Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '13

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
185
 

Annemizden öğrendiğimiz dil

Annemizden öğrendiğimiz dil
 

"O da dinliyor!" (Görsel alıntıdır)


Bildiğimiz dillerin sayısı "kaç" olursa olsun, hepimizin bir anne dili vardır, öyle değil mi?
Annemizden öğrendiğimiz dille "hayırdan" yana konuşuyorsak buna "anadil" denir. 
Çünkü bu dil "ana yüreği" saflığında ve yaşatmaktan yanadır. 
 
Yok öyle olmuyorsa eğer, bu yabancı dildir, sevginin ve ana sıcaklığının çok ötesinde kalmıştır.
 
Anneden öğrenilen bir dilin yanı sıra  başka diller de bilmek durumunda olan,  varsayalım çalışmalarında Almanca öğrenmek zorunda olan kişiye gerekli olduğu için bu dil de yardımcı dildir.
 
Eğer anneden öğrenilen dille  insanlık adına kötülükten yana bir söylem geliştiriyor isek bu bizim olsa-olsa“yabancı" dilimizdir. Çünkü kötü söylemlerle kişi özüne yabancılaşmış ve anasına, yurduna evlat olan artık özüne yakışmaz olmuştur. Kişi, özünden uzaklaşarak yabancılaşmıştır.
 
Aynı şekilde resmi dili iyilikten ve güzellikten yana kullanmayanlar için bu dil de  kişinin “yabancı" dilidir.
 
Hangi dili kullanırsak kullanalım,  iyilikten ve güzelliklerden söz ettiğimiz, hayrı ve şer'i birbirinden ayırdığımız dil; anadilimizdir.  Çünkü annelerden öğrenilen duygular, sevgiden ve hoşluktan yanadır.
 
*
 
"Her görüşten ahlaklı insanın mücadelesi" başlıklı yazımıza da esin kaynağı olan müzisyen Timur Selçuk, "İşte bu nedenledir ki, 'Ana dil ve Demokrasi' kavramları,  AKIL, VİCDAN, DUYARLILIK, EDEP ve ÖLÇÜ sahibi insanların ağzına yakışır." demektedir.
 
*
 
Şimdi; Ramazan'da mecliste konuşma yaparken yanındaki bardaktan su içmek zorunda kalan bir Cumhurbaşkanı için "Biraz daha bekleseydin, susuzluktan gebermezsin!" diyen ve ardından oruç ibadetinin bir terbiye sorunu olduğunu anlatmaya başlayan ve bu sözcükleri kullanan kişinin edepten söz etmesi ne kadar inandırıcı olabilir! Savunduğu fikir ile kullandığı dil birbiriyle ne kadar örtüşebilir?
 
Yine bu sayfalardan yayımlanan "Terbiye ve ifade özgürlüğü" başlıklı blogta da sözü edlen; konuşmacı, iddia ettiği gibi oruç tutan ya da tutmayan kişilere karşı hoşgörülü, saygılı ve terbiyeli olmak gerekliliğini bundan sonra anlatıp dursa da buna artık kim itibar edebilir!
 
Bu kişinin hamile kadınlara yönelik sözleriyle tepki toplayan "zat" olduğunu söylesek, çok da şaşırmış olmazsınız değil mi?
 
*
 
Kullanılan dil ve tarz, yaşama sevinciyle örtüşmedikten sonra, hep savunula gelen birlik-beraberlik, hoşgörü gibi hümanist duygulara karşı açık bir karşıtlık ve neredeyse baltalar nitelikte olduğunu düşündürmez mi?
 
Elbette kimsenin tasavvuf konusundaki bilgisini sorgulayacak değiliz. Ancak bugüne dek İslam anlayışı, hoşgörüsü ve dini terbiye ile ilgili tüm akılda kalanlar, “tasavvufi düşünce” niteliğine sahip olmayı gerektirir.
 
Düşünceler özgürce ifade edilmeli elbet, ancak söyleyiş tarzı düşüncenin içeriğini baltalayabileceği gibi kişinin niteliği hakkında da bilgi verir.
 
*
 
Değişim ve dönüşüm her yere sinmiş görünüyor.
 
En çok da dilin niteliğinin kaybolmasına, düzeyin düşmesine üzülmemek elde değil!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1039
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster