Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '10

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
995
 

Antik dünyanın şaheserlerinden KNİDOS

Antik dünyanın şaheserlerinden KNİDOS
 

DEMETER-ANTİK KNİDOS


Yazının orjinali Ankaralı Gezginlerin Grubunun yayın organı olan Ankara Çiğdemi’ nin 4. sayısında bulunmaktadır.

Ayrıca bu yazı;


Cumhuriyet Gazetesinin 24 Haziran 2009 tarihinde çıkan sayısında da yayınlanmıştır..


Beni kuzum Datça’ya gömün. Geçin Ankara’ yı, İstanbul’ u! Oralar ağzına kadar dolu, alabildiğine de pahalı, Örneğin Zincirlikuyu’da bir mezar 750 milyona Burası nispeten ucuzluk, ortada kalma tehlikesi de yok. Hayır dua falan da istemez, dediğim gibi beni Datça’ya gömün. Şu deniz gören mezarlığın oraya, gömü sanıp deşerlerse karışmam ama!

Can Yücel’in Datça’yı seçmesinin bir nedeni olsa gerek, bana kalırsa bir değil birçok nedeni var ama ona siz karar verin. Gelin dostlar, Eski Datça’nın girişinde şirin bir köy kahvesine oturalım ve şarabımızı isteyelim ve anlatmaya başlayalım…


Antik çağda bir heykel çok ünlüymüş, Praksiteles’in yaptığı çıplak kadın heykeli o kadar güzelmiş ve o kadar namı yürümüş ki heykeli görmeye uzaklardan insanlar gelirmiş. Dünyadaki ilk çıplak tanrıça heykeli de buymuş. Knidos’lular parlak dönemleri geride kalıp yoksullaştıklarında bile Bithynia Kralının büyük para önerisini geri çevirip heykelleriyle birlikte sıkıntıya katlanmayı seçmişler. Tarihe Aphrodite olarak geçen bu heykelin izine ne yazık ki bu güne kadar rastlanamadı.

Knidos, bilim ve sanatta da ileri bir kentti. Tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksos ve resim sanatının yaratıcısı, ünlü ressam Polygnotos, İskenderiye fenerinin yapımcısı Mimar Sostratos, burada yaşamış hemşerilerimdi. Antik kentteki mevsimleri ve zamanı gösteren güneş saati haklı olarak her görenini şaşırtırdı. Şimdiki yerleşim yerine 40 km uzaklıkta bulunan kent, en yüksekte bulunan Apollon Tapınağına doğru uzanırdı. Knidos’un bu yüksek bölgesine yukarı şehir denirdi. Burada Yunan bereket ve tarım tanrıçası Demeter ve anıtı bulunurdu. 19.yy.da İngiltere’ye kaçırılan muhteşem Demeter heykeli halen British Museum’ da sergileniyor. Yine bu bölgede bulunan antik tiyatro inanamayacaksınız ama tam tamına 5000 kişilikti ve altı girişi bulunuyordu. Tiyatronun hemen üzerindeki bulunan Korint mabedi, inşasında emeği geçen ve birçoğu Knidos’lu hemşerim olan temel, taş ve duvar ustasının, marangozun nihayetinde mimar Stratos’un eseriydi. Peki, inşaatta demir kullanılmamış olmasına rağmen demir ustasının hiç mi emeği geçmemişti mabedin yapımında? Kuşkusuz demircide mabedin yapımında çok çalışmıştı. Kazmayı küreği, çekici gönyeyi kim yapmıştı? Cevabı demirci ustasıydı. Demirci Tanrı Hephaistos da buralıydı. Nasıl oluyorsa demirci tanrısı Hephaistos’ın eşi, Eros'un annesiymiş. Dediklerine göre aralarında Adonis ile savaş tanrısı Ares'in de bulunduğu pek çok sevgilisi varmış.

Sizleri Demirci ustasıyla ilgili dedikodularla daha fazla sıkmak istemiyorum. İşin tarihle ilgili kısmını hemen özetleyeceğim.

Erken Bizans döneminde tapınaklar yerlerini kiliselere bıraktı. Şehrin nüfusunun artması, bir yanda depremler, yangınlar, göçler, diğer yanda korsan saldırılarına karşı savunmasız kalınması halkı fakir ve güçsüz kıldı. Bu fakirlik tarih boyunca daim oldu. 15. yüzyılda Osmanlı imparatorluğu sınırlarına katılınca ismi nihayet Datça oldu. Son Osmanlı padişahlarından Sultan Reşat bir ara Datça ismini Reşadiye olarak değiştirse de Cumhuriyetle birlikte tekrar Datça ismini aldı ve merkezi 1947 yılında mahallem olan İskele Mahallesi’ne geldi.

Datça her mevsim bin bir renktir. Bilhassa badem ağaçları çiçek açtığında ağaçlar gelin olmuş edasıyla beyaza bürünür. Gelincikler ve muhtelif kır çiçekleri açınca seyrine doyamazsınız. Her karayel esintisinde burnunuza hoş kokuları gelir. Nem oranı ise oldukça düşüktür. Mikro klima iklimi sayesinde hemen hemen her türlü bitki yetişebilmektedir. Tarihimizle övünmek gibi olmasın ama antik çağda Knidos'un bir tıp merkezi olabilmesi boşuna değildir. Doğal bitki örtüsüne dâhil olan bitkileri ise kısaca sıralarsak başta Datça’nın “Nur”lu bademi gelir. Patenti tamamen bize ait olmasına rağmen California’da kaçak baskıları yapılmış ve maalesef günümüzde ülkemizde bile California Bademi olarak anılır olmuştur. Zeytin, incir, kekik, keçiboynuzu, çay gibi içilen narpız, pelin otu, ada çayı, dağ nanesi, kapari, sumak bizim yöresel otlarımızdandır. Datça bitkileri kitaplara konu olmuştur.

Peki, bu kadar hoş bir iklim ve bitkilerden bahsedilince dağların, gökyüzünün ve denizlerin gerçek sahiplerinden bahsetmemek hata olur. Maalesef pek fazla memeli türleri kalmadı Datça Yarımadası’nda. Ama bir zamanlar yaşam ortamları bozulmadan önce yaban keçisi ve boz ayı yaşardı dağlarımızda. Hala tilki, porsuk, vaşak, yaban domuzu, tavşan, sincap, oklu kirpi ve doksana yakın türde kuş, tüm Akdeniz ve Ege deniz canlıları dostlarımız sahillerimizde yaşarlar.

Dostumuz arıları nasıl unuturum? Çamlardan, kekik ve çiçek tarlalarından aldıkları özlerle yaptıkları Datça Balı için minnettarız onlara.

Datça’ya gelince ne yer ne içerimi asla dert etmeyin. Datça’ya özgü birçok yöresel yemek sayabilirdim sizlere. Ama taze balık yemenin ayrıcalığını yaşayacağınız sofralarınızdan çiçek dolması, börülce, deniz börülcesi ve kalamar, meyveler bilhassa inciri, nurlu bademi asla eksik etmeyin. Datça’ da en taze balık ve en lezzetli yemekler için Palamut Bük’ünü tercih edebilirsiniz.

Datça’ya ilkbaharda gelirseniz Karavilla denilen salyangoz yemeğinin şifa niyetine yenmesi, birçok derde deva olarak bilinir. Salyangozların Mart ayına doğru topraktan çıkıp canlanan bitkilere doğru yürümesi ile başlayan salyangoz mevsimi “üç yağmurlara” kadar sürer.

Knidos yarım adasının en uç noktasında olan antik şehre yapacağınız gezinin dönüşünü; sahilden yarımadanın güneyinden ve Akdeniz’e cepheli Palamut Bük’ünü, Ova Bük’ünü, Mesudiye’yi görerek yapın. MÖ 4. yüzyılda işletildikleri bilinen ve kazı çalışmaları süren antik seramik atölyelerini ise Eski Datça ile Hızırşah Köyü arasındaki mevkide görebilirsiniz.

Eski Knidos'un izleri şimdiki Datça'nın güneyinde, Emecik yolu üzerinde Sarı Liman çevresinde de görülebiliyor. Buradaki en önemli kalıntı Apollon Tapınağı. Günümüze ne yazık ki fazla bir şey kalamamış. Tapınak ve çevresinde yürütülen kazılarda önceki ve sonraki dönemlere ait başka tapınak ve kiliselerin de izleri ortaya çıkarılmış. Eski Knidos kentinde yakın zamanda yapılan kazılarda MÖ 4.yüzyıla ait 'İlham Perisi' anlamına gelen bir kadın başı ile Şarap Tanrısı Dionizos'a hizmet eden ve sırtında şarap tulumu taşıyan kadın heykeli bulundu.

Kızlan Köyü’nü ve girişinde bulunan yel değirmenlerini çok enteresan bulacaksınız. Don Kişot'un düşman kalesi zannedip saldırdığı değirmenler Datça’daymış dedirtiyor bizlere. Muhtelif kum bitkilerinin yaşadığı Gebe Kum ise tabiat harikası, bir bakıyorsunuz kumda kendi kendine tepecikler oluyor. Bir bakıyorsunuz bu sefer başka tepeler. İsmini bu özelliğinden dolayı aldığı söylenen Gebe Kum, Datça’ya 4 km. uzaklıkta ve yel değirmenlerine gelmeden hemen önce...

Bodrum’dan deniz yoluyla geliyorsanız Körmen’e, Marmaris’ten karayoluyla gelenler Akdeniz ve Ege’nin bir bakışta birlikte görüldüğü Balıkaşıran’a ilgi gösterin. Balıkaşıran’ın, Hisarönü Körfezi’ne bakan tarafı Bencik Limanı, Gökova Körfezi’ne bakan tarafı Bördübet. Arasındaki mesafe sadece 800 metre civarında. Bir rivayete göre bir ara bu dar yeri açıp da Datça’yı ada haline getirmek isteyenler bile olmuş. Tarihin babası Halikarnasos’lu Heredot’a göre Perslerin İonia’ya girmesi üzerine Knidoslular Balıkaşıran Mevkii’ndeki bu dar alanı kazarak vatanlarını ada haline getirmek istemişler. Çok çaba harcamışlar ama Knidos Anadolu’dan kopmamak için var gücüyle direnmiş. Taşları kıranların başta gözleri olmak üzere her yerlerinde yaralar açılmaya başlamış. Bunun üzerine sevdadan vazgeçmişler.

Son olarak Karaincir’i, Kurucabük’ü, Kargı Koyu’nu, Domuz Çukuru’nu, Dilek Mağarası’nı mutlaka görün. Mavi tur ile Hisarönü Körfezi’nden bu yana gelenler ise anavatanı Avrupa olmakla birlikte Türkiye'de yetişen iki palmiye türünden birinin bulunduğu Hurmalıbük’ü görmemezlik etmezsinler.

Memleketim diye söylemiyorum, dünyanın en güzel denizleri olan Ege ve Akdeniz’in buluştuğu Datça ile Antik Dünya’nın şaheserlerinden Knidos’u henüz görmediyseniz çok şey kaybediyorsunuz demektir...

Gezmek flört gibi, kalıp buraları sevebilirim. Ama en iyisi gitmek olsa gerek! Daha görülecek o kadar çok yer var ki...

Hoşçakalın,


Necati Ekmekçioğlu

necatiekm@yahoo.co.uk

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2738
Kayıt tarihi
: 09.04.10
 
 

Necati Ekmekçioğlu 1967'de Ankara' da Yenişehir'de Konur Sokakta doğdu. Şimdilerde de Ankara' da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster