Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
615
 

Annenin öpücükleriyle uyandırılmak!

Annenin öpücükleriyle uyandırılmak!
 

Kader!


Günlerden 4 Haziran 2011. Yine bir cumartesi. Sevmiyorum cumartesi ve pazarları ben. Hafta içi hiç değilse okula gidiyor ve unutmaya çalışıyorum herşeyi. Derslerime veriyorum kendimi. Bu sabah erkenden yine küçüklerin sesiyle uyandım. Kahvaltı yine tabak tabak konan domates, salatalık, kişi başı bir dilim beyaz peynir ve biraz zeytinle uzun masaların başında yenecek birazdan. Canım hiçbirşey yemek istemiyor aslında. Ama yemek zorundayım. Acıktığımda kimse bana abur cubur vermiyor çünkü.. 

Bugün Funda ablalar da gelmeyecek. Haftaya gelirken abur cubur getirirler mi acaba? İzin vermez ki müdür. 

Geçen hafta cumartesi doğum günümdü. 15 yaşıma girdim. Gerçekten doğduğum tarih değil. Kimse bilmiyor çünkü gerçekten doğduğum tarihi. Annem beni karakolun yakınlarına bıraktığında kimliğim yokmuş üzerimde. Bir adım bile yokmuş. Polis karakolundakiler koymuşlar ismimi. Kader. Başka ne konabilirdi ki zaten. Bunların hepsi de müdürün odasında duran dosyamda yazıyor. Oradan okudum. Doğum tarihimi de polis karakolunda bulunduğum gün koymuşlar. Acaba ne zaman doğmuşum? Kaç günlük, kaç aylıkmışım bulunduğumda, kimse bilmiyor. 

Nilgün teyze 2 haftada bir geliyor ziyaretimize Funda ablalarla birlikte. Arada sırada Arda’yı da getiriyor. 7 yaşındaymış Arda. Nilgün teyzenin oğlu. ilk geldiğinde çok garip bakıyordu bize. Nasıl biz onun ne yaşadğını bilimiyorsak, o da bizim ne yaşadığımızı bilmiyor çünkü. İlk tepkisi Yavuz'un burnunu sormak olmuştu annesine, "ne olmuş?" diye? Nasıl acıyan gözlerle bakmıştı Yavuz'a. 

Annesinin geçiştirmesini bekliyordum cevabı. Ama tüm gerçekliğiyle, Arda'nın dehşete düşeceğini bilerek anlattı Yavuz'un burnunu farenin yemesi hikayesini. O kocaman yeşile çalan gözleri kıpkırmızı olmuş ağlamıştı Arda. Dayanamamış yanıma çağırmıştım. Çekinerek gelmiş, annesinden onay beklemişti yanıma gelmek için. O kocaman gözlü çocuk, kardeşim gibi olmuştu bir saat sonra. Annesi de annem gibi. Ama ne Arda bilebilirdi hislerimi, ne de annesi. 

Elinden tutup kitaplar okudum, oyunlar oynadık beraber. Ne yaptın bu sabah diye sormuştum Arda’ya. Sabah uyanamayışını, annesinin onu erkenden buraya gelmek için uyandırdığını söylemişti. “Biraz daha uyuyayım dedim yorganı başımdan çektim ama izin vermedi annem” demişti.” Hep öpücüklerle uyandırıyor beni, yüzümün her yerini öpüyor, uykum dağılıyor sonra.” 

Normal bir evde yaşamak nasıl bir duygu acaba? Sabah kendinin olan odanda uyanmak, annenin öpücükleriyle. "Anne ya, daha uykum var uyucam ben" diye bağırıp başından yorganı çekmek nasıl birşey acaba? 

Annenin öpücükleriyle uyandırılmak!

Bir zahmet uyanıp, annemin hazırladığı kahvaltıda, ne içeceğimi sorması nasıl olur mesala? Ballı süt içmek kahvaltıda. Ekmeğin üstüne çikolata sürmek ve beyaz peyniri beğenmediğim için yememek mesela. Kahvaltıdan bir saat sonra acıktım ben diyerek buzdolabındaki meyveli yoğurtlardan, olmadı abur cubur dolabındaki çikolatalardan yemek. 

Birine anne demek? 

Doğum günü hediyemi verirken öyle sıkı sarılmıştı ki bana Nilgün teyze, hiç bırakmasın istemiştim. Ateşin mi var senin diyerek alnıma bir de öpücük kondurmuştu. Hep ateşim olsun hep o alnımdan öpsün beni istemiştim. Sonra hepimizi banyoya soktular teker teker. Nilgün teyze yıkasın beni diye onun yanından ayrılmamıştım. Saçlarımı tarayıp örmüştü sonra. 

Bir anne elinin değmesi böyle oluyor herhalde degil mi? 

Haftaya kadar beklemek zorundayım şimdi Nilgün teyzenin gelmesini. Arda da gelir mi acaba? Bir şiir daha yazayım Nilgün teyzeme. Belki bu şiirimi de beğenir. Anneler gününde ona yazdığım şiiri okuyunca nasıl ağlamıştı. Çok güzel yazıyormuşum. Bu kilitli defteri de Nilgün teyzem almıştı bana. İster günlük tutar, istersem şiirlerimi yazarmışım. 

O günden beri yazıyorum. 

Ben duygularımı yazıp kilitliyorum içine, dışarı kaçıp kaybolmasınlar diye. 

Belki bir gün Anne derim Nilgün teyzeme. 

Çok mu şey bekliyorum hayattan? 

Not: Bu hikaye Bahçelievler çocuk esirgeme kurumuna gittiğim zamanlardan kalmadır. Öykü’nün içinde gerçek karakterler ve gerçek olaylar vardır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çünkü annem gönüllü görevliydi ve hafta sonları ordaki çocuklarla ilgilenirdi. Beni de götürürdü. Bir çocuğun beni de sev diye seslendiğine hiç şahit oldunuz mu bilmiyorum ama ben çok küçük yaşlarda şahit oldum ve hala o sesi duyarım. Oğlunuzu oraya götürmeniz çok yerinde olmuş. Farkında olmaları, farkı bilerek hayatla yoğrulmaları için bence o havayı solumalılar. Ben de oğlumu götüreceğim ve orda görev almasını sağlayacağım biraz daha büyüyünce. İçimde bir sızıyla okudum yazınızı. Sevgileer.

mea culpa 
 17.06.2011 22:59
Cevap :
Elbette sahit oldum beni de sev demelerine. Kader yakindi bana ama digerleri oyle bakiyorlar ki hic birine kiyamiyorsunuz.Ne kadar mutlu oldum ortak noktamiz icin. Mutlaka oglunuzu da goturun.gidebiliyorsaniz yalniz birakmayin onlari.sevgilerimle  18.06.2011 21:00
 

içimde çok eski bir şey sancıdı sanki. Lisedeyken, ki şimdilerde kendim bile şaşırıyorum o yaşta bu bilince sahip olmama, bir dönem her haftasonu çocuk esirgeme kurumuna giderdim. İşte benim de bir Zeynep'im vardı. Şimdi nerde ne yapıyor bilmiyorum, çünkü bir gün gittiğimde onu orada bulamadım. Başka bir şehre nakletmişlerdi çünkü, yani en azından bana söylenen bu! Neticede Zeynep 7 yaşındaydı bense 16, çocuktum o zaman peşini arayamadım. Ama hiç unutmadım. O gidince de bir daha cesaret edip çocuk esirgemeye gidemedim. Düşündüm de yıllar sonra artık ben de oğlumu alıp gidebilirim neden olmasın. Çok güzel ve duygulu bir yazıydı. Eline sağlık. Sevgilerimle...

Esin Nefes 
 10.06.2011 10:48
Cevap :
Esin hanım, yorumunuzu okuyunca tüylerim diken diken oldu :( Ne kadar güzel birşey. Gidin tabii, çocuğunuzu tanıştırın onlarla. Hem çocuğunuz için hem onlar için iyi olacaktır. Teşekkür ederim değerli yorumunuza.  10.06.2011 11:48
 

Sözcükler uçtu Nilay... Duygu fırtınası değil yaşadığım; başka bir şey bu... Harman yerine döndü beynim ve yüreğim... Göz gözü görmüyor... Bana kimsesiz çocuklar deme emi..? Kıyamadığım üç şeyden biridir çocuklar... Kalemine sağlık. Ancak böyle geçirilebilirdi duygular bir okuyucuya...

Emine Supçin 
 08.06.2011 21:42
Cevap :
Gerçekler, düşünmediğimiz zaman kaybolmuyorlar, hep oradalar çok canımızı acıtan biçimde.  09.06.2011 8:05
 

Didaktik ve duygusal, sevimli ve içten nefis bir yazı. Tebrikle, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 08.06.2011 13:33
Cevap :
Teşekkür ederim Mehmet Bey.Beğenmeniz beni çok mutlu etti.  08.06.2011 15:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 91
Toplam yorum
: 400
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 985
Kayıt tarihi
: 24.02.09
 
 

Yazmak bir tutku benim için. Yıllardır yazmayı seven biri olarak, bilgisayarın icadı ve gelişen t..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster