Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1712
 

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Servisini protesto ediyorum: Çok iyiler...

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Servisini protesto ediyorum: Çok iyiler...
 

Akşam hastaların bağlı olduğu kompütürlerin çıkardığı seslerin ekosuna bir ses daha ekleniyor: ''Ne vereyim amcama?'' Bu ses ara öğün dağıtan servis elemanına ait... Menüde yoğurt, elma var... Bazende elma yerine portakal oluyor... Birini seçmek zorundasın... Yani ortaya karışık olmuyor... Bu duruma gülerken nasıl geldik bu noktaya diye düşünmeye başladım...

Pazar günü başlayan rahatsızlığım iki O'lu özel hastane yüzünden tam bir saçmalığa dönüştü... Baş dönmesi yüzünden kendi aracıma bile gidemediğimden ilk defa hayatımda ambulans çağırdım. İki O'lu özel hastanede elektro çekilmesine rağmen tansiyon düşüklüğü teşhisiyle, serumla denge sağlanıp eve yollandım..

Oysa acilde duran bir doktorun, kullandığım ilaçları görüp (hipertansiyon) sorunumun nabız olduğunu bilmesi gerekirdi... Beni de o tür bir hastaneye yönlendirmeliydi... Bu kadar hayati bir hata yapan doktorların çalıştırabildiği özel hastanelerin kendilerine çeki düzen vermeleri şart... Bu kadar bariz bir vakayı teşhis edemeyen bu doktorlar özel sektörün bu sistemden çıkmasına neden olacaktır... Ya da büyük tazminatlarla karşı karşıya kalacaktır bu şirketler... Acil yerine kırık çıkıkçı yazsalar daha iyi... Özel sektörün görünüşteki hizmet kalitesi ciladan öteye geçmezse bu sağlık sektörümüz için yıkım olacaktır... Oradaki sistem, doktorun şirkete kazandırdıkları, şirketinde doktora prim vermesiyle yürüyor... Bu uzun soluklu bir işleyişi tıkar...

Neyse, Pazartesi gecesi nükseden aynı sorunlarım yüzünden, sabah yine başka bir özel hastaneye gittim... Orada doğru teşhis kondu... Ancak kendi yeterli ekip ve ekipmanları olmadığı gerekçesiyle acil olarak, ambulansla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Yoğun Bakımda tedavi altına alındım... İki saat içinde anjiyo olup, geçici pil takılıp rahat ettirildim...

Öteki hastane yüzünden çok kıymetli 36 saatim heba oldu, acı çektim ve risk altına girdim... Bu olaylarda ısrarla özel hastane diye tutturmamın payıda var elbet... Niye özel hastane diye tutturduğumu gayet iyi biliyorum oysa... Devlet ve SSK hastanelerinden hep nefret ettim... Çünkü buraları engelli düşmanı kafalar tarafından tasarlanmış ve işletilmiştir... Olmayan rampalar, işlemeyen asansörler, oradan oraya gidip gelmeler... Ve en nefret ettiğim tarafı girişlerine konulan engelli otoparklarına bizzat doktorların tecavüz etmesidir... Binaların azameti için insanların maraton yürüyüşüne sokulması gibi koridorların uzun tutulması vs vs... Küçük kurnazlıklar.... Eşitlik ama tanıdıklara daha eşit muamelenin kanıksandığı yerler...

Sonuç olarak ben hep devlet hastanelerinden nefret ettim... İşte bu sefer bu duygum galiba değişti... Yoğun bakım kelimesinin adı çok ağır... Ağızda hortumlar, uyuyan, uyutulan insanlar gibi algı var yoğun bakım kavramının arkasında... Oysa işin gerçeği, genelde kriz geçirmiş, anjiyo olmuş kişilerin rahatlamış hali var... Her ihtimale karşı bekletiliyorlar... Gözleniyorlar... Hastalar ise daha çok bıraktıkları yerden devam etme telaşı içindeler... Bir kaç anekdot:

-Anjiyo olmuş bir hasta, anında teferruatı (monitöre bağlanan kablolar, serum vs) çıkarıp, başarılı ameliyatı kutlamak için, kendisine dışarıya çıkış izni verilmesini istiyor... Sigara içmek istiyor... Kendisinin deli raporu olduğunu söylüyor... Hatta acilen taburcu edilmeyi talep ediyor... Bunlar için bağırıp çağırıyor...

-Epey yaşlıca bir teyzemizin, genç bir doktorun kendisini tedavi etmek için yaklaşması karşısında tüm genç kızlık duygularının ayaklanması görülmeye değerdi doğrusu... Hem isteme, hem karşı koymayı çığlık çığlık dile getiriyordu... Bu alzaymır ne menem şey ki, mahrem duygular en genç şekliyle ayakta kalabiliyor?

-Orta yaşın azıcık üstünde bir abimiz yine gecenin bir vakti, üstündeki teferratı fırlatıp attıktan sonra kendisine abdest aldırılmasını buyurdu... Hatta kendisine karşı çıkan hemşireye ''bir çarparsam'' kendine gelirsin dedi...

Devam edelim: Asıl sorunlardan birisi refakatçi ve ziyaretçi sorunu... Ziyaretçiler sanki cennete gidecek insanı son bir kez görüp, el sürüp helallik almak için oradalar... Ne olursa olsun görmek için saldırıyorlar... Refakatçilik ise tam bir soytarılık... Elinde hastanın (anası, babası, kardeşi yada en yakını) ördeğini bile tutamayan refakatçilerin tek görevi, hastabakıcılara mesaj iletmek... Yani hastanın isteklerini söylemek... Tüm çalışanların moralini bozmak için adeta yarışıyor hasta yakınları... Oysa uzak dursalar daha iyi, hastane onları bilgilendiriyor... Ayrıca gerek olduğunda çağırıyor...

Oysa koroner yoğun bakım personeli çok iyi organize olmuş...En tepedeki amirlerinden, ekip halinde çalışmayı ilke edinmiş doktorlarına, sağlık memurlarına, hemşirelerine ve hizmetlilerine kadar herkes sistemi yürütmek için çırpınıyor... Tek kişi bile sistemi tıkamak, yavaşlatmak için uğraşmıyor... Ekip halinde çalışmanın sinerjisi yüksek verim, hizmette kalite ve araştırmayı, geliştirmeyi beraberinde getiriyor... Sonuçtan hem hizmet alanlar, hem hizmet verenler memnun... Sanırım bu yüksek tempo çalışanların (izinleri dışında) şikayetine de yol açmıyor...

Kendimi neredeyse bir üniversitede amatör heyecanla çalışan öğrenciler ve idealleri olan bir kürsü hocasının ekibi içinde sandım... Fakat toplu olarak yapılan hasta vizitlerindeki yüzlerdeki ciddiyeti de çok komik buldum...

Hastane projesi yapan mimarlara iki çift sözüm var: Sizden istenen yatak kapasitesine asla inanmayın... Beş yüz yatak kapasiteli mi dendi, siz onu bin beş yüz anlayın... Yalan söyleyin, cazibenizi kullanın, beş yüz görünsün kapasite, ancak alanları geniş tutun... Dinlenme yeri deyin, personel yeri deyin, geniş tutun alanı... Nasılsa üç katı olur yatak sayısı...

Haaa bir konu daha var: Yıllar önce yazdığım bir yazıda (elli binden fazla okundu) tıbbın insanlığa şu anda zararlı olduğunu yazmıştım... Bu fikrim değişmedi... Hala hekimlerin can düşmanı alkol ve sigara... Oysa hastaların büyük kısmı bunları kullanmıyor... Asıl düşman zehirli gıdalar, kötü ve yoksul beslenme şekli... İşte bu gerçeğe sahada savaş açmayan tıp, sinekleri öldüreceğim diye uğraşıyor...

Neyse devlet hizmeti denilen kavramı, devleti aklayan bu kurumu tebrik ederim... Tek tek hepsine teşekkür ederim... İki isme ayrıca teşekkür borçluyum: Yunus ve Yaprak... Neci filan söylemem, onlar bilir... Niye derseniz galiba iletişim bu...

Not: Tüm erkek hastalara amca, kadınlara nene demenizi protesto ediyorum... Bana abi, dayı denmesini tercih ederim... Bilemedin emmi deyin yahu... Amca kelimesi bana ters... Bu kadarcık da gıcıklık hakkım olsun...

Ümit Culduz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok geçmiş olsun... Oralarda yaşananların resmini çok güzel çıkarmışsınız... Özelleşince güzel olmuyor demişim,haklıydım.. Sağlık ve eğitimde sorunalrımızı aşamadığımız her halimizden belli ama görevini her durumda yapan güzel insanlar var...Sağlıklı uzun yıllar dilerim.saygılarımla..

Metin TOPÇU 
 03.06.2014 13:14
Cevap :
Sağ olun Metin bey... Özelleştirme sayesinde devletin sağlık sistemi kendine çeki düzen vermiş... Amenna... Ancak özel sektör ise sadece hizmeti cilalıyor... Dilerim burasıda kendisine çeki düzen verir... Saygılar...  04.06.2014 13:14
 

Sıkı bir otosansür olsa da hastane çıkışında böyle ilginç (ve de muzır anılar) çıkacağı belliydi senden...:) Birebir senden dinlemek hayli ilginç olacak Kuyucak...Şu amca muhabbetine de bayıldım doğrusu..:) Selamlarımla...

fatma iyibilgin 
 05.05.2014 20:49
Cevap :
Selamlar Fatma Hanım... Haklısın epey bir otosansür var yazımda... Masada gelir gerisi... Sevgiler...  07.05.2014 18:22
 

Geçmiş olsun. Acil şifalar dilerim. Bu donanımlı yazı için ayrıca kutlarım.

Güz Özlemi 
 05.05.2014 20:34
Cevap :
Merhaba Can Dost... Teşekkür ederim övgülerin için... Sağlık durumum ise eskiye göre çok iyi... Sevgiler...  07.05.2014 18:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 615
Toplam yorum
: 1395
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 932
Kayıt tarihi
: 25.06.10
 
 

1959 Denizli doğumluyum.. İ.Ü. İktisat Mezunuyum.. Emekliyim ve hala çalışıyorum.. Yaşam bizden önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster