Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
636
 

Arabesk hüzün

Arabesk hüzün
 

Fabrika bahçesinde bir öğle vakti. Aşçının, içine hiç sevgi katmadan yaptığı, standart menüden oluşan yemekleri, yemek için hurda yığınları ile dolu bahçede ilerliyoruz. Etraftaki konfeksiyon atölyelerinden gelen aşk şarkıları kulağımızın pasını siliyor mu acaba? Ben her acının tiryakisi olmuşum. Diyor Orhan Baba.
Acının tiryakisi olmak. Aramızda buna mecbur olanlar mı var?
- Son ütücü olmak isterdim, diyor Derya.
Hiçbir şey düşünmemek. Presi bastır çek ve Orhan Gencebay’ın şarkılarını söyle, başka bir düşüncen yok. Aşkının hayalini kur, hepsi bu kadar.
- Öyle mi diyorsun, yok mudur gerçekten hiç tasaları, üzüntüleri.
- Yoktur tabi yaa.
Aynur geliyor o anda aklıma, son ütücüydü o da. Bundan beş sene kadar evvel apartmanımızın güneş görmeyen, rutubetli bodrum katına, iki çocuklu genç bir bayan taşınmıştı, kiracı olarak. Neredeyse zafiyet geçirecek kadar zayıftı genç kadın. İncecik parmakları, belki de bahtından daha siyah uzun saçları, masmavi iri buğulu gözleri vardı. Sabahın ilk ışıklarıyla yola düşer, oğlu ve kızıyla hızlı hızlı köşeyi dönerdi. Çocuklar, uyku mahmuru bir eliyle gözlerini ovuştururken, diğer eliyle de annelerinin ellerini sımsıkı tutarlardı. Cocukları annesine bırakmak için yarım saat kadar yürür, oradan işine giderdi. Yazın kavurucu sıcağında akşama kadar ütünün buharıyla ter dökerken, Orhan Gencebay’ın şarkılarını dinlerdi. Dinlerken de ilk aşkını, kocasını, çocuklarının babasını hatırlardı. Nasıl sevmişti Aynur Mehmet’i. Daha 19’unda bile yokken ailesini hiçe sayıp kaçmıştı sevdiğine. Bu yüzden biricik annesiyle küs kaldığı seneler kalbini derin yaralardı hep. Nasıl da değişmişti Mehmet evlendikten sonra, çalışmaz olmuştu. Aynur’un getirdiğiyle geçiniyorlardı. Belki dara düşeriz diye artırıp, kenar köşeye sıkıştırdığı parayı da at yarışlarına yatırıyordu Mehmet. Yıllar birbirini kovalarken ilk çocukları Samet doğdu. Derken ikincisi Gülsüm. Zaman geçtikçe tanıyamıyordu sevdiğini, uğruna ailesini terk ettiği ilk aşkını Aynur. Her gece bir bahaneyle dayakta yiyordu, çocuklarının gözü önünde. Kaç kere canına kıymak istemiş, çocuklarım var, onlar için yaşamalıyım diye hayata tekrar tekrar sarılmıştı.
“Dayanamadım” dedi.
“Karar verdim boşanmaya. Tutunacak hiçbir dalım yoktu. Ailemin yanına da dönemezdim. Yinede kuracaktım yeni baştan hayatımı. Boşandım. Mehmet istemese de, hâkim yüzüm de ki morlukları görünce tek celsede boşadı beni. Çocuklarımı da bana verdi. Soframda belki bir tas ılık çorbam var şimdi, yanında ekmeğim yok. Rızkımız buymuş deyip içiyoruz. Yakacak odunum da yok, ama küçük düşmüyorum artık çocuklarımın önünde. Sarılıp birbirimize sıcacık uyuyoruz biz”

Birkaç kere cam şıngırtılarıyla uyandım gecenin sessizliğinde. Yaşatmam diyen gür bir ses karanlıkta kayboldu. Sabahın erken saatlerinde Aynur camı taktırmış, kaldırımdaki cam kırıklarını temizliyordu. Kimse görmesin istiyordu. Mahallede adı çıkmasın. Soranlara “çocuklar top oynarken oldu” dedi usulca. Tehdit ediyormuş Mehmet. Yaşatmam diyormuş. Çocuklarının anasına öldürürüm seni demek.
Aşk bu kadar acımasız olabiliyor mu?
Kin aşkın ötesine geçebiliyor mu?
Zaman aşkı sırtlanıp giderken ardına bile bakmadan sessiz sedasız, kini ve öfkeyi hediye bırakmıştı Mehmet’e hoyratça kullansın diye. Yılmadı Aynur, olanca gücüyle çalıştı. Sofrasında artık çorbasının yanında, ekmeği de vardı tuzu da. Güneş görmeyen o bodrum katında birkaç sene kaldılar.
Birkaç sene sonra….
“Ev aldım” demiş anneme.
- Taşınıyoruz. Hakkınızı helal edin. Annemler yardım etti biraz. Küçük ama ikinci kat. Salon güneş görmese de, çocuklarımın odası güneş görecek artık.
Çok sevinmiştim o gün. Bir kadının gücünü, azmini gördüm. İsterse yapabilirdi, kendi ayakları üzerinde sağlam durabilirdi. Taşındılar. Bir daha rastlamadım Aynur’a.
Bir sene sonra...(dün akşam)
- Hani bizim bordum kattımızda iki yavrusuyla bir Aynur vardı ya.
- Evet anne, onu mu gördün yoksa?
- Hayır, onun annesine rastladım bugün pazarda. Vurmuşlar Aynur’u. Çocuklar öksüz kalmış.
O yağmurlu, hüzünlü sisli deniz bakışlarınla, denizler ortasında yelkensiz hatırlayacağım seni.
Hep bir arabesk hüzün olarak aklımda kalacaksın.

- Yine basmışlar tuzu çorbaya.
- Hiç fark etmedim Derya…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Sema, Toplumumuzun ve bir kısım erkeklerimizin hastalıklı bir yanını, bu bağlamda gelişen kadınlarımıza yönelik trajediyi ustaca bir gözlemle çok çarpıcı bir şekilde öyküleştirmişsiniz; ama aynı zamanda oldukça objektif sosyolojik yaklaşım da gösteriyor. Devamı yazılarınızı şimdiden ilgiyle bekliyorum. Sevgilerle.

Meteor 
 29.05.2007 8:19
Cevap :
Bu trajedik olaya her ne kadar üç boyutlu bakmaya çalışsam da, sonuçta hep ezilen yanımızın görüntüsü, güçsüz bırakılan olarak ortaya çıkıyor. Değerli yorumun ve ilgin için çok teşekkürler. Sevgilerimle.  29.05.2007 10:26
 

Öncellikle bu akıcı anlatımınız için ellerinize sağlık demek isterim. Öykünüz çok tanıdık olmasına rağmen, alışamadığımız ve sindiremediğimiz hüznü taşıyor bağrında. Sevgiler...

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 28.05.2007 9:51
Cevap :
Haklısınız. Bu öyküyü defalarca dinledik. Aynı konulu filmleri defalarca seyrettik. Bu yazıyla belki sinirlendiğim insanlara ulaşamıyacağım ama, yazmadan da geçemedim. Teşekkürler ilginize. Sevgiler benden size.  28.05.2007 15:59
 

Ah mehmet ah... Aynur'un dıramı öyle tanıdık ki yaşanıyor hep köşede.Alpay'ın Fabrika kızı çalıyordu tesadüfen radyoda hüzünle okudum bu dıramı. Sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 24.05.2007 12:35
Cevap :
Alpay'ın fabira kızı! Bu yazıyı yazarken dilimdeydi benimde. Sevgiler benden size...  24.05.2007 12:44
 

Sevgili Sema gerçekten kadını döven insan, erkek müsfetesi, sapık ruhlu beyinleri toplumumuzda düzeltmek çok zor, ama bir yerden başlanmalı diye düşünüyorum..Burda kadına yönelik şiddeti yazarken veya benim yazımda da şiddet sonrası hukuki haklar hep bir bütünün birer parçaları..Türk Kadınlarımıza hakkettikleri değeri vermek zorundayız.Çünkü aksi, Mustafa Kemal Atatürk'ün cağdaş kadın tanımına uymamaktadır. Kendine iyi bak en derin sevgi ve saygılarımla..

Mehmet EREN 
 23.05.2007 23:36
Cevap :
Dilerim sizin gibi düşünen Türk Erkekleri hiç eksilmez. Hukiki şartlar da bazen koruyamıyor insanları. Sadece Türk Kadınını değil, günahsız bir sürü insan şiddete maruz kalabiliyor. Baksanıza Ankara'nın haline. Allah sapık ruhlardan hepimizi korusun. Çok teşekkür ederim değerli yorumun için. Sevgiler.  24.05.2007 8:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 106
Toplam yorum
: 898
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1355
Kayıt tarihi
: 21.02.07
 
 

Bir yaz gecesi hatırasıyım. Haziran doğumluyum. Bilirler haziran doğumlular. Hele ki haziranın tam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster