Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '07

 
Kategori
Haftasonu
Okunma Sayısı
1093
 

Aphrodisias’ ta bir hafta sonu

Aphrodisias’ ta bir hafta sonu
 

Zamanın kifayetsizliğinde, belki de uzun zamandır hiç olmayan harika bir hafta sonu geçirdim. Demek ki buna ihtiyacım varmış.. Fizik olarak belki yoruldum.. Belki üşüdüm.. Belki, belki.. Harikaydı işte..

Bu hafta sonunu biraz gezmeye ayırdım. Yakın dostlarımla beraber bir hafta sonu gezintisine çıktık. Sabahın erken saatlerinde, özel arabamızla İzmir’den Aydın’a, oradan Nazilli’ye, oradan da Karacasu’ya gittik. Burada varlığı fazla bilinmeyen ama güzel ve görülmeye değer tarihi kalıntılarının olduğu, dünyanın en önemli ören yerlerinden ve tarihte önemli bir yeri olan Aphrodisias antik kentine gittik. Bu arada bizi daha önceden tanıştığımız ama yüz yüze görüşmediğimiz, Aphrodisias müzesi müdürü sayın Arkeolog Cevdet ÜSTÜNDAĞ beyefendi karşıladılar. Tanışma merasiminden sonra hoş bir sohbet başladı ve arkasından uzun süreler hatırlayacağım bir tarihi gezinti başladı. Gezinti sırasında, hem antik kent hakkında, hem de bölge hakkında bilgiler aldık.

Bu arada antik kent ile ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum.

Afrodisias, özellikle Roma çağında Afrodit’e tapınma ile ünlenmiş bayındır bir antik kent ve tarihi geçmişi M.Ö. I. Yy’da başlıyor. Kentinin isminin Afrodisias olması da bu tapınmadan dolayı geliyor. Kente bereket aynı zamanda güzellik tanrıçası olan Afrodit’in adı verilmiş. Kentten günümüze kadar çok iyi korunmuş anıt yapıları ve heykelleri gelmiş. Gördüğüm kadarı ile gerek kentin konumu, gerekse içinde barındırdığı antik yapılar ve çıkartılan eserler bakımından Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biridir.

M.Ö. I. Yüzyılda Roma imparatoru Augustus Afrodisias’ı kişisel koruması altına almış. Bugün ayakta kalan anıtlar ondan sonraki 250 yıl içerisinde yapılmış. Tiyatroları ve Antik dünyanın en iyi korunmuş stadyumu ise kentin kuzey inşa edilmiş ve maksimum %10-20 fiziksel kayıplarla hala dimdik ayakta. Görülmeğe değer en güzel ve büyülenecek yerlerden biri. M.S.III. yüz yılın sonlarında Afrodisias kenti, Roma imparatorluğunun Karia eyaletinin başkenti oldu. M.S. IV. Yüzyılın ortalarında da kentin etrafı surla çevrildi. M.S. VI. Yüzyıldan itibaren bayındır halini ve önemini kaybetmeye başladı. Afrodit tapınağı kiliseye dönüştürüldü, küçük kasabaya dönen kent M.S. XII. Yüzyılda tamamen terk ediliş. Kent çok ciddi bir de yangın geçirmiş. Yangın izlerini görebileceğiniz kalıntılarda ören yerinde ayrıca sergileniyor.

Antik kent 1961-1990 yıllarında New York üniversitesi arkeoloji ekibi tarafından başlatılan arkeolojik kazılar sonrasında gün ışığına çıkartılmış. Ama bu kazıların yapılmasını sağlayan ve bugünkü kalıntıların gün ışığına çıkmasını sağlayan kişi Prof. Dr. Kenan Erim isminde saygıdeğer kişi. Kendisi 1990 yılında vefat etmiş. Mezarı da belki, Türkiye’de bir ilk olarak bu antik kentin içinde meşhur Tetrapilon’un karşısında bulunuyor.

Kentin şuan %60-70’i civarında meydana çıkartıldığını söyledi müze müdürü sayın Cevdet Üstündağ. Demek ki, toprak altında daha çok güzellikler yatıyor. Tarih ve hazine avcıları buraya da dadanmış ama eserler, yapılar büyük bir oranda dimdik ayakta. Güzel de bir müze kurulmuş, kentin girişine. Müze bakım ve düzenlemede olduğu için gezemedik ama çok güzel ve paha biçilmez eserler olduğunu biliyorum. Başka bir hafta sonunu da burası için harcamaya değer.

Ben itiraf etmeliyim ki, burada en çok stadyumdan etkilendim. Daha önce işim gereği, turizm katalogları hazırladım. Birçok antik kente gittim. Beni hepsi ayrı ayrı heyecanlandırdı. Efes antik kenti, defalarca gitmeme rağmen hala heyecanlandırır. Ama burası beni bir başka heyecanlandırdı. Üstelik %60-70’i gün yüzüne çıkmış hali ile.

M.Ö. I. Yüzyılda yapımına başlanan ve VII. Yüzyıla kadar yaşam sürülmüş olan bu antik kentte görülmesi gereken bir çok eser var. Bunlardan biri ilk zamanlar olimpiyatların yapıldığı, gladyatörlerin insanlarla ve hayvanlarla dövüştürüldüğü stadyum geliyor. Sonra, kral kapısı yada zafer kapısı denilen Tetrapilion, Sabestion, agora , imparator Hadrian adına yapılan Hadrian hamamları, Bouleuterion ve M.S. 500 yılında Hıristiyan kilisesine çevrilen Afrodit tapınağı’dır. Buraları gezerken, dama oyununun atası olan oyunun da mermer üzerine kazılmış ilk tarihi oyunu, lahitleri, müze bahçesindeki200 yıllık çınarı ve kente tepeden bakan baba dağını da görmenizi isterim.

Antik Kent gezisinden sonra da, bir doğa harikası olan ama maalesef doğal bir park olmayan kanyonu gezdik. Yeşilin tüm renklerinin hakim olduğu kanyon oldukça derin ve görülmeye değerdi. Vakit akşama döndüğünde de, bizim de dönme vaktimiz gelmişti. Ama bu gezintiden sonra, yüreğimizi ve dostluğumuzu orada bırakıp, çektiğimiz fotoğraflarla İzmir’e döndük.

Bu gezimiz esnasında bize eşlik ederek gerek bizimle zamanını değerlendirdiği, gerek antik kent gerekse bölge tarihi hakkında bilgilerini bizden esirgemeyen Afrodisias Müze Müdürümüz Arkeolog Sn. Cevdet ÜSTÜNDAĞ ‘a tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum.

(Not : Resim kendi objektifimizden çekilmiştir)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2557
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster