Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
467
 

Annem nerdesin?

Milyonlarca sperm arasından kazandım ben bu yarışı. Sakın, bu işin öyle kolay olduğunu da sanmayın. Bu yarışı kazanmak yürek ister. Kaldığım yer küçücük ve karanlık bir yer olmasına rağmen sımsıcaktı. Burada çırılçıplaktım ama inanın hiç üşümedim. 266 gün keyifli bir yolculuğa da artık hazırdım. İlk ay adımı “Embriyo koydular. Ben bile ne anlama geldiğini bilmiyordum. Bildiğim tek şey, günler geçtikçe burada büyüdüğümdü. İkinci aya geldiğimde de artık beni “Embriyo” diye çağırmıyorlardı. “ Fetüs” diye seslendiklerinde yine şaşırmıştım. Çevreme baktım. Ne anlama geldiğini soracak kimseyi bulamadım.

Dışarıdan kalın sesli birisinin bana “Canım” , “Bebeğim” diye seslenişini küçücük gelişen kulaklarımda, bir elin sımsıcak dokunuşlarını ise minicik kalbimde hissediyordum. Sanırım bu, babamdı. Kim bilir beni nasılda dört gözle bekliyordur. Annemin, benim sağlıklı dünyaya gelmem için, beslenme çabası içinde olduğunu bana gönderdiği gıdalardan anlıyordum. Çok lezzetli şeylerdi. Kimi zaman, bana dinlettirdiği müzikler ise öylesine güzeldi ki, ruhuma ilaç gibi geliyordu. Bazen annemin sağa sola dönüşlerinden öylesine rahatsız oluyordum ki, içeride sanki kaydıraktan kayıyordum. Etrafımda dolanan hortuma benzeyene de bir türlü anlam verememiştim. Fakat oradan gelen çok tatlı bir sıvının, beni hayata bağladığını tahmin edebiliyordum.

Geçenlerde yine “ Annesi kurban olsun!” diye bir ses duydum. Öylesine içtendi ki anlatamam. Dün, beni taşıyan annem, yine iki büklüm çok kıvrandı. Karnında olduğuma çok üzüldüm. İmkânım olsa çıkıp ona bir bardak su verirdim. Onun acısı beni de yakmıştı. Biliyorum bunlar hep benim yüzünden olmuştu. Onun dünyasını altüst etmiştim. Kim bilir, beni büyütmek ve doğurmak için nelere katlanıyordu. Ona sürekli “ Canım annem” demekten de kendimi alamıyordum. Ben içeride büyüdükçe, çevremdeki organlara baskı yaptığını görüyordum. Ne zaman bir tarafa dönsem veya içeride oynasam, annemin ellerini tenimde hissediyordum. Hey babalar! Ve baba geçinenler, sizler öyle kolay zannetmeyin anneliği. Yoksa annenizin karnındaki hayatınızı hatırlamıyor musunuz?

Siz hiç canınız uygunsuz bir mevsimde bir şey istediğinde, anneniz aldı mı? Geçen yaz, karpuz diye bir meyveyle tanışmıştım. Öylesine sevmiştim ki anlatamam. Kışın tam ortasında yine canım çekmez mi, babam, bir seyitmeyle şehri alt üst etti. Sonunda biraz renksizde olsa Şili karpuzunu getirdi de afiyete yemiştim.

Günler, günleri kovaladığında annemi bir görseydiniz, beni bin bir güçlükle taşıyordu. Bazı geceler, yatağında dönemediğini, hele son günlerde bunu daha da hissediyordum. Elleri sürekli belindeydi. Ben döndükçe o kıvranıyordu. Bunu istemezdim ama sağa sola dönmek benimde hakkımdı. Artık biran önce dışarı çıkmak ve dünyayı görmek istiyordum. Sekizinci ayıma yeni girmiştim ki, kapımızın hızla çaldığını duydum. Gelen sanırım komşumuzdu.

“ Koş, Nilgün koş! “ sesi ortalığı yırtıyordu. Annem, telaşla hazırlanıp, ayakkabını bile giyemeden dışarı fırladı. Bende şaşırmıştım. İçeride öylesine alabora olmuştum ki, dilim damağım kurumuştu. Annem koştukça, sanki beynim yerimden çıkacaktı. Çevrede konuşulanları zorda olsa işitiyordum. Onca kalabalığın arasında kanım ısınan büyük ağabeyimi, birkaç kişi sıkıştırmış dövüyorlardı. Annem, ortalığı yatıştırmak için büyük çaba harcıyordu. Ama nafileydi. Kadın haliyle ne yapabilirdi ki? Bana dokunan darbeler canımı acıtıyordu. Artık annemde kavganın içindeydi. Korkudan bir köşeye sinmiştim. Böylesi ortamı daha önce hiç yaşamamıştım. Neler oluyor diye bekliyordum ki, patlama sesinin ardından sıcak bir cisim, anneme doğru hızla geliyordu. Kalbe saplanan cisim ikimizi de yere düşürmüştü. Annemden sekiz ay boyunca duyduğum ve onun melodisi ile uyuduğum ve ruhumu dinlendirdiğim kalp atışlarını duyamıyordum. Damarlarımın büzüldüğünü, beni besleyen kanının artık donduğunu hortum denen cisimde hissediyordum. Başımın döndüğünü kime söyleyebilirdim ki? Avazım çıktığı kadar bağırsam kimler duyardı bilemiyorum. Henüz yüzünü göremediğim, memesini bile ememediğim annem, cansız bedeniyle benimle birlikte yerde yatıyordu. Etrafımıza toplanan onlarca kalabalık arasından,

“ Çabuk cankurtaran çağırın! Bebek bari ölmesin!” sözünü duymakta artık güçlük çekiyordum. Nefes almak istiyordum ama çok zorlanıyordum. Benimde sonumun geldiğini artık kabullendiğimde, şiş gözlerimle puslu olarak gördüğüm, bembeyaz gülümseyen bir yüzle karşılaştım. Annem mi diye düşündüm. Ancak, kanım bu kadına ısınmamıştı. Annemin kokusunu aradım. Bulamadım. Babama, “Başın Sağ olsun” sözleri ardından Annemin öldüğünü anladım. O şimdi cennetin en güzel köşesindeydi. Artık, ağlamaktan bitap düşen babamın kucağındaydım. Henüz açılmayan gözlerime, babamın gözyaşları dökülmeye devam ettiğinde, hayatın gerçeklerini o zaman anlamıştım.

“ Şimdi o sıcaklığı bana kim verecek? Annemin sütünü tatmayacak mıyım? Geceleri uykuma, “Ooo bebeğim” ninnileri ile dalamayacak mıyım? Ruhlar âlemi denen karnının içinde çok rahattım annem. Şimdi ben sensiz ne yaparım?”

erterd@msn.com ERTUĞRUL ERDOĞAN

2007 - Bursa

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sözcükler bazen bu tür insan hikayelerinde yetersiz kalır...

Ruksan İLDAN 
 10.05.2008 13:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 300
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 460
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster