Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '11

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
569
 

Anneler her zaman haklıdır..

Bugün 6 yaşında olan oğlumu ilk kucağıma aldığımda; kendimi uzaylı gibi hissetmiştim.. Bu şekilde hissetmememe neden olan, iki farklı sebep vardı.. 

 

Bunlardan birincisi; kendime inanamamıştım Çünkü; sanki doğanın hiç bir şekilde tesadüf olamayacağını ıspatını gösterir gibi, içimden bana benzeyen bir başka canlı çıkartmıştım ve bir anda tıpkı bir fabrika gibi inanılmaz üretken biri haline dönüşmüştüm... 

 

İkincisi ise daha önce bana annelik üzerine verilen demeçlerde ki, yürek çoşması, içsel disiplin, duygu seli, diz boyu fekarlık, ölüp bitme hallerinin hiç bir işareti beni göstermiyordu.. 

 

Bu durum, yaşamam gereken annelik çoşkumu kaybetmeme, kendimi kötü bir anne olacağım yönünde içten içe suçlu hisettmeme neden olmuştu.. 

 

Bir yandan, yeni tanıştığım annelik misyonuna alışmaya çalışıyordum. Ve bir anda, hayatımın tam merkezine oturmuş neredeyse 24 saat hiç durmadan ağlayarak kendi çapımızda bir rekora imza atan, günler boyunca hiç uyumayarak bana “acaba, bir android mi doğurdum?” hissiyatı yaşatan, yumuk elli bir sıpayı keşfetmeye çalışırken, çok bilmiş, tecrübeli annler günlerce neredeyse hiç kalkmadan yumulduğum koltukta , tepeden gözüme gözüme bakıp sürekli bana “neyi nasıl” yapmam gerektiği yönünde direktifler verip, canımı sıkıyorlardı.. 

 

Beni tanıyanlar bilir!.. İki saati aynı mekanda, aynı insanlar ile geçiremeyen ben, günlerdir evden dışarıya burnumu çıkaramamıştım ve ne zaman evin içinde şöyle bir salınmaya çalışsam, hasta muamelesi görüp ;ya yemek yemek için zorlanıyor yada bir yerlere yatırırılmaya çalışılıyordum... Daha önce keyifle yapılan sağlıklı yaşam besin listeleri, önemini süt yapan gıdalara kaptırdığı konuşmalardan, hiç bir şey anlamadığım gibi kırmızı , 11 pont, burnu açık ayakkabılarımı giymeyi çok ama çok özlemiştim... Ve işin en acıklı yanı, eleştiri oklarını üzerime çekmemek için, bunu kimseye anlatmaya cesaret edemiyordum.. 

 

Daha bitmedi... 

 

Evime gelip giden ve sadece beş dakika önce, bilmem kimin, bilmem nesi olarak tanıdığım bir takım kadınlar, tıpkı sosyal sorumluluk projelerinde, gönüllü olarak yerlerini bulmuş da çok faydalı bir görevi yerine getiriyormuş gibi yüzlerinde manasız bir gülümsemeyle, biraz daha süt çıkartmak için, hiç bana sormaya bile gerek duymadan “lööönk” diye bir anda mememi sıkımaya çalışıyorlardı.... Hiç abartmıyorum, bir ara mememin üzerinde gezinen 4 kol saydığımı hatırlar gibiyim... 

Bilemiyorum!! Yaratılışımda olması gerektiği halde, bana ne “eksik” bahşedilde, bir yanım “yarım” kaldı ama, küçük canavarı kuçağıma alalı 10 gün olmasına rağmen, o meşhur duygu derinliğine bir türlü ulaşamıyordum... 

 

Hatta işin en ironik yanı; bu gibi durumlarda diğer annelik statüsüne ulaşmış arkadaşlarımın sürekli mutluluktan ağladıkğına şahit olmuştum ve hepsi şimdi karşıma geçmiş “ne kadar muhteşem, bir duygu , tarifi olmaz, dimi?” diye, yanı başımda benden onay bekler gözlerle üzerime üzerime geliyorlardı.. 

Evet!!! Sonun da bende ağlama kırizlerine girmiştim ama öyle içsel annelik güdüsünden değil, içinde bulunduğum cenderenin baskısından ve tamamen iyi niyetle evime kadar gelen misafirlerime “git” diyemeyeceğime göre sinirimden, yaşadığım bunaltıdan, esaretten, beklenen gözyaşları sonun da yerini bulmuştu!!.. 

 

Tanrım!! Oğlum ne kadar da talihsizdi.. Yavrucak daha 10 günlükken benim gibi “berbat” bir anneye sahip olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştı ve daha kimbilir onu ne kadar daha talihsiz duygular bekliyordu.. ... 

 

Üstelik, küçük sıpa bedenimden ayrıldığı, böylesine acemi bir anneden kurtulmuş olmasına sevinmesi gerektiği halde, sanki görünmez iplerle hala bana bağlı gibiydi. Ben olmazsam nefes alamayacak, aç kalacak bir şeyler eksik kalacak gibi ilerliyordu hayatı.. Ben yoksam beslenemiyor, benden başka hiç kimse benim kadar hijenik şekilde günlük vücut temizliğini yapamıyor, işin en can alıcı yanı, ben olmazsam zavallı kopilim (kopil lazca velet demektir, bu arada)100 yıl önceki koca karı yöntemleriyle TEDAVİ edilecekti.. 

Hayır! İşin en tuhaf yanı, bu konuda en tücrebesiz olan ben olmama rağmen, yine de konuya benden daha hakim ve olan biteni gerçekci bir gözle görmem hususunda bana rehberlik edebilecek hiç kimse yoktu.. 

 

Neyse ki hayatın bizlere sunduğu en büyük mucize olan “zaman” geçtikçe, olumlu değişikler yapma gücüm de kendiliğinden gelişti.. Ve başımdaki hiçbir işe yaramayan sadece nefesimi daraltan insan topluluğu, mecburen kendi hayatlarına döndü ... En sonunda bizde kopilimle biraz olsun normal hayatımıza döndük ve taze bir anne olarak hemen şunu fark ettim: 

 

Hayata gözlerine açmış her yeni bir bebekle, doğan ve yeni hayata “merhaba”diyen sadece bir bebek değildir.. Aynı zaman da yeni bir “anne”de hayata gözlerini açmıştır. Ve annelik hemen o anda , kimsenin size bir şey öğretmesine; hiç ama hiç ihtiyaç duymadan, kendi inanç ve tecrübelerinizle kazandığınız ve her annenin kendisine has, yaşatması gerektiği bir olgudur.. 

 

Kanımca şu meşhur içsel annelik duygularını , şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa anlatan kelimeler sanırım işte bu dönemi kapsıyor.. O, hemencecik bir şeyleri doğal yetiyle öğrenmenin, başarmanın verdiği ego ile biraz abartılıyor olmalı... 

 

Yoksa hiçbir anneye, doğum ile birlikte vahi gelip, uçtuğu, erdiği falan yok... En azından ben 6 yıllık bir anne olarak, hiç uçmadım... 

Selda Eruzun 

blog.washa.com.tr/ 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 583
Kayıt tarihi
: 08.01.07
 
 

Tekstilci anne, ilaç sektöründe yönetici olan babasının küçük şımarık kızları olarak Şişli'de hay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster