Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '09

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
1468
 

Anneliğe dair

Anneliğe dair
 

Bir fil, devasa gövdesiyle, kendi ağırlığından 7 kat fazlasını kaldıramaz... Ama karıncalar, o minicik, kırılgan vücutlarıyla bunu başarabilirler... Bazen en mütevazı görünenler, yaşam karşısında en güçlü olanlardır... Tıpkı anneler gibi... Onlar da hayatta kendilerinden oldukça ağır bir yükü mütevazı bir şekilde omuzlarlar...

Bir başka canlıya hayat vermek ve onun sorumluluğun üstlenmek, kendi sorumluluğunu üstlenmenin onlarca katı daha ağırdır... Anneler de, tıpkı karıncalar gibi taşırlar o yükü başlarının üzerinde; korkusuzca ve tüm kırılganlıklarının ardına sakladıkları güçleriyle...

Anneliği araştırmaya başladığımda, önüme çıkan ilk gerçeklerden biri, “acı” kavramı oldu. Tarihin her döneminde, anne olmanın ilk bedeli fiziksel bir acıydı...

Tarih boyunca, kadınların acıya dayanma yöntemleri de bir hayli ilginçti. Tabii çocukla ilgili yapılan yorumlar da. Biraz bunlara, göz atalım;

Japon kadınları, kolay doğum yapabilmek için “Koyasugai” adlı deniz kabuğunu avuçlarında tutarlardı.

Eski Roma’dan gelen inanış da hamileye, kocasının yün kuşağının sarılmasıydı. Bu inanış, Anadolu’da halen devam ediyor. Ayrıca, içinde okunmuş kağıtların olduğu, üçgen şeklinde katlanmış muskalara da, özellikle Anadolu’da, hamile kadınların koruyucusu olarak sıklıkla rastlanıyor.

Anadolu’da doğum sırasında “kilit açma”, “örgülü saçları çözme”, “dilenciye sabun verme” gibi inanışlar da devam ederken, doğum sırasında bebeğin rahimden sökülüp gelmesi için hamileyi sallamak, baş aşağı çevirmek, kollarında tutup sarsmak gibi tehlikeli uygulamalara da halen uygulanıyor.

Tüm dünyada ve Anadolu’da, doğumu kolaylaştırmak için, “Fatma Ana’nın Eli”ni kullanmak bir hayli yaygın. Suya atılınca şişip açılan, ele benzeyen bir bitki kökü olan “Fatma Ana’nın Eli”, doğum sırasında suya konuyor, kök şişip açıldıkça doğum kanalının da açılacağına inanılıyor.

Anneler Günü’nün başlangıcı ise, çok eskilere, Antik Yunan'a kadar uzanıyor.

Yunanlıların, ‘Yeryüzünün annesi’ olarak tanımladıkları Rhea'ya adadıkları bayram, dünyanın ilk ‘Anneler Günü’ kutlamasına sahne oldu. Sonra 1600'lü yıllarda İngilizler, 40 gün süren Paskalya Yortusu'nun 4'üncü Pazar gününü ‘Anneler Günü’ olarak adlandırdılar. İngiltere'deki tüm anneler, bu özel günle taçlandırıldı. Bu gün özellikle Ortaçağın karanlık İngiltere’sinde, evlerinden uzak çalışan kadınların kendi evlerine dönerek çocuklarıyla birlikte geçirdiği bir tatil günü oldu.

‘Anneler Günü’, ABD'de ise, ilk kez 1872'de kutlandı. Amerika’daki kutlamaların mimarı olan Anna Jarvis’in ise bu konudaki öyküsü bir hayli ilginç;

Jarvis, 1905 Mayısında, annesini kaybedince önceleri derin bir acıya gömüldü. Annesinin ölümünün üzerinden iki yıl geçtikten sonra ise, onun için bir anma ayini gerçekleştirmeyi düşündü. Bu amaçla, annesinin öldüğü güne gelen, mayısın ikinci pazarında kilisede bir ayin düzenledi. Ve tüm kiliseyi annesinin en sevdiği çiçek olan karanfillerle süsledi. Yapılan ayin, tüm konukları olduğu kadar, Jarvis’i de çok etkilemişti. Ayinin gerçekleştiği gün, Jarvis bir karar aldı; bu günü tüm anneler için bir anma gününe dönüştürecekti. Hemen ısrarlı ve yenilgi kabul etmez bir biçimde çalışmalarına başladı.


Batı Virginia, 1910'da Anneler Günü'nü tanıyan ilk eyalet oldu. Bir yıl sonra da hemen hemen bütün eyaletler onu izledi. Başkan Wilson’da, 1915'te Mayıs'ın ikinci pazarını milli bayram yapan yasayı imzaladı.

Buraya kadar olanlar, tamamıyla Jarvis için olumlu ve başarı dolu gelişmelerdi. Ama madalyonun bir de diğer yüzü vardı...

Jarvis’in tamamiyle, sevgi dolu duygularla yola çıkarak başlattığı bu anma günü, bir süre sonra, ticari bir yapıya da bürünmeye başlamıştı. Bu durum, Jarvis’i hem çok üzüyor, hem de öfke krizleri geçirmesine neden oluyordu. "Benim Anneler Günümü ticarileştiriyorlar, "diyordu.

Jarvis’in, öfkeli çıkışları sadece sözlerle sınırlı kalmadı. Olayı eyleme de döktü; 1923'te New York, Kent Stadyumu’nda gerçekleştirilmesi planlanan, Anneler Günü kutlamasını önlemek için, New York Valisi Al Smith' i mahkemeye vermekle tehdit etti. Daha sonra da, 1925'te, Philadelphia'da şehit annelerinin toplantısında kadınların, Anneler Günü'nde, bağış toplamak için beyaz karanfil satmalarını önlemeye çalışırken tutuklandı.

1943’e gelindiğinde Jarvis, hasta ve yoksul bir kadındı. Arkadaşları bakımı için bir bağış komitesi oluşturdular ve onu bir yaşlılar evine yerleştirdiler. Jarvis’in, odası, her Anneler Günü’nde, karşı olmasına rağmen, dünyanın dört bir yanından gelen tebrik kartlarıyla dolup taşıyordu. O ise, gelen gazetecilere daima şunu söylüyordu: “Anneler Günü’nü başlattığıma pişmanım.”


Pişmanlıklar?... Pişmanlıklar sadece Jarvis’in değil, günün birinden tüm annelerin kapısını çalar. Anneler, çocuklarına davranışlarını iç dünyalarında sürekli sorgularlar. Bu sorgulamaların birinin ardından, Dianne Loomans, bir annenin pişmanlığını şöyle dile getiriyordu;

Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı;

Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine,

Parmaklarıyla resim yapmayı öğretirdim.

Hatalarını daha az düzeltir,

Onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım.

Onu sadece gözlerimle izler, daha çok şefkat gösterirdim.

Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum.

Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oynardım.

Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim.

Onunla daha az çekişir, ona daha sıkı sarılırdım.

Önce benlik saygısı kazanmasını sağlar, sonra bir ev almaya çalışırdım.

Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.

Güç konusunda daha az ders verir,

Sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim.

Ünlü Türk şairlerinin, anneler için yazdıkları şiirlerin sayısı da küçümsenemez boyutta. Yüzlerce şiir yazılmış anneler için. En çok hoşuma giden şiirlerin birinde, şöyle diyordu Sunay Akın;

Gülemedim ki hiç
hasta yatağının başucunda
haberi bu yüzden
yoktur annemin
sol yanağımdaki
gamzeden

Komodinin üstündeki
ilaçların sayısı arttıkça
kutularından yaptığım
gökdelenin uzamasına
sevinirdim

Ve bilmezdim
annemin yaşantısındaki
renkliliğin yalnızca
raflarda dizili
kavanozların içindeki
reçeller olduğunu

Anneler için söylenen her şey sanki sonsuza uzanıyor... Ve anneler sonsuzluğun kapılarında bizi bekliyor; sonsuza dek insan neslini sürdürebilmek ve nice söze, şiire, yazıya, kitaba ilham olabilmek için...

Sevgili anneler, her daim Işıklı bir yaşam yolunda, sevgiyle ilerleyin...

Özlem Süyev şiirleri: http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=45996

Özlem Süyev Anne Dayanışma Evi: http://adevi.sitemynet.com/



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 675
Kayıt tarihi
: 18.07.09
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Televizyon Bölümü'nü bitirdi. 1987 yılından bu yan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster