı olmak yerine yıkıcı sonuçlar doğurabilirler. Yıkıcı sonuçlarla karşılaşmamak için herhangi bir tepki göstermeden önce kendinizi çocuklarınızın yerine koyarak empatik davranmak için çaba harcamalıyız. Kendinize soracağınız, “Ben bu durumda olsaydın ne hissederdim?, Ben bu durumda olsaydım anne ve babamdan nasıl bir tepki beklerdim?” gibi sorular size nasıl daha makul davranabileceğiniz konusunda ipuçları verebilir.

Unutmamalıyız ki; çocuklarımızı onların adına belirlediğimiz plan ve profile uydurmak için baskı yapmak ve kendi ihtiras ve beklentilerimiz doğrultusunda yönlendirmek yerine, kendi ilgi, yetenek, beceri ve kabiliyetlerini keşfedebileceği ortamlar hazırlayarak ve kendi gerçeklerine, beklentilerine ve planlarına göre hareket etmeleri yönünde koşulsuz olarak desteklemek onları daha mutlu, huzurlu ve kendileriyle barışık yapacaktır.

Sinan ÇAĞIRAN
www.EgitimHaberim.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 157
Toplam yorum
: 488
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 12196
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

1996-2000 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü, Psikolojik Danış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster