Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
2334
 

Araba yıkamak ayıp değildi

Araba yıkamak ayıp değildi
 

araba yıkamak


Ortaokuldaydım. O yıllarda ülkenin değişen, yeni ekonomik anlayışı doğrultusunda ülkemizde yeni kurulan otomobil montaj fabrikaları sözüm ona yerli otomobil üretimine başlamıştı.

Motorunu, kaportasını ve diğer her şeyini dövizi ödeyip getiriyorsun. Bir sundurma altında, İşçi eliyle oyuncak gibi monte ediyorsun. Oldu sana otomobil...! Hem de yerli…!  Nasıl yerli Oluyorsa? Monte etmek için gereken malzemeler bile dışarıdan getirilmişti.

Yurt dışında üretilenlerden hayli çürük, ama ucuz olduğu için rağbet gören bu otomobillerden bir tane de babam satın almıştı. Bizim ki “Renauld 12 TL” idi.

Tam da  bu sıralar çocukluktan çıkmaktaydım. Arabaya bakışım eskisinden farklıydı. Bir kaç sene sonra ehliyet alma ve araba kullanma heyecanını taşımaya başlamıştım. Arabamızı bir başka türlü seviyor ve ona farklı bir ilgiyle bakıyordum.

Bazen, yanıma bir kova su (hortum değil!) alıp, evin önünde kaldırımın yanında duran arabamızı süngerle yıkıyordum. İçini ayrıca temizliyor, camlarını parlatıyordum.

Babam camlar için güderi (yumuşatılmış keçi derisi) kullanırdı. Güderi,  Kabataş iskelesinde, arabalı vapur kuyruğunda beklerken arabalar arasında dolaşan adamlar tarafından satılırdı. Bu adamlar bir de  “kent” ve “pallmal” sigarası satardı.

Henüz, Boğaziçi Köprüsü yoktu. Vapur kuyruğu saatler sürerdi. O yıllarda araba camı silmek için gazete kağıdı da kullanılıyordu.

Ben bazen, arabanın motor kısmını da elime aldığım üstüpü ve paçavra bezlerle kıyı köşe siler parlatırdım.

Daha öteye gidip, arabanın bütün dışını defalarca cilaladığım, hatta pasta cila yaptığım bile olmuştu. Bütün bunları yalnız ben değil birçok kişi yapıyordu.

O zamanlar ayıp değildi bu iş! Karizmayı çizmiyordu…

Bir de bunu yaptığım için, babamın göğsünün kabardığını, benimle iftihar ettiğini görmenin keyfi vardı içimde.

Harçlığı da hak etmek lazımdı. Emeksiz hak olmazdı o zamanlar.

Biliyorsunuz, Alimallah şimdilerde arabanızın farlarını silmek bile ayıp!“Yıkamaya verecek parası yok.” anlamına geliyor.

Halbuki, kendi arabanı parlatmanın keyfi ne güzeldir! Şimdi ki gibi, her adım başında araba yıkama yeri, pardon! “oto kuaför” de yoktu zaten.

İlk araba yıkama makinesini sanırım 1970’ lerin sonunda, Arnavutköy de bir benzin istasyonu getirmişti.

Bazı hafta sonlarında, nadiren de olsa, oraya arabayı yıkatmaya götürürdük. İçinde beş kişi ailece otururken arabanın yıkanması aslında bir eğlenceydi. Bu eğlenceye Emirgan da arabanın içinde çay içilerek devam edilirdi. Çocuklara ise duruma, mevsime göre keten helva veya haşlanmış mısır alınırdı. Bir pazar günü böylece dopdolu geçerdi. Ne o? Arabayı yıkatmaya gittik.  Pazar eğlencesi…

Hem de böylece ailenin bütün fertleri bir arada bulunurdu. Hatta kayın ailelerden, ya da dayımlar, halamlar gibi akrabalardan da katılanlar olurdu.

Güzeldi araba yıkamak…

Bülent Selen (“Ardımdaki Kül Yığını” )

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazar,ben de geçen gün kendi kendime araba yıkamanın karizmayı çizmesinin ne kadar saçma olduğunu düşünmüştüm. Sanki telepati olmuş. :) Ancak sadece araba yıkamak karizmayı çizmiyor. Cam siliyorum komşular cık cık diyor, dolmuşa biniyorum cık cık deniyor, aynı çantayı üst üste kullanmışım cık cık deniyor, halıyı atmamışım cık cık deniyor. Mücadele etmek karizmayı çiziyor , taklit etmek ve tüketmek çizmiyor. Rüşvet almak çizmiyor, araba yıkamak çiziyor. Tersine dünya..

MERVE ONUR 
 24.01.2013 16:16
Cevap :
Merve hanım, ilginiz için teşekkür ederim. Yorumunuzu gülümseyerek bitirdim. Sonrada sayfanıza göz gezdirdim. Gerçekten bakış açılarımızda ortak nokta fazla. Şiirlerinizi de sevdim. Bir kaç şiiriniz bana "Cahit Sıtkı Tarancı" eserlerini anımsattı. Yorumunuzun son cümlesi için düşüncem şudur. Dünya değil "tersine" olan sizin "cık cık" çılar dünyaya ters. Biz aynı yolda yazmaya devam edelim. Çocukluk anılarınız "Gülse Birsel" yazıları tadında. Güldüm. Selam ve Sevgiler   25.01.2013 17:48
 

Küçükken bizim evde iki tür tarife vardı. Pazar günü evin ayakkabılarını ben boyar, arabayı da ben yıkardım. Bir çift ayakkabıyı 1 liraya boyardım. Arabayı ise, sadece suyla yıkama 5 TL, sabunlu yıkama 7.5 TL, motor temizleme ise 10 TL idi. Bu hesabı itinayla defterime işlerdim ve babam da ay başında harçlığıma eklerdi. 95 yılına kadar kendi arabamı da kendim yıkadım. Yıkamakla da kalmayıp, bujilerini, yağ-hava-benzin filtrelerini de ben değiştirdim. Hatta 90 model Şahin'imi elektronik ateşlemeye çevirecek kadar da çıtayı yükseltmiştim. Ee, apartman komşuları durur mu, hafta sonları bahçe atelyeye dönmüştü:) Şimdilerde arabamı ya yağmur yıkıyor ya da benzin alınca bedava yıkıyorlar:) Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 27.02.2012 9:13
Cevap :
Ata bey, Sizin tarife oldukça iyi imiş! Evet ayaykkabılarıda boyardık. Buda ayıp değildi...! Daha ötesi babamın ayağının altına küçük tabureyi koyup, aynı ayakkabı boyacısı gibi fırça sallamakda işin oyun tarafıydı. Bu konu da " ardımdaki kül yığını" isimli kitabımda ayrı bir başlı olarak yer alıyor. Harikasınız, teşekkürler.   27.02.2012 12:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 951
Kayıt tarihi
: 09.07.10
 
 

Marmara Üniversitesinde  İşletme okudu. İstanbul Üniversitesinde yüksek lisans yaptı.  Dış Ticare..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster