Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
75
 

Arada bir yıkıntılar hayal ediyorum...

Arada bir yıkıntılar hayal ediyorum...
 

Arada bir yıkıntılar hayal ediyorum,bana att olmayan yıkıntılar bunlar...


Kafamı çevirdiğimde olduğu yerde öylece yattığını görebiliyordum, gözlerindeki o eşsiz güzellik insana bir parçada olsa umut katmaya yetiyordu. Tüm umutsuzluğuma rağmen onun sıcak dolayısıyla, hızlı hızlı aldığı nefesleri ve iç çekişleri duyabiliyordum. Yapacak hiç bir şeyi yoktu elinden de bir şey  gelemezdi zaten, kendine yapabileceği en büyük iyilikte sanırım nefes almaya devam etmekti… Etrafındaki seslere gürültülere aldırış etmeden ve de şikâyette bulunmadan yaşamını sürdürmekteydi köpeğim Leo…

Arada bir yıkıntılar hayal ediyorum bana ait olmayan yıkıntılar bunlar. Kendimi onların hemen yanı başında, onlarla aynı yoğun duygular altında buluşmuşken hissediyorum. Bu yıkıntılarda kaybedilenler var, unutulanlar var, hayal edilmekten, özlenilmekten, merak edilmekten, artık vazgeçilenler var. Orada bu dünyaya geriye sadece toprak olması için, bedenini bırakmış ruhlar var… Kısaca unutulmaktan hep korkan unutulanlar var. Hepsini tek bir yöne bakarlarken hayal edebiliyorum. Onca zaman tüm koşuşturmalarına hayıflanıyorlar gibi bir hal sergiledikleri de apaçık. Artık yorulmuyorlar, sadece bakıyorlar, sadece bakıyorlar. Bir köşeye sinmiş kitabımı okumakla meşgul iken varlığımı yeniden sorgulama hevesi doğdu içime! peki ben ne kadar varım? Ne kadar umurlarındayım? Arkamdan dökülecek gözyaşları ne kadar anlamlı ve derin olabilirdi ki, en önemlisi yeterince layık mıydım tüm bunlara.

Günün birinde düşünen bir beynimin olmayacağı kesin, çekinerek de olsa kurmaktan yorulmadığım bazı hayalleriminde yok olacağı kesin, tüm sevdiklerime bakamayacağımda kesin, sadece var olduklarını bile bilerek yaşamaktan mutluluk duyduğum insanların artık olamayacakları da kesin, günleri geceleri ardımda bırakamayacağımda kesin, ahlayıp vahladığım başıma gelen en talihsiz olayları bile anımsayamayacağımda kesin, dostlarım olduğunu düşündüğüm insanların aslında hiçbir zaman var olmadıkları gerçeğini kabul edip artık onlardan için yakınamayacağımda kesin, hesap vermeye korktuğum başka ruhlara yanaşamamanın verdiği acıları anımsayamayacağımda kesin, güneşin sıcaklığına kızsamda onun o aydınlık yüzünü bir daha göremeyeceğimde kesin, sonra her gece o dünyanın genişliğini sadece birkaç santim içine alabilen ve bana ancak o kadarını gösterebilen o penceremin aralığından artık yıldızlara bakamayacağımda kesin, dualara yönelmeyi ancak ihtiyaç duyduğumda artık edemeyeceğimde kesin, hep aynı eve giden o yolları artık arşınlayamayacağım da kesin, arkamdan beni yarı yola kadar yolcu eden ama adı nankör koyulan o kediciğin beni bir daha yolcu edebilmesine tanık olamayacağımda kesin, bana yalnızlığımı hatırlatmaktan çekinmeyen ve adeta nispet yaparcasına yanımdan eşiyle birlikte heves ederek uçan o kuşları bir daha izleyemeyeceğimde kesin.

Aynı melodilerini yıllarca dinlemekten bıkmayacağım o adamın, beni büyüleyen o melodilerini artık duyamayacağımda kesin. Annemin hasta olmaya o pek meyilli olan suratını gördüğümde ona kızarak ama içimden onu hep ne çok sevdiğimi söyleme isteğiyle dolu olduğumu bilerek artık yaşamayacağımda kesin.

Babamın yıllarca yüzünde ellerinde biriktirdiği o yorgunluğu ondan habersiz seyredip ve onun yorgunluğuna üzülemeyeceğimde kesin, var olan kalabalığa daldığımda içimdeki yalnızlığın hala orada duruyor olduğu gerçeğini artık bilemiyor olacağımda kesin, hep bir heves ve heyecanla aldığım o kitapları, yerine başka bir kitabı getirmem dolayısıyla okuyamadan artık yarım bırakamayacağımda kesin, bana ilham verdiğini düşündüğüm ve var olmaktan hiç korkmadığım o yerde bana gerçekten var olduğumu anımsatan kasabama artık gidemeyeceğimde kesin, hiç tanımadan sevdiğim kafamda şimdiye dek resmini çizdiğim o varlığımdan bile habersiz ruhu o aşkı, artık gizli gizli sevemeyeceğim ve hiçbir zaman cesaret edemeyeceğimde kesin.

O iki melek yüzün yaramazlıklarını izleyip, onları kalbimin o hep en derin köşesinde artık saklayamayacağımda kesin, gittiğine artık yokluğunun verdiği bilinçle yavaştan yavaştan üzülmeye koyulduğum o değerler değeri insanı, aklımda kalan, pencere kenarında yalnızlığına sığdırdığı o eski melodileri mırıldanıp duran babaannemi de artık anımsayamayacağımda kesin.  Hayallerimi sığdırmaya çalıştığım o küçük bavulla görmek keşfetmek ve hissetmek istediğim dünyanın, kafamda belirlediğim o yerlerine artık gidemeyeceğimde kesin.

O hep saf ve temiz kalbiyle arada bir işgüzar halleriyle beni kızdırdığı kadar da var olduğuna mutlu olduğum o dünyalar tatlısı ablamı bir daha göremeyeceğim de kesin...
ÖZÜR DİLERİM! Kendimi ölmeden öldürdüğüm için özür dilerim, sadece ne kadar varım merak ettim…

Ve şimdi gözlerine bakarak mutlu olduğum o dostların en güzeli, o sevginin fazlasını bana varlığıyla zaten verebilen, başkalarına anlamsız gibi görünen ama benim kalbimde yer edinen köpeğim Leo’yuda günün birinde ardımda da bırakacağım da ve onu çok özleyeceğim de kesin...

 Yazan Edibe Toğaç 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 159
Toplam yorum
: 103
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 497
Kayıt tarihi
: 14.02.12
 
 

28.05.1988 Adana doğumluyum ve Adana'da yaşamaktayım! Üstad Nazım Hikmet ''iyimserlik'' adlı şiir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster