Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '10

 
Kategori
Antalya
Okunma Sayısı
12354
 

Antalya gerçeği ( Eğri oturup, doğru konuşalım )

Antalya gerçeği ( Eğri oturup, doğru konuşalım )
 

Şimdi bu bloğu yazdığım için Yurdagül Alkan arkadaşım bana kırılacak biraz, biliyorum. Çünkü O Antalya'yı çok seviyor ve hep güzelliklerini yazıyor. Peki ben ne kadar seviyorum Antalya'yı dersiniz? Canımın bir parçası gibi...desem yanlış olmaz.

İnsan; annesini, babasını, evladını kötüler mi? Antalya hakkında olumsuz bir şey yazmaya hep bu yüzden çekindim işte. Madem ki canımın bir parçası gibi seviyorum, elim nasıl varırdı nahoş şeyler yazmaya? Ama yazacağım, üzgünüm. Üstelik 10 kuşak ötesini bilen, gerçek bir Antalyalı olarak yazacağım.

Turistik bir şehirde olması gereken ilk şey nedir; temizlik, düzen. Bu ikisinin de Antalya'da varolduğunu iddia eden varsa, bana da göstersin. Daha dün 3. kez arayıp sesimi yükselttiğim için Temizlik Kontrol Ekibi geldi sokağımıza. Neyse, iyisi mi hepsini altalta yazayım eksikliklerin.

Kalekapısı şehrimizin cam damarıdır. Özellikle akşam saatlerinde şöyle bir manzarayla karşılaşırsınız; taze meyve suyu sıkanların açık büfe iş yerlerinden, ne dediği belli olmayan bir şarkıcının ağzından Ankara Pavyon havası müziği yükselir. Sıkılmış meyve posaları ya poşetlerde bir ağacın dibine bırakılmıştır, ya da kocaman kovaların içinde ağzı açık dibinizde durmaktadır. Bütün bunların yanısıra kızlar çığlık çığlığa meyve suyu içmeye davet etmektedir sizi.

Dönerciler Çarşısı'ndaki çığırtkanları hiç saymayayım. Belediye'nin uyarısına rağmen neredeyse kolunuzdan çekip zorla içeri atacaklardır sizi. Dönerciler Çarşısı'nın önündeki, şehrimizin simgelerinden palmiyeli yolun ortasındaki refüj mavi çöp torbalarıyla doludur. Bazen minik bir kule yüksekliğine ulaşır bu torbalar. İçlerinden portakal suları, ayranlar sızar. Dikkatinizi çekerim; burası şehrin merkez, gözbebeği bir yer ve tabii turistlerin de en çok yürüdüğü yer.

Bir yere gitmek için dolmuşa ya da otobüse binersiniz, daha kapıda rengârenk peluşlar karşılar sizi. Direksiyonun önünde duran kirden rengi atmış mavili turunculu peluşlar içinizi kaldırır. Üst kısımdaysa boydan boya yapıştırılmış tül perde süslemekte kullanılan güpür danteller ve püsküller sallanmaktadır. Bunların en akla sığmayanı otobüsün havalandırma pencersine takılan tül perde saçaklarıydı. İnanmayana çektiğim fotoğrafı yollayabilirim. Daha bitmedi; vites koluna takılan yaklaşık 20 adet renkli saç lastiğini, ayna üstüne yapıştırılmış takım amblemlerini, şoförün görüş alanına giren köşelere asılmış plastik çiçek ve oyuncakları saymadım. Hele dolmuşların içine serilmiş halı yolluklardan hiç söz bile etmedim.

Bu toplu taşım araçlarının gittiği yollara gelince, onları anlatmak zor işte. Bir zamanlar oğluma Üç Kapılara nasıl gidildiğini sormuş turistler, oğlum da ' Ben Antalyalı değilim, bilmiyorum ' demiş. Haklı çocuk! Ben de Lara yolundayken Kalekapısına nasıl gidileceğini soran Kayserili bir aileye ancak kroki çizerek anlatabilmiştim. Şehir merkezine giden yolda bir otobüs arıza yapsa, çekici gelene kadar hayat durur inanın. Çünkü yolun genişliği bir otobüsün ancak sığacağı kadar.

Toplu taşım araçları en özgür olabileceğiniz yerdir. Cep telefonunuzla oturma odanızdaymışçasına avaz avaz bağırarak konuşabilirsiniz, kimse ses çıkartmaz, şoför de dahil. Ancak benim gibi uzaylılar uyarır ' Burası kamuya ait bir aracın içi, oturma odanız değil ' diye. Tabii karşılığında hakaret de duymanız mümkün. Şoför mü, şoförün hiç umrunda bile değildir aracın içinde ne olup bittiği. İzmir'de sadece telefonu çaldı diye - konuştu diye değil, dikkat! - şoförün otobüsten son derece şık bir beyefendiyi indirdiğine şahit oldum ben.

Sıcaklık henüz 35 dereceye bile inmemişken şoförlerden klimayı açmasını isteyemezsiniz. Çünkü istediğiniz zaman ' Klima açık ya ' diyecektir size. Siz istediğiniz kadar ' O klima değil ki fan ' deyin, şoförden iyi mi bileceksiniz.

Canınız Lara yolundaki falezlerin üstündeki parkta oturmak ve güneşin batışını seyretmek istedi. Aman dikkat! Kırılmış ve sökülmüş korkuluklardan aşağı düşebilirsiniz, hem de 35 metre yukardan. Sakın ha sağlam korkuluklardan da bakmayın aşağıya, bira ve maden suyu şişelerini, hamburger kâğıtlarını ve diğer çöpleri görünce bütün gün batımı seyretme romantizminiz kaybolur.

Dinlenmeniz için şehrin çeşitli yerlerine konmuş banklara oturunca da yere bakmayın sakın. Ayçekirdeği kabuğu denizinde boğulabilirsiniz.

Yakıcı güneşli bir havada duraklarda toplu taşım aracı da beklemeyin, bir ağaç gölgesine sığının. Çünkü Antalya gibi gölgede 45 dereceyi gören bir şehirde durakların hepsinin üstü şeffaftır.

Denize gitmek istediniz. Kanunları bilirsiniz; bütün kıyılar halka açıktır! Ne kadar iyimsersiniz! Halka açık olanlar, iki plaj arası eni olsun olsun da 20 metrelik yerlerdir. Artık ne kadar içinize sinerse, kilimler, karpuzlar arasından yürür bir köşeye ilişirsiniz plaja geldik diye.

Barış Manço uzun yıllar önce bir şey söylemişti; Her şehirde ana caddeler ve arka sokaklar vardır, ama Singapur'da arka sokak diye bir kavram yok, hepsi de aynı güzellikte ve tertemiz... diye. Yakın zamanda da başka bir gezgin söyledi bunu televizyonda. Piknik yaptığınızda yere çöp atarsanız 400 TL ceza alıyormuşsunuz. Marketlerde sakız satılmıyormuş, yanınızda var da çiğneyip yere attınız diyelim. Neredeyse 1000 TL'ye yakın ceza ödüyormuşsunuz.

Bunca bol yıldızlı otelden bu şehrin kasasına da öyle aman aman giren bir para olduğunu sanmıyorum. Çünkü oteller vergi dairesi olarak İstanbul'a bağlılar. Belediyemizin kasası da dolmuyor bir türlü. İsterdim ki acımasızca ceza yazılsın insanlara, bu canım şehrimi çöplüğe çevirenlere, yere çekirdek atanlara bile. Ve kesilen cezalardan biriken parayla bir dünya şehri oluverseydi Antalya.

Turizm cenneti Antalya, canım Antalyam. Yakında Altın Portakal'lı bir festivalin var. Elimizde avucumuzda kalan portakal ağaçlarını da yitirmeden yaşamaktır dileğim. Bizler falezlerini bile betonla doldurduk - bkz; Mermerli Plajı - oteller diktik leb-i derya diyerek (!) .

Bir özür borcumuz var sana güzel şehrim. Dünlerini, bugünlerini, yarınlarda aramayız umarım...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazınızın bağlantısını Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN'a yolladım. Rica etsem siz de aşağıdaki e-posta adresine yollar mısınız? ( iletisim@mustafaakaydin.com ) Teşekkürle, selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 09.10.2010 16:07
Cevap :
Ne kadar ilgili, zarif ve duyarlı bir davranış bu Mehmet bey. Başkanımız bu aralar öyle yoğun ki, sanırım festival sonrası yollamam daha doğru olur. Ne dersiniz? Aslında üniversiteye de ring seferi yapan iki otobüs sağlayabilirse, ulaşım sorununda çok büyük bir adım atmış olacağını eklemek isterim. Biliyorsunuzdur, 9 Eylül Üniversitesi'nin uzun yıllardır ring seferi yapan ücretsiz otobüsleri vardır. Saygı ve selamlarımla...  09.10.2010 23:06
 

BU YAZIYI BELEDİYE'DEN BİRİLERİ MUTLAKA OKUMALI...ÇOK ÖNEMLİ ÇÜNKÜ...BİR ÇOK NEDENDEN DOLAYI HEM DE...SAYGILAR...

nedim üstün 
 05.10.2010 13:16
Cevap :
Bu yazının pek çok bölümünü zaten söyledim gereken yerlere. Ellerinden bir şey gelmiyor desem inanır mısın?:( Saygılar...  07.10.2010 20:18
 

Sevgili Tülin, insan sevdiği şeyleri de eleştirebilmeli elbet. İstanbul'da da üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyoruz. Bir de bizim inanılmaz bir trafik çilemiz var ki yazmakla bitmez... Köprüler, alt geçitler, üst geçitler, metrobüsler... hikaye. Galiba en güzeli gülü dikeniyle sevmek! Sevgi ve selamlar.

Melek Koç 
 03.10.2010 22:20
Cevap :
Sevgili Melek, dün İstanbul'dan gelen arkadaşıma sordum ' Nasıl yaşıyorsunuz o şehirde? ' diye. Antalya'ya yerleşmeye karar verdiğini söyledi:) İstanbul'u artık şehir olarak değil de, ülke içinde ülke olarak görüyorum ben. İstanbul; gezip, dolaşılıp, tadı çıkarıldıktan sonra veda edilip, bir dahaki özleyişe kadar veda edilecek bir şehir bence:) Geç cevapladığım için özür diliyor, sevgiler yolluyorum...  07.10.2010 20:17
 

Bugün tam 1 saat elimdeki çöpü atabileceğim bir çöp kutusu aradım, inanabiliyor musunuz hem de şehrin en işlek caddelerinin birinde! Antalya çok güzel bir şehir ama hak ettiği gibi bakılamayan bir şehir. Ne, güzel korunabiliyor ne de güzel yaşatılabiliyor! Ne acı. Oysa dört mevsimin en güzel tadı şehrimizde var. Eğrisini de söylemek lazım ki, bir şeyler yoluna girsin. Çok güzel bir bakış açısıydı Tülin Hanım. Diyorum ya İzmir gibisi yok:))))

mea culpa 
 03.10.2010 16:23
Cevap :
Benim de çantamın içi çöp doluyor çarşıda dolaşırken:) Bomba konursa diye çöp kutusu koymamanın nasıl bir açıklaması olabilir acaba. Kimse sahip çıkmıyor ki Antalya'ya. Falezlerin silüeti bile değişti belediyelerin duyarsızlığından. Çocuk parklarını neden yazmamışım sahi:) Park değil kül tablası oldu bizim çocuk parkı:( İzmir gibisi yok tabii:) Sevgiler...  07.10.2010 20:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2068
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster