Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '12

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
652
 

Anne sevgisi

Anne sevgisinin kutsal olduğu söylenir. Ancak, anne sevgisinin olumsuz yönlerini açıklamadan da, erkek ve kadın ilişkisi, ebeveyn ve çocuk ilişkisi gibi konulardaki ciddi ve önemli sorunlara insanlar gerçek cevabı bulamazlar. Edebiyatta, sinemada ve tiyatroda, anne sevgisinden mahrum kalan çocukların acıları hep anlatılır, ama aşırı anne sevgisi baskısı altında kalan çocuklardan çok daha az bahsedilir.

Benim görüşüme göre, insanların bu konuya gösterdiği ilgi ve özen yetersizdir. İnsanların bilinçlenmesi gerekmektedir. Aşırı anne sevgisi, çocukların hayatlarını mahvetmekte, hatta bazen çocukların yaşamdan mahrum kalmalarına neden olmaktadır. Ama hiçbir anne bu konuyu duymak istemez, beğenmez. Hatta çocuğa nasıl bir eğitim verdiğini fazla düşünmez. Her zaman kendisinin doğru olduğu düşüncesindedir.

Birlikte bir analiz yapalım: aşırı anne sevgisi ne demek? Annenin çocuğuna duyduğu sevgi, eşine ve kendisine duyduğu sevgiden daha güçlüdür. Eğer annenin değerler sisteminde çocuğu ön planda ise, baba, yani eşi ve kendisi arka planda kalır. Belli kriterlerin sonucuna göre görüyoruz ki, aşırı anne sevgisinden dolayı ailelerden negatif sonuçlar alınıyor. İlk olarak, genelde hastalıkla ve çocuğun zor kaderiyle karşılaşıyoruz. İkinci olarak, baba, aile çerçevesinde tanımlı bir yer edinmediği için, hasta olmaya ve genelde de alkol kullanmaya başlıyor. Üçüncü olarak, aile ilişkilerinde büyük sorunlar başlıyor. Ve bunlar sadece başlangıçta görünenlerdir. Ayrıca, genelde, toplum içinde tanımlı bir yer edinmemiş çok sayıda kadın ve erkek vardır. Bu sorunun kökü aynı sebebe dayanmaktadır. Tüm bunlar hayal gücü değildir. Eğer etrafımıza dikkatle bakarsak, maalesef, bunun kanıtlarını görürüz.

Böyle bir annelik duygusuna sevgi diyebilir miyiz? Gerçek anne sevgisinden uzak olduğu için, buna annelik duygusu dememiz daha doğru olacaktır. Bu olumsuz duyguyu var eden ana nedenler nelerdir? Birinci ve en önemli olan neden: kadın, hayatının gerçek anlamının farkında değildir ve bu nedenle hayatın değerler sistemini ihlal etmektedir. Kadın, bu dünyaya neden geldiğini bilmediği için, sadece çocuk yapmak için bu dünyaya geldiğine inanır. Ve böyle inandığı için de, çocuk onun hayatının anlamı olur. İkinci neden, benzer sorunları anne ve büyükanne de yaşamıştır. Yani bu bir zincir gibidir, bu sorunlar aileden aileye, daha da derinleşerek geçer. Üçüncü neden ise ahlaki değerler, dini ilkeler ve modern toplumun gelenekleridir. Tüm bunlar, çocuğu birinci plana koymak zorunda kalmamıza sebep olur.

Dördüncü neden, sahiplenme duygusudur. Anne, sahiplenme duygusunun etkisi altında, çocuğundan karşılık olarak her zaman aynı tepkiyi bekler ve tabii ki çocuk da aynı tepkiyi verir. Böylece anne ve çocuk ilişkisi daha güçlü hale gelir. Böyle bir ilişki şeklini, hayatın sonuna kadar kırmak mümkün değildir. Nadir olarak kadının doğasında bu duygunun olmadığı durum da vardır, ama bu çok enderdir.

Beşinci neden, annelik duygularından olan acıma duygusudur. Bu duygu birçok probleme neden olur. Kadın, kocasına acır, çocuğuna da acır. Acıma duygusundan, fedakârlık duygusuna geçer. Genelde, sevgi duygusunun yerini acıma duygusu alır. Acımak, sevmekten daha kolay gösterilir, bu nedenle genellikle acıma duygusu sevgi duygusunun yerine geçer. Ancak acı, kişiyi yok eder, onu küçük düşürür, onun gelişmesine engel olur. Genelde, zayıf, güçsüz, hasta ve engelli olanlara acınır. Ve biz bir adama ne kadar acırsak, o adamda o kadar problem olur.

Burada bütün küresel problemlerin nedenini açıkladık. Şimdi günlük hayatımızdan bir örnek ele alalım: Tipik bir aile – üç kişi, anne, baba ve oğul. Ortalama zenginlikte bir aile, ebeveynler yüksek öğretim görmüş, aile ilişkileri iyi, koca içki içmiyor, kavga etmiyor, sağa sola gitmiyor. Çocuk ise normal ve itaatkâr. Sessizce büyümüş, okula gidiyor, sigara içmiyor, uyuşturucu kullanmıyor. Anne ve baba, çocuktan çok memnunlar. Ona daha sakin ve güzel bir hayat sağlamak istediklerinden dolayı da, başka bir çocuk yapmak istememişler. Tanıdık ve para aracılığıyla çocuğun bir üniversiteye girmesini sağladılar. Çocuk için nerede okuduğu hiç fark etmiyordu. Ayrıca, her şeyi zaten ödenmiş olduğu için pek fazla zorlanmasına gerek kalmıyordu. Öğrenciye ödül olarak bir eski araba almışlardı. Hayat sakin halde sürüyordu. Oğlu, kız arkadaşı ile birlikte kalmayı istediğinde, anne dedi ki: “Evlendiğin zaman. Her şeyin diğer insanlarınki gibi olacak.” Üniversiteyi bitirdikten sonra, çocuk yeni bir araba istedi. Anne ve babası zorlanmış, bankadan biraz kredi almıştı. Doğum gününde ona bir BMW hediye ettiler.

Bu durumda aşırı sevgi nerede diye soracaksınız. Çocuğu biraz şımarttık, ama kim şımartmıyor ki? Hem şımartma imkânı varsa, neden olmasın? Neden bir tanecik oğluma güzel bir hayat vermeyeyim ki? Ödül hakkında tartışabiliriz. Aile çerçevesinde alınmış bir karardır. Ama sık olarak görüyoruz ki, çocuklar anne ve babalarından daha güzel ve daha pahalı giyiniyorlar ve onların daha geniş hakları oluyor. Fakat bu ayrı bir sorun ve aşırı anne sevgisinden kaynaklanmıyor. Aslında standart bir durumda hiçbir şey olmazdı, ama bir sonraki olay ortaya sorun çıkarıyor. Doğum gününde, oğlu yüksek hızla giderken bir direğe çarpıyor ve ölüyor, aynı zamanda üç arkadaşını da yanında götürüyor.

Bir tanecik oğlu kaybeden ebeveynlerin acısı tarif edilemez bir olay tabii ki. Ayrıca, beş yıl sürecek kredi ödemeleri var, her ay kredi ödemesinde bunu hatırlayacaklar. Bu araba oğlunun ölümüne sebep olduğu için anne kendini suçlayacak. Neden böyle oldu? Neden kader bu kadına bu kadar acımasız davrandı? Ne için? Kadın soruyor.

Ebeveynin izniyle bu olayı anlattım. Şimdi bu karmaşık durumu birlikte analiz edelim. Çoğunluğa faydası olmasını umuyorum. Ailenin yönetiminde baş rol annedeydi. İradeli bir kadın olarak tüm sorunları çözüyordu, özelikle de oğluyla ilgili sorunları. Anne için, esas değerli olan şey oğluydu. İkinci çocuğu yapmama konusunda da o ısrar etmişti. Aile yaşamı tamamen Annenin kontrolü altındaydı; özelikle de oğlunun yaşamı.

Baba yumuşak karakterli bir insandı, böyle olduğu için de karısına karşı itirazı yoktu. Karısının her söylediği gerçekleşiyordu. Aile ilişkisi barış içinde sürmeyebilir diye, tartışmaya girmiyordu. Bu pozisyonda durmaya çoktan alışmıştı. Ancak bu pozisyonundan dolayı, Baba, Oğlu için bir otorite olamamıştı. Oğlu bu pozisyona bakarak, bunun yararlı bir pozisyon olduğunu düşündü; ne kadar az tartışırsan o kadar çok ödül alırsın. Ve o da bu kurala göre davranmaya başladı. Anne oğlunun uslu olmasını çok severdi, bu nedenle onu çok ödüllendiriyordu. Bir atasözü vardır: “Sular hâlâ derin akar.” Oğlun genç enerjisi bir çıkış arıyordu, ama çevresinde annesinin kontrolü ve kısıtlamaları vardı. Ve o bu duruma bir çare buldu, gizlice araba yarışı yapmaya başladı. Profesyonel olarak değil, amatörce yarışıyordu. Onun gibi ezilmiş ve tatminsiz olan gençlerle birlikte, yani bir olumlamaya gerek duyanlarla birlikte yarışıyordu. Boş yola çıkıyor ve polis olmayan yerlerde yarışıyordu. Aslında, psikolojik açıdan özgürlüğe doğru bir çıkış yolu arıyordu. Tanıkların söylediklerine göre, çocuk arabayı kullanırken tamamen başka bir adam oluyordu, sert ve agresif. Özgürlüğü ile baş başa kalınca, tehlikeyi bile fark etmiyordu. Annesi arabada iken 60-90km ile gidiyordu. Annesi, onun 200km ile gittiğini duyunca inanamadı tabii.

Anne oğlunu hiç tanımamıştı. Onun iç dünyasını bilmiyordu. Oğlunun dışarıdan terbiyeli görünmesi onun için daha önemliydi, oğluyla arkadaş olamamıştı. Baba da ne otorite olabilmişti ne de arkadaş. Çocuğun yalnızca bir arkadaşı vardı: Dedesi. Yaşlı olmasına rağmen dedesiyle çok güzel arkadaşlığı vardı, her şeyi dedesiyle paylaşabilirdi. Dedesi öldükten sonra çocuk çok perişan oldu ve sık sık onun mezarını ziyaret etmeye gidiyordu. Neden o kadar sık gidiyorsun diye sorunca, onunla konuşmaya ihtiyacım var derdi. Açıkçası, aile içinde arkadaşlık ilişkisi yoktu.

Hayat, oğlu hiç iyi değil diye anneye birçok işaret göstermişti, ama aşırı anne sevgisi kördü. Sevgi ne kadar güçlü olursa, anne bilincine ulaşmak da o kadar zordur. Bu nedenle anne, çocuğun iki hali olduğunu fark etmedi. Gerçek değerlerin yokluğundan dolayı, onun çifte yaşam sürdüğünü fark etmedi. Anne de gerçek değerlere aykırı olduğu için, nesnel durumu değerlendirmesi mümkün değildi. Niçin o hiçbir şeyi görmemiş ve duymamıştı?

Çocuğun ölümü, her zaman anne baba için bir derstir. Bu tür olaylar hepimiz için çok ciddidir, ama ne yazık ki insanlar böyle örneklerden, hatta başkalarının hatalarından bile öğrenmek istemezler. Genellikle, anne ve babanın çocuktan daha uzun yaşamalarının sebebi de budur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 558
Kayıt tarihi
: 07.10.11
 
 

Güzel sanatlar fakültesi resim-iş öğretmenliği bölümü mezunuyum. Resim yapmak, felsefe ve tarih i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster