Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '19

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
33
 

Anneciğim Babacığım Hitabı

“Anneciğim, babacığım!” derken, bu seslenişim sanmayın ki rahmetli anama ve babama ithafendir. Hayır kesinlikle onlarla ilgisi yok. Son zamanların akıl almaz bir moda ve özenti sonucu çocuklarına "anneciğim, babacığım..." diye hitap eden anne-babalara seslenmek istiyorum. Sadece onlara da değil, aklı ermemiş çocuğa “teyzeciğim, dedeciğim, halacığım, dayıcığım, abiciğim…” gibi seslenenler için de geçerli bu söyleyeceklerim. Bitmedi dahası da var, hem de daha ilginçleri: Çocuğuna “aşkım, sevgilim” diyenlere ne demeli? Ya hu bu çocuk nerden senin aşkın oluyor, nerden sevgilin oluyor? Siz bu sözcüklerin nerede ve kimler arasında kullanıldığını bilmiyor musunuz? O yaşta zavallının kafasını karıştırmanın ne anlamı var? Bırakın zamanı gelince gerçek aşkı, sevgiyi tadıyla yaşasın. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de çocuğu dudaktan öpmeler… Bu nasıl bir aymazlıktır, nasıl bir yaklaşımdır anlamak çok zor. Etik olup olmamasından, ruh sağlığının etkilenip etkilenmemesinden geçtim, bu davranışı sergileyenler hiç mi çocuğunun biyolojik sağlığını düşünmez acaba?

Eskilerde annelerimizin bize seslenişini duyar gibiyim. “Oğlum, kızım, yavrum, çocuğum, bir tanem, kınalı kuzum!” derken yüreklerinden kopup gelen o sevgi sıcaklığının yüreğimizin en ücra köşelerine tesir edişini nasıl unuttuk? “Canım!” derken canını verirdi. “Kuzum!” derken, yavrusunu yüzlerce kuzu arasından tereddütsüz seçen koyunun analık hisleri onun yanında hiç kalırdı. Hele bir de “Güzelim benim, tatlı kızım, yakışıklı oğlum!” diyerek saçlarını okşarsa… İşte, değmeyin o zaman o çocuğun keyfine ve ruh halindeki sevgi tomurcuklarının goncalaşıp kokularıyla mutluluklara süzülüşüne.

Oysa şimdi bu güzelliklerin hepsini yok ettiler. Bu “cığım, ciğim”li hitap şekli öylesine salgınlaştı ki artık neredeyse çocukların adı aile içinde söylenmez oldu. Bu gidişle eminim, sınıflarda öğretmenlerin de çocuklara “öğretmenciğim” diye hitap etmesi yakındır. Eğer duyar, görürsek şaşmamak gerekir. Böyle bir eğitim anlayışı içerisinde o çocuklara “öğretmenciğim” diyerek bir şeyler vermeye kalkışan öğretmenin başarı oranı ne olur dersiniz? Hangi öğrenci böyle bir öğretmeni ciddiye alır? Almaz elbette. Çünkü öğretmenlik titri artık çocuğun kendisine aittir. Dolayısıyla kendisine “öğretmenciğim” diyen kişi artık onun gözünde tamamen zavallı biri durumundadır. Kendisi ise “ciğim” denilerek bir kat daha yüceltilmiştir. O andan sonra sıkıysa önüne geçin bakalım. Böyle bir eğitimin bu çocuğa bir şeyler verebilmesi, tabiri caizse “onu adam edebilmesi” söz konusu olabilir mi? Hani nerde disiplin, nerde otorite?

Şimdi bu tarz söylemlerde bulunanlara sıcağı sıcağına sormak isterim: Bir öğretmen çocuğunuza böyle hitap etse tepkiniz ne olurdu, kabul eder miydiniz? Eminim ki “Hayır, ne münasebet, öğretmen sınıfta otoritedir, eğitimcidir, örnek kişidir vs. vs” diyeceksiniz. Haklısınız, doğrusu budur. O halde lütfen söyler misiniz? Okulda disiplin ve otorite boşluğu doğar diye endişelenirken evde bu kaygıyı neden duymuyorsunuz? Değişen nedir ki? Okulda öğretmenin üstelenmiş olduğu, sağlamak zorunda olduğu disiplin, eğitim ve otoritenin aynı ölçüde evde geçerli olması söz konusu değil midir? Evde bu rol öncelikle anneye ve babaya düşmez mi? Daha sonra yakın çevredeki kişilerin yaklaşımındaki rol dağılımı yine aynı çizgide olmak zorunda değil midir?

Her şey bir tarafa bu çocuğun adı yok mu? Ona bu adı veren siz değil misiniz? “Anneciğim, babacığım” diyeceğinize “Ali’ciğim, Ayşe’ciğim” deseniz kıyamet mi kopar? Bırakın da çocuk adıyla büyüsün, kimliğine kavuşsun. Bu noktada şu önemli ayrıntıyı da söylemeden geçmeyelim: Lütfen bu “cığım, ciğim” eklerini otorite ve disiplin gerektiğinde kullanmayınız. Çok, ama çok komik duruma düşersizin. Üstelik otoriteniz ve disiplin anlayışınız boşa çıkacaktır. Düşünebiliyor musunuz, babası Selma’ya kızmıştır ve ona otoritesini göstermesi gerekiyordur. Söze  “Selma’cığım…” diyerek başlar. Hadi şimdi gelin, bu babanın “cığım” dedikten sonra arkadan gelen sözlerinin çocuk üzerinde ne denli etkili olacağına siz karar verin. Kesinlikle, sözüm ona fırça yiyen o çocuk, babasına, söze başlamasıyla birlikte içinden kıkır kıkır gülecektir.

Çocuğunuzun sizi parmağında oynatması nereye ve ne zamana kadar hoşunuza gider ve kabul edebilirsiniz. İpleri onun eline vermenin ne denli doğru olup olmadığına ve kimin kimi yönetmesi gerektiğine kendiniz karar verin lütfen. Birazcık çocuk dilinden, ruhundan ve eğitiminden anlamak ve özen göstermek pek çok yanlışı önleyecektir.  “Babacığım“ diyerek evin reisliğini, otorite makamını çocuğa verirseniz sonuç nereye varır dersiniz? Çocuk, zavallılığı içerisinde sırtını kime dayayacak acaba? Başı dara düştüğünde kime sığınacak, kimden yardım isteyecek, bilemez… Çünkü bütün kişilikler kendisine atfedilmiştir. Kendi dünyası içindeki boşlukta onlarca kişilik içinde kişiliksizleşmiştir. Sizin, böyle hitap ettiğiniz sürece, çocuğunuzu sevdiğinizi zannederken, çocuğunuzun sizden uzaklaştığını göremeyecek kadar bencillik körlüğüne kapıldığınızı bilmeniz gerekir. Sevginin sadece sözlere dayalı olmadığını bilmek, kabul etmek zorundasınız. Bir bakış, bir tebessüm, küçük bir temas binlerce “cığım, ciğim”li sözden daha yoğun bir sevgi içerir.

Yapmayın ne olur! Kıymayın çocuklarınıza. Kıymayın onların masumiyetlerine, ruh hallerine. Bırakın çocuk kalsınlar. Kavram karmaşası yaratmakla elinize ne geçiyor? Birisi gelir “dayıcım” diğeri gelir “halacığım” annesi gelir “anneciğim” dedesi gelir “dedem benim” dahası saymakla bitmez. Zavallı çocuk “çocuk” olmanın dışında o yaşta anne de olur, baba da olur, teyze, dayı, dede, amca da… Hepsi olur, ama ne hikmetse kendisi olamaz. Sorarım size: O yaştaki çocuğu böylesine karmaşanın içine itmekle elinize ne geçiyor? O çocuğun ruh halini bozduğunuzu hiç aklınıza getirmiyor musunuz? Çocuk anne olmak değil, annesini ister. Baba olmak değil, babasını ister, teyzesini, halasını… Kısacası herkes neyse onu bilmek, duymak ve onların büyüklüğünü görmek ister. Ama siz onu kendi kalıplarınıza sokarsanız işte o zaman çocuğun örnek alacağı  “rol model” denen kişilikler ortadan kalkmış olacaktır. Hitap karmaşası içerisinde bocalayan çocuğun, ileriki yıllarda bunun yarattığı eziklik ve yılgınlık sonucu, ruh âleminde kimliğinin netleşemediği bir boşluğun içine düşeceği kesindir. Eğer onlara bu şekilde seslenişinizle sevginizi yansıttığınızı sanıyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz. Bu sadece kendinizi kandırmak, avutmaktır. Sevgi böyle hitap edişlerle olmaz, olmamalı. Anne anneliğini, baba babalığını, çocuk da çocukluğunu bilmeli. Bilmeli ki çocuğun indinde, ana-babanın yeri sağlam ve örnek alınası kişiler olsun. Disiplin ve otorite ile sevginin paralelliğinde kendisine güven veren büyüklerinin varlığını bilerek çocukluğunu yaşasın. Onlara sırtını dayayabileceği güvencesiyle kendini daha özgür ve güçlü hissettin. Tâ ki gerçek kişiliğine erene, ayakları üstünde dimdik durana dek.

Sevgiyi sözcüklere sığınarak yansıtmaktansa çocuğa güven duygusu kazandırmak en doğrusudur. Böylece ileriki yıllarda kendisine olan güveni ve sağlıklı ruh haliyle çok başarılı olacağı kesindir. Fakat siz onu kendi kalıplarınıza sokup kişiliğini yok edercesine pasif duruma getirirseniz işte o zaman hem o çocuk hem de siz gelecekte hüsrana uğramaktan kurtulamayacağınızı bilmelisiniz.

Eğer ki çocuklar bir ulusun geleceğiyse, o geleceğin emanetçilerine örnek olacak kişilerin, sorumlulukları dahilinde gerektiğince özenli davranmaları şarttır. Geleceği şekillendirecek olan bu sorumluluğun önemi, gerekliliği ve anlamı tartışılmaz. Sorumluluk bilincini ve yükünü sırtlanması gerekenlerin de öncelikle analar ve babalar olduğu aşikârdır. 

Etrafınızda çocukça çocukluğunu yaşayanlarınız bol olsun. Sevgi ve huzur dolu günler diliyorum.

Tahsin MELAN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2678
Kayıt tarihi
: 07.09.06
 
 

Türkoloji eğitimi aldıktan sonra A.Ü. TÖMER kuruluş aşamasında ve ilk yıllarında yurt içinde göre..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster