Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '09

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
4825
 

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Rıza Üsküdar

Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Rıza Üsküdar
 

Konuğum Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Rıza Üsküdar... Tarihçi... Egolarından arınmış kaliteli bir dost... Söyleşi için mail adresini aldığım halde dikkatsizliğim yüzünden uzunca bir süre kendisiyle irtibata geçemedim. Sonrasında benden kaynaklanan bu gecikme için özür dilediğimde aldığım cevap;

‘Özrü boş verin, her şeyin bir zamanı vardır. O zaman da, çoğu durumda söylenildiği ve kararlaştırıldığı an değil, gerçekleştiği andır. Sorularınızı bekliyorum.’ oldu...

Rıza Üsküdar kimdir?

Adı üstünde “razı” olandır. Ancak hakkına razıdır, haksızlığa değil. Özellikle, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” türü kişiliklerin yaptıkları haksızlıklara, asla razı olmaz! Ve bu tür kişiliklere, şöyle seslenir: "Atı alan, ancak üstüne biner; asla Üsküdar’ı, geçemez!"

Küçükken küçük el radyosuyla gündemi takip edenler, büyüyünce tarih öğretmeni mi olurlar?

Küçüklerin, 1960 ya da 70’li yıllarda el radyosu ile gündemi takip etmeleri, önemli bir toplumsal gerçeğimizdi. Bu sebeple o tarihlerde, küçük el radyosuyla gündemi takip edenler arasından, tarih öğretmeni olanlar çıkmıştır. En azından “razı” örneği, bu ifadeyi doğrulamaktadır. Tamamı da öğretmen olmamıştır herhalde. Yoksa toplumsal dengemiz bozulurdu.

Ancak o yıların gerçeği, günümüzde çoktan değişmiş durumda. Bugün küçükler ve de gençler, küçük el radyolarıyla gündemi takip etmiyorlar. Onların, facebook’ları var. Sabahtan akşama kadar; orada yer alan arkadaşlarının resimlerine bakıyorlar. Korkarım bu bakmalar, resimdeki arkadaşlarını kısa zamanda eskitecek.

Bu şekliyle yetişen küçükler de, elbette ilerde tarih öğretmeni olacaklar. Ancak derslerini, fotoğraflarla bezedikleri “PowerPoint” sunumlarıyla daha da zenginleştireceklerdir. Aman dikkat; söyleyin, resimleri karıştırmasınlar!

Word sayfasına birkaç cümleyle anlamsız bir şeyler yazmanı istesem?

Aslında sizi kırmamak adına, anlamsız bir şeyler yazmak isterdim. Ancak anlamlı bir dünyada, anlamsız bir ifade düşünülemez. Belki, “anlam = anlama çabasının karesi” gibi anlamın, matematiksel çözüm formülünü ifade edebilirim. Bu da, sizin için değil ama matematiği anlamsız bulanlar için bir cevap olacaktır.

Kız çocukları fedakar oluşları itibariyle daha mı değerlidir?

Efendim, kız çocuklarının fedakâr oluşları itibariyle daha değerli oldukları fikri, benim değil; anlamlı olan şeyin anlamını, bir güz vakti anlayan enişteme aittir. Bana kalırsa, “değerli olma” sonuca göre şekillenmemeli.

Sonuca göre şekillenirse; değerli olma = menfaat olacaktır. Bu da, doğru değildir. Kız çocukları, fedakârlıkları itibariyle değil, Allah’ın güzel bir hediyesi olmaları itibariyle değerlidir. Hemcinslerimi üzmek istemem; erkek çocukları da, bu anlamda değerlidir. Çünkü her ikisi de geleceğimizin teminatıdır.

Mürsel, açmasını sırtında mı taşıyor?

Özür dilerim ama Mürsel’in açmasını sırtında taşıdığını görmüş olmanız gerekiyor. Mürsel kazı alanında... Sırtında çantası; içinde malası, fırçası ve de Şarhöyük tabelası. Mürsel’in sırtındaki çantada, Şarhöyük tabelası olması; onun açmasını sırtında taşıdığı anlamına gelir mi diye bir soru sorarsanız, cevabım şudur:

Bir insan, yaptığı işi, gönlüne ve yüreğine ait önemli değer haline getirmişse; işini ve iş alanını sırtında taşıyor demektir. Elbette Mürsel, bu anlamda “açmasını” sırtında taşıyor. Ne yazık ki ülkemizde, işini ve işyerini sırtında taşımayanlar da var. Onlar, “sırtta taşıma” değil, “sırta binme” eğitimi almış olmalılar.

‘Kapıda günlerdir ne bekliyorsun, söyle bakalım ne derdin var’ diye soran Türk büyüğü kimdir?

Evet, yıl 1930’lar… Koyunları çalınmış, bir Anadolu insanıdır Yusuf Eydemir. Bölgesindeki yetkililere derdini anlatamayınca; yürümüş Ankara’ya… İşte sorunuzla anlatmak istediğiniz diyalog başlamış: Anlatmış Mustafa Kemal’e, Yusuf Eydemir derdini… Mustafa Kemal, çözmüş sorununu; ayağındaki çarığa bakmadan, belki günlerdir yıkamadığı elini sıkarak…

Bugün benzer bir durum olsa; nasıl karşılanır, Yusuf Eydemir?

— “Çekil git, çarığınla batırma ortalığı”

— “Sen ne biçim adamsın, insan nasıl çaldırır koyunlarını”

— “Senin oyunla benim oyum bir değil, çekil git Ankara’dan...”

Mustafa Kemal ile övünüyoruz; ama onu kim yetiştirdi? Kimimizin reddettiği, kimilerimizin ise öykündüğü Osmanlı değil mi? O zaman Cumhuriyet niye Mustafa Kemal’lerini yetiştiremedi? Kim ya da kimler suçlu?

Son sorunun cevabı çok acıtıcı: Cumhuriyet’i sırtında taşıması gerektiği halde; kendilerini Cumhuriyet’e taşıtanlar ve onun değerlerini peynir, ekmek gibi yiyenler… Cumhur’dan kopanlar; Cumhur’u küstürenler… Böyle bir durumda, “Oy” ne demektir, bilmeyenler; Cumhur’dan kopanların ifadelerini tekrarlıyor, TV ekranlarında...

Antidepresan T.A.Ş. sence nasıl bir oluşum?

Güzel bir oluşum. Düşünüyoruz, yazıyoruz ve paylaşıyoruz; herhangi bir beklenti içinde olmadan. Ve bu halimizle, kültür endüstrisinin tek tip ama sayısız kitle iletişim araçlarının, bizi yanıltan söylemlerine karşı, doğal bir direniş gerçekleştirmekteyiz. Bu doğal direnişe, tüm okurlarımızı davet ediyorum.

‘Kavram’ soyut ise somut olan gerçekler nelerdir?

Somut olan gerçekler, soyut bir çuvalın içine koyduğumuz incirlerdir. Belki içinde birkaç çürümüş incir olabilir. Ancak bu birkaç çürümüş incirin, “Bir çuval inciri berbat edeceklerini” sanmam!

“Bir çuval inciri berbat etmek” deyimini kullananlar; olgun inciri, diğer bir ifadeyle somut toplumsal gerçekleri yok sayıp; soyut olan kavramın, somut gerçeklerini de soyutlaştırıp; toplumsal gerçeğin olmadığına kendilerini ve bizi ikna etmeye çalışıyorlar.

Kendilerinden hayır gelmeyenlerin; başlarına “post” gelenlerinden de hayır gelmez! Diğer bir ifadeyle, “Modernizm” de başına “post” gelen “Post-Modernizm” de, insanlığa hayır getirmemiştir. Lütfen incirlerimize sahip çıkalım!

Küresel zalimler kimlerdir?

Müsaade edersen önce küresel dünyanın küçük zalimlerinden söz etmek isterim: Onlar; kendi eksikliklerine bakmadan, dünyayı eleştirirler: “Dünya delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı” diye. Bu gibilerin sayısı çoktur: Aile babası beyler; aydınlanmadan aydın olmuş, aydınlar; halka tepeden bakan bürokratlar; halktan kopmuş siyaset adamları… Kaldı ki, dünyanın yuvarlak olması, onun delikanlı olmadığından değil; üzerinde yaşayanların delikanlı olmayışlarındandır.

Küresel zalimlere gelince: Bugün Newyork, Paris, Lorda, Frankfurt, Tokyo gibi küresel kentlerde, yoğunlaşan siyasi, ekonomik ve sosyokültürel etkileriyle; dünya toplumlarını, etkisizleştirip kendine bağlayan uluslararası şirketler, onların birer taşeronu olan küreselleşmiş gladyatör devletler...

Müsaade edersen bu bölümde size bir soru sormak isterim: Esengül’ün, “Zalim’i” söz konusu zalimlerden hangisine girer?

Güneşe, ‘siz bir efendisiniz, bu nasıl bir duygu?’ diye sorsak alacağımız cevap ne olurdu?

Güneş, büyük bir telaş içerisinde; “Efendi de nerden çıktı? Ben efendi falan değilim! Efendi olmak için dünyaya gitmek gerekecek. Millet, bugün efendisin der, yarın rezilsin... Bulunduğum yerden de sosyal konumumdan da memnunum. Efendilik mi, aman Allah göstermesin!"

İnsanlığın mutlu geleceği neye bağlıdır?

Küresel zalimlerden, onların gladyatör güç odaklarından, bizi biz olmaktan çıkaran; kendimize ve çevremize yapancılaştıran kültür endüstrisi ürünlerinden kurtularak, “Yaşamda doğallık, üretimde yardımlaşma ve paylaşımda hakkaniyet” ölçüsünü, tüm toplumların yaşam felsefesi haline getirmesi!

YÖK sürpriz yapmayı seviyor mu?

Evet, YÖK sürpriz yapmayı çok seviyor. Çünkü onu kuran ruhta, eylül’ün on ikisinde, hem de bir Cuma günü sürpriz yapmıştı. Ne o ruhun sürprizleri tükendi, ne de o ruhun kurduğu YÖK’ün sürprizleri… Sık sık değişen ÖSS sınav sistemleri, anlamsız yasaklar… Şimdi de, üniversiteleri parçalama... Biz de, ülkemizin üniter yapısını korumaya çalışıyorduk ama...

Son olarak ne söylemek istersin?

Ne zaman bir yazıma yorum yazsan; “Sayın yazarım” diye hitap ettin. Yazar mıyım, yoksa yazmaya mı çalışıyorum; bunun takdiri elbette size ve okurlara ait… Yakında sizi, YÖK Başkanı görürsem, hiç şaşmam! Çünkü siz de sürpriz yapmasını çok seviyorsunuz. O kadar işin arasında, Antidepresan T.A.Ş. gibi güzel bir paylaşıma da zaman ayırabiliyorsunuz. Özellikle bu güzel paylaşıma katkılarınızdan dolayı, çok teşekkür ederim. Sorularınız sayesinde, Millet Blog’a emanet ettiğim çocuklarımı, yeniden hatırlamış oldum!

İlginize ve katkılarınıza tekrar teşekkür eder; size, ailenize, Milliyet Blog yazarlarına ve okurlarımıza sevgi ve saygılar sunarım.

:) Antidepresan T.A.Ş. Üyesi Sayın yazarım Rıza Üsküdar, özgün fikirlerinle sayfama renk kattın. Katılımın için teşekkür ediyorum. Seni ağırlamak keyifti.

Ne iyi ettin de geldin, sefalar getirdin...

http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=520064

http://www.esmakahraman.com/antidepresan-t-a-s-uyesi-riza-uskudar/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir söyleşi ama Rıza beyin "İnsanlığın kurtuluşu neye bağlıdır?" sorusuna verdiği cevap beni tatmin etmedi.

Kerim Korkut 
 25.12.2010 14:59
Cevap :
:) Sayın Yazarım; Sayın Yazarım Rıza Üsküdar umarım yorumunu görür... Sevgiler.  26.12.2010 9:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1930
Toplam yorum
: 7334
Toplam mesaj
: 428
Ort. okunma sayısı
: 612
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

  Hayatı ciddiye almam, emeği çok ciddiye alırım. Dünyanın en vazgeçilmez üçlüsü; çocuklar, çiçek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster