Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '09

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
Okunma Sayısı
567
 

Antalya...

Antalya...
 

Antalya Marina yat limamnından görüntü...


Nisan ayında Ayşegül’ünde Diyarbakı'a gelmesiyle, o sırada Adıyaman’da olan Seyfettin abi bizi ziyarete gelir. Derken bir akşam üstü best cafede otururken kızlar izin alıp Antalya’ya gelin bir hafta, sizin için değişiklik olur beklerim diyor. Açıkçası hiç önemseyemiyoruz. Çünkü daha önce bir çok kez böyle cazip davetler almış fakat imkansız olduğu için hiç düşünememiştik bile. Derken aylardan Mayıs, Arzu ile Garden cafede oturuyoruz. Hatice dedi bu gün Seyfettin’le konuştum izin alın Antalya’ya gelin diyor. O anda nedense kafamda bir ampul yanıyor. Arzu diyorum Antalya’ya gitsek ne güzel olur değil mi? walla bende isterim ama nasıl olacak aile, iş, Müzeyyen.


O sıralar Müzeyyen İstanbul’da 3, 4 güne dönecek Arzu’nun da kafasına yatmış olacak ki, oturup konuşuyor ve gitmek için şansımızı zorlamaya değer diyoruz. Önce Müzeyyen ile konuşalım o da isterse birlikte bir plan yaparız, sonrası Allah kerim. Müzeyyen gelinceye kadar konuyu rafa kaldırıyoruz ama heyecanını bir türlü kaldıramıyoruz. Olur muydu acaba kolay değil, Antalya bu Batman’a Mardin’e gitmeye benzemez yol uzun şartlar çetin.
Derken Müzeyyen İstanbul’dan dönüyor. İlk gün evde dinlendikten sonra Burger Kıng'de buluşuyoruz. Hal hatır İstanbul havadisleri derken ben ile Arzu heyecanla dalıyoruz konuya, Müzeyyen hani Seyfettin abi Antalya’ya davet etmişti bizi, ya hep beraber gidelim mi? Müzeyyen hayırdır nerden çıktı bu Antalya tatili? derdemez daha fazlasına müsade etmeden, en iknacı ve heyecanlı dilimiz kullanıp, ne güzel olurdu değimli Müzeyyen hep beraber orda olsak, diyor ve planımızdan bahs ediyoruz. Müzeyyen bize bakıyor düşünüyor, düşünüyor sonra, Seyfettin’i arayayım bakalım o ne diyor bu işe diyor, telefonu alıyor ve arıyor. Hal hatırdan sonra konuya giriyor. Seyfettin senin bize bir Antalya davetin vardı, o hala geçerli mi ? diyor. Seyfettin abi oradan, tabii ki ne zaman isterseniz arayın yerinizi ayırtıyım diyor. Müzeyyen, peki o zaman bakalım eğer izin alabilirsek tarih vermek için ararız diyor, ve başlıyor Antalya maceramız..

Önce aileden izin alınacak sonra işten sonra da tarih belirlenip Seyfettin abiye haber verilecek. İlk babamla konuşuyorum yine en sevecen en mazbut halimi takınıp, baba Seyfettin abi bizi Antalya’ya davet etti. Kızlarla hep beraber gitmek istiyoruz, onlar izin aldılar bende gitmek istiyorum tabi izin verirsen. Bu arada belirtiyim Babam Seyfettin’in abi ve ailesini de tanıyor. Aslında şöyle ki biz grup olarak tüm arkadaşlar akraba gibiyiz, herkesin ailesi herkesi tanıyor. Babam önce kız başınıza olmaz dese de, ısrarlarıma dayanamıyor ve ben izni koparıyorum. Arzuya müjdeyi veriyorum, tabi aynı zamanda evde aynı teri arzuda döküyor, annesini ikna etmek için. Müzeyyen patron olduğu için onun pek zorlanacağını sanmıyorum. Abisi ve annesi ile konuşuyor alıyor izni. İş yerinden izin almayı son haftaya bırakıyorum ben, tarihi belirliyoruz, 18 Temmuz 2008 ve Arzu ile alışveriş çılgınlığımız başlıyor…

Bunun üstüne bu giyilir gece bu, dışarıda bu, plajda bu, kahvaltıda bu derken tam 2 ay hemen her gün iş çıkışı mağazalara bakıyoruz bu olur, bu olmaz, bura ya baktık, bu kaldı. Tabi bu ara da ben internetten Antalya’yı araştırıyorum. Nereye gidilir, ne yenilir, ne yapılır, tarihi yerler, şelaleler vs. her gün elimde bir baskı kağıtla Müzeyyen’e koşuyorum şuraya gideceğiz, şunu yapacağız, bunu görmeden olmaz. Müzeyyen bizden ve bitmek bilmeyen alışverişimizden illallah etmiş durumda. Derken tatil günü gelip çatıyor. Bavullar hazır, spor kıyafetler giyilmiş, tatil moduna geçilmiştir. Sabah Arzu bizi evlerden topluyor, hacı bey sağ olsun havaalanına bırakıyor ve dönüyor. Biz önce Ankara’ya oradan da Antalya’ya uçuyoruz. Tabi uçakta yaşadıklarımızı geçiyorum üç kafadar, tahmin edersiniz. Antalya hava alanına indiğimizde, Seyfettin abi bizi karşılıyor. Bavulları görünce arkasına dönüyor, kaçacak ama artık çok geç, kızlar siz bir hafta kalacağınızdan emin misiniz? Yani buraya yerleşmeye falan gelmediniz değil mi? Bu ne yaa? Sağ olsun bizi her gün alışveriş için azarlayan Müzeyyen’in bavulu, hepimizinkinden büyük boyumuzu aşıyor..

Antalya'dayız. Hangi otelde kalacağımızı bilmiyoruz henüz, sürpriz otele doğru gidiyoruz palmiye ağaçları sıcak ve nemli havası geniş güzel yollarıyla sükunet dolu muhteşem Antalya, Otele varıyoruz kalacağımız oda gösteriliyor. Seyfettin abi, siz yerleşin istediğiniz zaman inersiniz ben lobide olacağım diyor. Otel merkezde Konya altı plajına sıfır 5 yıldızlı her şey dahil sistemi ile harika bir tatil oteli. Odaya yerleştikten sonra, inip oteli geziyoruz. İki bloklu geniş ve büyük bir otel. Mükemmel bir zevkle döşenmiş lobiler, salonlar, hamam sauna havuz başı restoranları vs. İlk gün otelin içini dışını ve lobileri geziyoruz. ikinci gün plaja gidiyoruz, havuz başında oturuyoruz, Seyfettin abi bizi arkadaşları ve otel personeli ile tanıştırıyor kardeşlerim diye.. Otelin yüzde 95’i yabancı turist geri kalanlarda, Almanya yada yurt dışından tatil için gelmiş Türkler. Bahçedeki lobi çok güzel, Ürdünlü bir aileyle tavla oynuyorum, yarı sarhoş İtalyan bir heriften evlenme teklifi alıyorum. Bosnalı yaşlı bir kadınla ortak değerlerimiz üzerine sohbet ediyorum, yarı kıt İngilizcemle, kısacası otel değil mübarek kültür mozayiği. Herşey dahil sistem olunca gün boyunca otelde yapılacak bir sürü şey oluyor. Ye, iç, yüz, plaja git uyu dinlen vs. insan dışarı çıkmak istemiyor. O kadar plan program gezilecek görülecek yer Allah Allah, ne olacak? Derken üçüncü gün Seyfettin abi bizi alıyor ve düden şelalesine götürüyor. Harika bir manzara ama benim migren ağrım tuttuğu için, otele dönelim diyorum ve erken bitiriyoruz geziyi. Otele dönüyoruz biraz uyuyunca, ağrım geçiyor yemeğe iniyoruz. Yemekten sonra önceki gün Almanya’dan gelen iki Türk arkadaşla lobide karşılaşıyoruz biraz sohbet ettikten sonra dışarı çıkmaya karar veriyoruz. Plajda Açıkhava çok güzel bir cafe ye gidiyoruz. Canlı müzik ney ve keman eşliğinde müzik ziyafeti. Hayatımda unutamayacağım en güzel anlardan biridir, yanımda can dostlarım Müzeyyen Arzu, karşımızda yeni arkadaşlarımız Sırma ve Nilgün abla. Bir tarafta denizin dalga sesleri, gökyüzünden sanki yıldızlar üzerimize yağacak gibi ve arka fonda ‘’penceremin perdesini havalandıran rüzgar’’ unutulacak gibi değil. Geceyi 2 de tamamlıyor otele havuz başına dönüyoruz. Sırma Almanya’da tanıştığı ve tesadüf otelde karşılaştığı arkadaşını da davet ediyor. Serkan, Murat da bize katılıyor koyu bir sohbete dalıyoruz herkes kendinden bahs ediyor şimdi yedi kişiyiz ve göz kapaklarımız dayanana kadar oturuyoruz.

Sabah 10 da Maşuk abinin telefonuyla uyanıyorum ‘’ xace hemen aşağı in’’ Maşuk abi senin burada ne işin var? konuşma lobideyim in aşağı. Ben bir kalkıyorum, Müzeyyen ve Arzu yok. Hemen hazırlanıp aşağı koşuyorum bide ne göreyim, herkes lobide Maşuk abi ile Sami Belekte tatil yapıyorlarmış, bize bir uğrayıp kolaçan etmek istemişler. Biraz oturduktan sonra gidiyorlar, bizde kahvaltımızı yapıp düşüyoruz Antalya sokaklarına. Ben Arzu, Müzeyyen, Murat önce çarşıya hediyelik eşya almaya ve kıyafet borsasına göz atmaya, oradan da kale içine… İşte karşınızda eski Antalya… ''Bergama Kralı Attalos'un, ''bana bir yeryüzü cenneti bulun'' buyruğuyla kurulan ve adını kurucusundan alan Attaleia, bugünün Antalya'sı, buradan ibaretmiş eskiden. Butik otelleri, tarihi evleri, dar sokakları, harika hediyelik eşya dükkanlarıyla küçük antik Antalya. Gezerken karşılaştığımız Teras restoranın büyüleyici manzarasına dayanamıyor ve giriyoruz içeri. Limana karşı müthiş lezzetli bir balık yedikten sonra limana iniyor tekne turuna katılıyor, akşamı bulana canımız çıkana kadar, geziyor, geziyoruz… Otele döndüğümüzde üst, başı değiştirdikten sonra yemeğe iniyoruz. Yemekten sonra Almanya gurubuyla buluşuyor, biraz müzik diyip disco’ ya iniyoruz. Seyfettin abi dj kabinine gidiyor, istediğiniz bir şey varsa çalıyım diyor. Bizde tık yok eğlenenleri izleyerek, eğlenmeye çalışıyoruz sona doğru disco sakinleşiyor bizde hareketlenmeler başlıyor. Şöyle bir halay çalsa da oynasak, 8 kişiyiz ama otel konseptine uymadığı için çalamıyorlar… Discodan çıkıp havuz başına gidiyoruz, Müzeyyenin laptopunu indirip havuz başında halay çekiyoruz. Biraz halay, biraz muhabbet, derken saati üç yapıyoruz. Saat üçte haydi çorbacıya diye, düşüyoruz Antalya sokaklarında çorbacı aramaya. Çorbacı bahane Antalya şahane, hiçbir yer açık değil mükemmel bir hava biz dolaşıyoruz… Biraz sonra tesadüf karşılaştığımız bir çocuk parkında, çocuklar gibi salıncak ta sallanıyor, kaydıraktan kayıp tahterevalliye biniyoruz. Derken sabah ezanı okuyor ve biz açık çorbacı bulamıyoruz. Giderken kapalı olan bir çorbacıya, artık açılmıştır diyip geri dönüyoruz, gerçektende açılmış. Sıcak çorbaları içtikten sonra Lara plajına oradan da saat 8 de otele dönüyoruz. Serkan o gün otelden çıkış yapıyor. Onu uğurladıktan sonrası malum, her bulduğum yerde uyuyorum, Müzeyyenle arzuda beni topluyor. Bach voleybolu oynamak için plaja gidiyoruz, ve ben orda kopuyorum bulduğum ilk koltukta yığılıp kalıyorum. Kaç saat sonra bilmiyorum ama arzunun sesiyle uyanıyorum, yemek saati uyan artık üstü başı değiştikten sonra önce yemeğe oradan da Seyfettin abi ile AVM’ ye gidiyoruz. Birbirinden şık mağazaları dolaştıktan ve alışverişimizi tamamladıktan sonra, Bach parka gidiyoruz. Seyfettin abi bizi orda bırakıyor, keyfinize bakın dedikten sonra dönüyor.

Bach park harika çok beğeniyorum müzik severler için her türlü müzikli cafenin olduğu yaklaşık 2 km uzunluğunda bir müzik parkı. Her taraf cıvıl cıvıl her yerden müzik sesleri yükseliyor ve havada bir armoni oluşturuyor. Geze geze ilerliyor, Uygun bir cafe bulunca da dalıyoruz. Müzik tam bize göre yiyiyor içiyor, eğleniyoruz saat ikiyi bulunca da kalkıp lunaparka gidiyoruz. Allahtan kapalı. Müzeyyen’in ikna çabaları sonuç vermiyor ve otele doğru yola çıkıyoruz. Tam otele yaklaşmışken biri kazayla Kemer'emi gitsek diyor ve Murat direk basıyor kemere doğru. Araba tıkış tıkış müzeyyen, Nilgün abla, Sırma, Arzu, ben, Murat… Kemere vardığımızda önce Yörükler çadırına gidiyoruz, ama maalesef orada kapalı. Oradan tek alternatif olan barlar sokağına iniyoruz. İpi koparmışız bir türkü barına atıyoruz kendimizi ve saat dörde kadar türkü dinliyoruz Artık göz kapaklarımız isyan etmiş, tipler kaymış durumda, enerji içeceği de fayda etmiyor. İki gündür sabahlıyoruz, vücut pes etti edecek. Bardan çıktıktan sonra soluğu barlar sokağının meşhur çorbacısında alıyoruz. Sağdan soldan barlardan dökülenler çorbacıda yerini alıyor. Çorbadan sonra arabayı Müzeyyen alıyor Antalya’ya otelimize doğru yola çıkıyoruz. Murat Müzeyyeni konuşturuyor, uyumaması için. Biz ilk 5, 10 dakika uyanığız sonrasını hatırlamıyoruz. Otele ne zaman yetişiyoruz odaya nasıl çıkıyoruz, hayal meyal. Birkaç saat sonra Müzeyyen uyandırıyor kahvaltıya, hadi bu gün son gün uyanın. Bu gün son gün her güzel şeyin sonu nasıl geliyorsa tatilimizin de sonu geliyor. İyi bir kahvaltı yaptıktan sonra, lobide arkadaşlarımızla biraz sohbet ediyor ve bavulları topluyoruz. Sonrası malum vedalaşmalar, havaalanı, geride bırakıyoruz Antalya’yı yanımıza aldığımız anılarla çıkıyoruz yola. Önce Ankara sonra Diyarbakır.. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 3037
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

Hatice İşcen; Anadolu Üniversitesi Uluslararası ilişkiler 3. sınıf Öğrencisi Uluslararası..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster