Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '09

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
493
 

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Ahmet Üstündağ

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Ahmet Üstündağ
 

Konuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın Ahmet Üstündağ... İzmir'li... 11 yıldır bisiklete biniyor. Bisikleti tanıtmayı ve sevdirmeyi ilke edinmiş. Fulbolla ilgili yazılarına da sık rastlayabilirsiniz.

Ahmet Üstündağ kimdir?

24 Şubat 1960 tarihinde Erzurum’da Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli Ulaştırma sınıfında bir subay ile İzmir’de seçkin bir ailenin kızının oğlu olarak dünyaya gelmiş Türkiye Cumhuriyetine bağlı bir vatandaş. Ben 7 aylıkken babamın şark hizmetinin bitmesi nedeniyle İzmir’e 3 yaşında da Ankara’ya taşınmışız. İlköğretimimi Ankara’da Bahçelievler semtinde bulunan Hasan Ulubatlı okulunda başlamış sonra Yenimahalle’de ki askeri lojmanlara taşınmamızla Güven İlkokuluna devam etmişsim. 10 yaşında Babamın İtalya’da ki Napoli kentinde bulunan NATO’ya tayini çıkmasıyla birlikte orada bulunan Türk İlkokulun oradan da yurda dönüşüm de Ankara’da ki Çankaya semtinde ki Çankaya Lisesin de bulunan orta ve sonra lise bölümlerini bitirdim. Üniversite tahsilimi Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimlerinde okurken bir kız sevdalısına kapılıp okuldan atıldım. Aile toplantılar düzenleyen bir tencere firmasında pazarlamacılık yaptım. Arkadan da Torbalı’da bulunan Beşikçioğlu’nun patates fabrikasında sonra yine aynı mevkide bulunan EOS’nin depolarında çalıştıktan sonra İşçi Bulma Kurumunun katkılarıyla Dönmez Dericilikte personel yardımcılığında iş buldum. Başlarda işlerimiz çok güzeldi. Kriz nedeniyle bazı çalkantılar yaşayan fabrika 2004 yılının sonlarına doğru kapanma kararı aldı. Patronumuz bir zamanlar İzmirspor kulübünün başkanlığını yapmış olan Cemal Dönmez’in Çin’e işi taşımasıyla o günden beri işsizim. 1995 yılında Selver Hanımla evlendim. Kendisinden Defne ve Melila adlarında iki kızım oldu. Arada bir kontrplak tahta üzerinde yakma resim yapıp satarak ve 02.01.2007 tarihinden bu yana üye olduğum MB’ta blog yazarlığı yaparak vaktimi geçiriyorum.

İzmir’in fuarı mı kızları mı?

Bu soruya paralel olarak eşim Selver Hanım’la evliliğimizin ilk yılı içersinde Fuarda ki bir anımızı anlatmak istiyorum. Tabi ki de izninizle. Daha yeni evliyim ve eşim Defne’ye hamile. Biz ikimiz fuarda el ele, göz göze gezerken galiba Renault standında arabalara bakıyorduk. Arabaların için de mankenler mini etekleriyle adeta bacak şov yaparlarken ben arabaları incelemeye çalışıyordum. Elbette Renault standından çıkarken eşim “Hangisini beğendin?” dedi. Ben de beğendiğim arabayı parmağımla gösterirken "Şu arabayı beğendim param olsa alırdım" deyiverdim. Selver'de “Sen onları geç, hangi mankeni beğendin kocacığım demiştim?” İnan o an eşim yanımda iken mankenlere bakamamıştım. Standa tekrar girmek ve mankenlere bakmak için teklif ettiğim de bu sefer eşim “Geçti artık, girmişken baksaydın, hadi yürü bakalım” demez mi. Böyle diyeceğini bilseydim hiç bakmaz mıydım sayın yazarım? Sorunuza gelince. İnanın bekâr ve yaşım 25 civarında olsaydım cevabım kızlardan yana kullanırdım. Şimdi ise hem yetişkin ve yaşını başını almış evli biri olarak fuar derim.

Kirli çoraplarını yıkayana sultan denir mi?

Biliyorsunuz eskiden çamaşırlar elle yıkanırdı. Şimdi çamaşır makineleri var hem de otomatiğinden. Gerçi eşimin elle çamaşır yıkadığını görmedim. Ama ne var ki yıkayacak olursa kendisine elbette “SULTANIM” derim. Çünkü kendisini çok sevdim ve ömür boyu beraber olmak için imza attım. Şaka değil hani.

Platonik aşkla internet aşkı arasında ne gibi bağlantı var?

Platonik aşk ile internet aşkı arasında bir bağlantı kuramadım. Benim bildiğim platonik aşk bir tarafın âşık olup karşı tarafın bundan hiç haberi olmaması demektir. Internet aşkında böyle bir şey olur mu bilemem. Ancak ne var ki aşk denilince el ele tutuşmak, koklaşmak, öpüşmek ve de ilişkiye girmek anlamında işe internet ortamın da çiftlerin el ele tutuşamaması, koklaşamaması, öpüşememesi ve dolayısıyla ilişkiye girememeleri göz önüne alarak platonik aşkla bir bağlantı kurulabilir.

Tüm İstanbullular bisiklete binebilirler mi?

Neden olmasın sayın yazarım? Keşke binseler. Düşünebiliyor muşsunuz. İstanbul’un nüfusu 12 milyon. 2 milyon ve üstünün araç olduğunu kabul edersek ve sabah işe giderken ile akşam saatlerinde de eve dönüş saatlerin de bu 2 milyon aracın en az yarısı kadarı yani 1 milyon kadarının o an için trafikte yol aldığını düşünürsek tehlikenin ne kadar yüksek olduğunu farkına varmamız gerekir. Pekiyi tehlike neresindedir bunun? Araçların egzozlarından çıkan karbon monoksit gazındadır. Birde fabrikalardan çıkan gazlar, konutlarda ki kömür sobalarından çıkan o gazlar üstüne eklenirse çevre kirliliği karşımıza çıkar. Bisiklet + temiz çevre = sağlıktır. Sağlıklı bir toplum yaratabilmek ve Paris, Amsterdam, Londra gibi kalabalık şehirler de olduğu gibi İstanbul'da da bisiklete binenler çoğaldıkça hem temiz hava geriye gelecek ve de bir nebze trafik azalacaktır. Bunun için ben Ahmet Üstündağ olarak milletimin sağlığı için Avrupa’da olduğu gibi acilen bisikleti öneriyorum. Şu kadarını söyleyebilirim ki şu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Yalnızca İstanbul değil Türkiye genelini düşündüğümüzde de benzine verdiğimiz parayla dövizin ne kadar dışa gittiğini açıkça görebiliriz.

Yıldızlar güneş gibiyse neden küçük görünürler?

Işık saniye de 300.000 km yol alır. Bu yılda yaklaşık 9,5 trilyon km yapar. Güneş dünyadan 149,5 milyon km uzakta olup ışığını 8,5 dakikada dünyaya ulaştırmaktadır. Hâlbuki dünyaya en yakın yıldız 43 trilyon km uzaklıkta olup bize 4,5 yılda ışığını ulaştırabilmektedir. Yani güneşten çok, çok uzaktalar. Ondan çok, çok küçük görünürler.

Bugün itibariyle kaç gün yaşadın?

Bir hesaplamam lazım. Yukarıda ki cevabım da 24.02.1960'da doğduğumu söylemiştim. Yani yılın 55. günün de doğmuşum ve 1960 yılı 366 gün çekmiş. 31.12.1960’a kadar 311 gün eder. 31.12.1960’dan 31.12.2008’e kadar 48 yıl yapar. 4 yıllık dönem içersinde 1.461 gün vardır. 48 yılın içersinde 4 yıllık dönem 12 tane bulunur. 1.461 x 12 = 17.532 gündür. 31.12.2008’e kadar 311 + 17.532 = 17.843 olur. 25 Ocak 2009’ kadar da 25 daha koyarsak 17.868 gün yapar ki doğumumdan bu yana tam 17,868 gün yaşamış olurum.

Kredi kartıyla ne alınmaz?

Para ile alınan her şeyi kredi kartıyla alabilirsiniz. İkisi aynı kapıya çıkar diyorsanız para ile alınmayacak o kadar çok şey var ki. Örneğin sevgiyi alamazsınız. Dolayısıyla aşkı da alamazsınız. İnsanlıkta alınmaz.

Antidepresan T.A.Ş hakkındaki görüşlerini alabilir miyim?

Antidepresan T.A.Ş denilince ilk önce aklımıza bu deyimi kullanan Necip Köni geliyor. Buna parelel olarak bu deyimin depresyonla bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Örneğin bazı insanlar kafaları bir yerde takılıp kalıyorlar. Bazı konular da birileriyle tartışmak hissine kapılabiliyorlar. Başkaları ile paylaşmak istediği konuları olabiliyor. Bazen de âşık olabiliyor. Üzüldüğü ve kendisine dokunduğu bir konu da olabiliyor. Sıkılıyor püfleniyor kısaca depresyon yaşıyor. Ve bence yazmak rahatlamak istiyor. Yazmak ona ilaç gibi geliyor. Yazmak onu rahatlatıyor. Eğer bizler burada yazıyorsak rahatlamak için yazıyoruz. Derdimiz sanal haleme döküyoruz. Dolayısıyla bizi okuyanlar oluyor ve bu okuyan kitleye bir şekilde ulaşıyoruz. Sesimizi duyuyorlar. Böylece depresyondan uzak duruyoruz.

Aşık olunca saat sorulur mu?

Neden sorulmasın ki? Ben sorarım arkadaş. Neden mi sorarım? Âşık olunca insan beraber olduğun aşkınla vakit o kadar çabuk geçer ki zamanın ne çabuk geçtiğini anlayamazsınız sayın yazarım.

Bilgisayar kaça kadar sayabilir?

Benim bildiğim bilgisayarda insanoğlu programda neyi programladıysa onu yapar. Yani kısaca insanoğlu bilgisayarın kaça kadar saymasını istiyorsa o kadar sayar.

Türk erkeği gördüğü kadından borç ister mi?

Gerçi ben kimseden borç para isteyemem. Kaldı ki kadından değil erkekten de asla isteyemem. Bu gerçi kendim için bir örnek verdim. Ama borç para istenir mi? Böyle bir şeye gerek var mıdır? Ve bir erkek olarak gördüğü kadından sıkıştığında borç para istemeli midir? Açıkça şunu söylemeliyim ki borç borçtur ve bir insan borcuna sadık olmalı. Borcunun ödeyeceği tarihi kendisi tespit etse bile borç isteyeceği kişiyi de zor durumda bırakmaması gerekir ve ödeyeceği tarih gelmeden de ödemeyi yapmalıdır. Eğer yapamıyorsa kendisini telefonla aramalı özür dileyerek süreyi uzatmayı teklif edebilir. Bunları söyledikten sonra sorunuza gelelim. Söz namus demektir benim gözümde. Sözünün eri ve güvenilir bir erkek ise derim ki o erkek rahatlıkla kendisinden daha yakın gördüğü kimselerden borç para isteyebilir. Ben gerçi Türk erkeğinin gördüğü kadından borç istemesine bakmam o erkeğin sözünü durup durmamasına bakarım.

Son olarak ne söylemek istersin?

MB’ta yazdığımdan bu yana güzel insanlarımızın sağlıklı olmalarını ve sağlıklı bir toplum yaratmak için birkaç blog yazdım. Bu yazdığım bloglar da hep bisiklet kullanımla ile ilgili yazılardı sayın yazarım. Ben burada gördüğüm kadarıyla bisiklete hiç önem verilmiyor. Arabaya alışmış bir toplum olarak ki bu toplum tuvalete bile arabasıyla gider! Hiç sanmıyorum bisiklete binsin. Kaldı ki toplumumuzu eğitmekle ve bisikletin faydalarını anlatmakla bisiklet sevgisini aşılayabiliriz. İnanır mısınız bir dağın zirvesine bisikletle çıktığınızda örneğin bisikletinizle Salihli’den Ödemişe gitmek isterseniz 1.200 rakımlı Bozdağ’dan geçmeniz gerekiyor. Zirveye vardığınızda 1.200 rakımlı yazının yanında insana öyle bir mutluluk veriyor ki şöyle bir arkaya baktığınızda ben mi çıktım buraya ve ben bu işi becerdim diyebiliyorsunuz. Ben bunu dedim. Ve yine söylüyorum altını çizerek. Çevre + temiz hava + çam ağacı + oksijen = sağlık. Ben yapamam demeyin. Ben yapacağım deyin. Başı örtülü kadınlarımız her sabah yürüyüş yapıyorlar. Neden bisiklete binilmesin sayın yazarım. Bisiklete binmek çok mu ayıp? Kaldı ki bacak kaslarının gelişimi için ve vücudun içinde ki kan dolaşımını düzenli olması için bisiklet öneriliyor. İnsanlarımız spor salonlarına giderek sabit bisikletlere binebiliyorlarsa neden temiz hava da binmesinler. Ben inanıyorum ki bu toplumu bilinçlendirdiğimizde araba yerine bisiklet kullanımına geçecektir.

Beni sayfanızda kabul ettiğiniz için teşekkürlerimi iletirim.

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın Ahmet Üstündağ; geldiğin için konuğum olduğun için teşekkür ediyorum.

Ne iyi ettin de geldin... Sefalar getirdin...

http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=632297

http://www.esmakahraman.com/antidepresan-t-a-s-uyesi-ahmet-ustundag/

Ahmet Üstündağ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

zevkle okuyorum bu yazıları..daha bir yakından tanıyor insan..

Gülden Işık 
 03.02.2009 10:25
Cevap :
:) Sayın Yazarım, hazırlarken bende çok zevk alıyorum. Teşekkür ediyorum. Sevgiler.  03.02.2009 11:33
 

Sizin sayfanızda olmak beni memnun etti. Her şey için teşekkürlerimi ilerim. Ve aynı zaman da beni yakından tanımaları için bu bloğunuzu önerilerime alıyorum. Ancak size göndermiş olduğum doğru ismi düzeltirseniz sevinirim. Sevgi ve saygılarımla.

Ahmet Üstündağ 
 02.02.2009 12:49
Cevap :
:) Sayın Yazarım hemen düzelttim. Katılımın için teşekkür ediyorum. Sevgiler.  02.02.2009 12:59
 

doğa ve bisiklet hayranı. En önemli özelliklerinden biri de koyu bir Kahırbahçe taraftarı olması. Ayrıca Atatürkçü kişiliği ve iyi bir aile babası olması da eklenilebilir. En büyük hayali bir gün Japonya gibi insanların araçlarını bırakarak bisikletlerine binmeleri, bakalım bu gerçekleşebilecek ve Ahmet görebilecek mi? Arkadaşıma bu fırsatı verdiğiniz için teşekkürler, selam.

Yalnıztürk 
 02.02.2009 12:17
Cevap :
:) Sayın Yazarım yıllar önceydi Eskişehir'e gitmiştim. Mesai çıkışı saatiydi ve orada herkesin araba yerine bisiklet kullandığını gördüm. Yarışların dışında hiç o kadar bisikletliyi birarada görmemiştim... :) Katkılarına teşekkür ediyorum. Sevgiler.  02.02.2009 12:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1928
Toplam yorum
: 7346
Toplam mesaj
: 429
Ort. okunma sayısı
: 636
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

  Hayatı ciddiye almam, emeği çok ciddiye alırım. Dünyanın en vazgeçilmez üçlüsü; çocuklar, çiçek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster