Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
224
 

Antalya’da Herakles’le Buluştum…

Antalya’da Herakles’le Buluştum…
 

Herakles-Nazan Şara Şatana


Nasıl değişik bir duygudur bu anlatılması bu kadar zor olan…

Dört yıl önceydi, mitoloji kitapları yazmaya başladığımda. Mitolojiye olan ilgim bu seriyi hazırlarken bir hayli artmıştı. Gecem gündüzüm onlarla olmuştu…

Zeusun Aşkları – Herakles’in Kadınları

Bu iki kitap hayata bakışımı değiştirdi. Görüşlerim farklılaştı. Eskiden tamam işte ne olacak Yunan Mitolojisi dediğim bir çok anlatı bana hiçte öyle bakıp geçecek, okunup unutulacak gibi gelmemeye başladı. Üstelik benim yazdığım bu seri kitaplarda devamda vardı. Fanastik yazmıştım. Düşünün lütfen bu günlerdesiniz, bir gurup genç var, gecenin bir saatinde kıyametler arasında bir çeşit zaman tüneli benzeri haliyle; Antik Yunan’a gidiyorlar. Sonra günlük yaşamları izliyorlar izlemesine de!

Ağbet adını verdikleri cismin tanımını bir türlü yapamadıkları bir çeşit bir balon içindeler ve onları kimse görmüyor. Onlar ise herkesi görüyorlar.

Günlük yaşantılarına şahit oluyorlar.

Bire bir yaşadıkları bu görünenlerin aralarında oluyorlar, onlara bakıyorlar, hatta dokunuyorlar.

İyi de bunlar fantastik.

İyi de bu romandı.

Onlarda benim roman kahramanlarımdı her ne kadar ben onları Antik Yunan Mitolojisinden esinlenerek;

Yunan Mitolojisinde, Herakles,

Roma Mitolojisi'nde Herkül

Zeusile Mikenkralının kızı Alkmene'nin oğlu olarak biliyorsamda bir hayaldi, bir efsaneydi.

Sonra bugün ne oldu?

Bugün ben Antalya’daki müzeye gittim.

İşte oradaydı.

Herkül oradaydı.

Herakles oradaydı.

Öylesine baktım. Bir çeşit tanıdık birine bakar gibi,

Eski bir dostu görmüşte bakıyor gibi,

Daha doğrusu tanıdık çok yakın biriyle buluşmuş gibi…

Ben onun gündelik hayatını yazmıştım. Bir noktada onun duygularını biliyor gibiydim. Ben onun on iki görevini biliyordum. Görmüşüm, izlemişim gibiydi. Zordu bu on iki görev…

İşte oradaydı, sanki çok yorgundu…

Yorgun Herakles heykelinin birde hikâyesi vardı...

1980 yılında alt yarısı bulunmuş ve Antalya Müzesinde sergilenmeye başlanmış.

Üst yarısı Amerika'da, Boston Museum of Fine Arts ve Shelby White-Leon Levy adlı koleksiyonerlerin mülkiyetinde olduğu Glories of the Past adlı katalogda yayınlanması üzeri­ne öğrenilmiş…

2011 tarihinde ülkemize getirilmiş ve Antalya müzesine konulmuş.

Getirilen üst kısım ile müzede bulunan alt kısım restorasyon çalışması sonunda birleştirilmiş.

Herakles’in asasına dayanmış dinlenirken anlatan; Yorgun Herakles heykeli, M.S 2’inci yüzyılda Anadolu’da yapılmış. 31 yıl önce çalınmış…

Kitap yazmak böyle bir şey!

Bir tanıdık gördüm sandım, gerçekten öyleydi.

O satırları yazmak için oralarda hissetmeliydim, onların günlük hayatlarında olmalıydım, onlar gibi düşünüp, onlar gibi hareket etmeliydim.

Kitapta bir bölüm vardı ki, canlı yaşamışım gibi gözlerimin önünden geçtiğinde ben Herakles’e bakıyordum.

Kahramanlardan biri Ağbet’ten yere düştü, o zamanın tertemiz havasına yeşil çimlerinin üstüne. Herakles ona baktı ve yanına geldi. Gözgöze geldiklerinde, Herkül onun avcuna bir mini kır çiçeği koydu. Genç kız ürperdi gözlerini kapattı derin bir nefes aldı. Gözlerini açtığında Ağbet’in içindeydi. Yanındakilere belli etmeden heyecanla avcuna baktı çiçek yoktu ama avcu ıslaktı ve çiçeğin kokusu eline sinmişti…

İşte o çiçeği veren Herakles’ti.

Bugün ben onunla Antalya’da buluştum…

 

 

Nazan Şara Şatana

  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1580
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4772
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster