Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
608
 

Anthoula

Anthoula
 

1969 yıllarıydı... Lise sondaydım. Çok neşeli bir arkadaş grubumuz vardı. Mutluyduk. Çünkü şimdiki gençliği yalnızlığa iten internet ve televizyon gibi iletişim araçları yoktu. Telefon bile yazıldıktan beş yıl sonra veriliyordu.

O yıllarda mektup arkadaşlığı yaygındı. ''Pen Friend'' adlı bir organizasyon dünya gençlerinin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlıyordu. Yabancı dile karşı yetenekliydim. O nedenle en sevdiğim ders İngilizce idi. Ben de bir form doldurup gönderdim. Bir hafta sonra bana bir mektup geldi. Açtım. Kağıtta dört tane isim ve adres yazılıydı. Birine ya da hepsine yazıp arkadaşlık kurabilecektim. Ben birini seçtim: Greece Mytilene'den ANTHOULA!...

Yunanistan'ın Midilli adasından ANTHOULA'yı mektup arkadaşı olarak seçtim. Komşu kızını tanımak istiyordum. Bana bir Alman'dan, Fransız'dan, Rus'dan daha gizemli geliyordu. Yunan edebiyatına ilgi duymam da etkenlerden biriydi. Üyesi olduğum Amerikan Kütüphanesi'nden aldığım Nikos Kazancakis'in ünlü romanını bir solukta okumuştum. ''Yeniden Çarmıha Geriliş'' adlı romanında Girit Adası'ndaki köylülerin yaşamını anlatıyordu Kazancakis.

Yunanlılarla pek çok ortak yanlarımızın olduğunu biliyordum. Şarkılarımız ve yemeklerimiz arasında şaşırtıcı benzerlikler vardı. Bütün bunlara karşın komşu halkların düşman edilmesine bir anlam veremiyordum. Mektup arkadaşlığı sayesinde dostluk yolunda küçük de olsa bir adım atmış olacaktım.

Büyük bir heyecanla ilk mektubumu yazdım Anthoula'ya, gönderdim. Beklemeye başladım.

Aradan on gün geçmişti. Saat üç sıraları, odada ders çalışıyordum. Kapı çaldı. Açtım, postacı, ''Mektubun var, '' deyince sevindim. Hemen kaptım elinden, zarfın üzerini okudum. Yaşasın!!...Yunanistan'dan, Anthoula'dan!...

Arka arkaya birkaç kez okudum.

Birbirimize resimler gönderdik. İyi bir seçim yapmıştım;Antholua çok güzeldi!..

Zarfın içine küçük hediyeler koyuyorduk. Bana gönderdiği kibriti görünce şaşırmış ve gülmüştüm.

Geçen aylarla birlikte arkadaşlığımız ilerledi. Mektuplarımız sıklaştı. Arkadaşlık aşka dönüşmüştü.. Birbirimizi görmek istiyorduk. Anthoula beni Mytilene'ye davet ediyordu her mektubunda . Bense onlara çok yakın olan Ayvalık'ta buluşabileceğimizi yazıyordum.

Birbirimizi nasıl görebiliriz diye düşünürken babam, ''Yeni aldığım evin tadilatı bitti. Bu pazar taşınıyoruz, '' dedi. Oturduğumuz ev küçük olduğundan daha rahat bir ev almıştı babam. Sevinçliydim. Çünkü kendime ait bir odam olacaktı.

Taşınma olayı birkaç gün içinde gerçekleştiğinden Anthoula'ya bilgi verememiştim. Mektup yazma sırası bendeydi. Taşındıktan sonra yeni adresimi de yazarım diye düşündüm.

Pazar günü geldi. Eşyaları iki işçiyle birlikte kamyona yükledik. Mahallemizdeki dostlarımıza veda edip ayrıldık.

Yeni evimize geldik. Bu kez de eşyaları yerleştirme telaşı başladı. Akşama doğru her şey bitti. Birkaç eksik dışında eşyalar yerli yerine kondu.

Ben de odamı düzenledim. Çok güzel olmuştu. İnsanın kendine ait bir odası olması çok güzeldi. Kitaplarımı yerleştirirken bir şeyin eksikliği dikkatimi çekti. Özel eşyalarımın bulunduğu Bond tipi çantam ortalarda yoktu. Anthoula'dan gelen mektuplar, fotoğraflar, hediyeler, hepsi o çantadaydı. Telaşla anneme, babama, kardeşlerime koştum. Her yeri aradık yok, yok!... Çantam yok!...

Ertesi gün kamyoncuyu buldum. Adam yemin, billah etti, '' Biz görmedik, '' dedi.

Anthoula taşındığımı bilmiyor, benden mektup bekliyordu. Adresi anımsamaya çalışıyorum. Yabancı isimler. Oturdum bir şeyler yazdım. Zarfa da anımsadığım kadarıyla adresi yazıp gönderdim. On beş gün sonra mektup geri geldi.

Eski mahalleye gittim. Bizim eve taşınanlara durumu anlattım, ''Benim adıma mektup gelirse alın, geri gitmesin, '' diye yalvardım. ''Tamam, siz meraklanmayın, '' dediler. Biraz rahatlamıştım. Anthoula ben yazmayınca meraklanır, o yazar, '' diye düşündüm.

Günler geçiyordu ama Anthoula'dan bir haber alamıyordum. Her fırsatta eski mahalleye gidip sordum. En son gittiğimde kapıyı küçük bir çocuk açtı. Durumu anlattım. ''Postacı dün bir mektup getirdi, '' deyince sevindim. ''Nerde mektup?'' diye sordum heyecanla. Çocuk, ''Başka bir isim yazıyordu zarfta, o yüzden almadım, '' deyince yıkıldım. Kendimi toparlayıp hemen postaneye koştum. İade edilmemiş olması için dua ettim yol boyunca...Ne yazık ki soluk soluğa girdiğim postahaneden kolu kanadı kırık bir halde ayrıldım. Görevli, ''İadeler çoktan gitti, '' demişti.

O günden sonra hep bekledim. Anthoula'nın izini bulamadım. Hala bir postacı görünce içim bir tuhaf olur.

''Anthoula'dan mektup var mı?, '' diye sorasım gelir.

S. ALİ ELLİKCİ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten üzüldüm olanları okuyunca.Sanırım bazen kader denen şey oynayıp duruyor bizimle.Ve biz istesekte engel olamıyoruz bazı şeylere.Bu arada kazancakis in zorba isimli romanını okumuş ve çok etkilenmiştim oradaki yaşlı ama ruhu dipdiri ihtiyardan.Hatırlattığınız iyi oldu yeniden.Sevgiler...

esmerkız 
 13.02.2010 0:31
Cevap :
Yorumunuz için teşekkürler ''esmerkız''. Herşey geçmişte kaldı ama anılar peşimizi bırakmıyor. Hoşça kalın.  13.02.2010 21:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 233
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 972
Kayıt tarihi
: 07.01.10
 
 

İzmir doğumluyum. Ege Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu mezunuyum. Kısa denilebilecek bir sür..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster