Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '13

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
207
 

Arap Baharı - yanılsama mı?

Arap Baharı - yanılsama mı?
 

Geçtiğimiz günlerde Mısır ve Tunus’taki halk “devrimlerinin” ikinci yılını kutluyordu. Yapılan “demokratik” seçimlerde %99 oy almayı rutin haline getirmiş yozlaşmış diktatörler ve yönettikleri ülkelerin dört bir yanını sarmış polis aygıtları, işsizlik ve fakirlikle boğuşan halklar tarafından devrilmişti. 2010 yılı sonunda Muhammed Buazizi Tunus’ta kendini ateşe vererek bir şeylerin kıvılcımını yakmıştı. Çok kısa süre içerisinde kendi ülkesinin lideri Bin Ali ve Mısır’daki muadili Hüsnü Mübarek ülkelerini terk ettiler. 2011 Ekim ayında ise Libya’yı 42 sene boyunca yöneten Kaddafi’nin kendi “halkı” tarafından hunharca katledildiğini gördük. (Ayrıca NATO operasyonunu da tabiî ki). Fas, Yemen, Ürdün ve Bahreyn’de kitlesel protestolar baş gösterdi, reform sözleri verildi. Suriye’deki karşılıklı katliamlar hala sürmekte ve 2011 Mart’tan beri 70.000 civarında insan hayatını kaybetti. Mübarek ve Bin Ali’nin gitmesinden oldukça hoşnut olan İran ise Suriye’nin arkasını kollamakta. “Cumhuriyet” rejimine sahip ülkelerde yönetim değişikliklerinin olup, Körfez krallıklarında ise (Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri vs) devrimin esamesinin okunmaması başka bir tartışma konusu. Nitekim Suudi Kralı’nın bölgedeki diğer liderlere “insan hakları ve özgürlük” hakkında nutuk çekip, Bahreyn’deki protestocuları bastırmak için birlikler göndermesi hala hafızalarda. (ABD 5. filosunun burada olduğunu düşünürsek doğal bir tutum!)Tüm bu hareketler ülkelerin içsel dinamiklerinden kaynaklanan değişimler midir, yoksa bir restorasyon süreci mi yaşanmaktadır tartışmaları devamlı gündemde kaldı. Benim amacım ise sürecin yapısını detaylandırmaktan ziyade gelinen noktayı aktarmak. Zira bu bölgeye yalnızca protestolar/istifalar/saldırılar olduğu zaman ilgi gösteriyoruz. Doğal olarak olayları bir bütün halinde kavrayabilmek yakın ve daimi bir takibi gerektiriyor.
Mübarek sonrası dönemde Mısır’da 15.000 kişinin askeri mahkemelerce cezalandırılması, onlarca göstericinin öldürülmesi, İslami/İslamcı partilerin hegemonya kurabilme çabaları kayda değer gelişmelerdi. Geçtiğimiz aralık ayında oylamaya sunulan tartışmaları yeni anayasa, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kendisine geniş yetkiler veren kararname, iç karışıklıklar, ilan edilen olağanüstü haller, Genelkurmay Başkanı’nın “siyasi krizlerin devleti çökertebileceğine” yönelik uyarıları gelinen noktayı açıklamak için yeterli.Ülkede yeni “Tahrir”ler meydana geldi ve halk Mursi’yi devrime ihanet etmekle suçluyor. Mete Çubukçu’nun şu tespiti önemliydi: ”Demokrasi zor zanaat. Sandıktan çıkabilir ama sandığı bir fetiş haline getirir, mutabakat yerine, çoğunluk adına başkalarının haklarını göz ardı ederseniz, insanlar yeniden sokaklara dökülür. Mısır'da olan budur”.
Tunus’ta ise en son Başbakan Hamadi Cibali istifa etti. Teknokratlar hükümetinin kurulması söz konusu. Öte yandan muhalefetin önemli isimlerinden Şükrü Belayid suikaste kurban gitti. Bunun ardından binlerce insan sokaklarda döküldü, kitlesel protestolar meydana geldi. En Nahda hareketinin lideri Raşid Gannuşi “iğrenç bir suikast” diyerek olayı kınadı. Ancak insanlar öfkeli ve Mısır’da olduğu gibi yöneticileri devrimi çalmakla suçluyorlar. Ekonomi eskiden olduğu gibi yine parlak değil. İşsizlik oranı %18 ve yoksulluk hakim. Pek şaşırtıcı bir durum değil sanki.
Bahreyn’de yaşananlar ise içler acısı. Nüfusunun %70’i Şii olup, Sünni hanedanlık tarafından yönetilen bir ülke. Yazının başında da belirttiğim gibi ABD 5.Filosu’na ev sahipliği yapıyor ve bu filonun görevi petrol ihracat rotalarının açık kalmasını sağlayıp, İran’ın yapabileceklerini sınırlamak. Bahreyn, komşuları Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'dan çok daha yoksul.
Halk arasında, ekonomik sorunlar ve kısıtlı barınma imkânları nedeniyle ciddi bir tepki oluştu. Vatandaşlıktan çıkarılan muhalifler, yasaklanan gösteriler ve daha nicesi. Velhasıl; Arap Baharı’nın “devrimci” rüzgarı burada hissedilmiyor.
Sonuç kısmına gelirsek bölgenin artıları ve eksileriyle bir dönüşüm sürecinden geçtiğini düşünmekteyim. Hakim olan statüko yeniden formatlanmakta ve dolayısıyla yoğun sancılar meydana gelmekte. Hamit Bozarslan’ın şu tespitinin önemli olduğunu düşünmekteyim: “Arap isyanlarının,1990’larda ve 2000’li yıllarda da dile getirilen ama 1991 Körfez Savaşı, Cezayir İç Savaşı,11 Eylül saldırısı ve 2000’lerin savaşlarının akim bıraktığı demokratik kopuş beklentisiyle yakından ilgili olduğu açık. Ama bu başkaldırıların Libya (kısmen Tunus) ve giderek Suriye gibi ülkelerde devlet-dışı aktörlerin yoğun bir şekilde silahlanmasına yol açtığını, mahalli merkezkaç grupların sisteme entegrasyonunu hem zorunlu hem de oldukça zor kıldığını da teslim etmek gerekmektedir. Arap Ortadoğusu’nun şu andaki en önemli sorunu,“siyasal sosyoloji”nin silahlar tarafından değil de düşünceler,siyasi dinamikler ve akımlar tarafından belirlenmesinin sağlanmasıdır. Belirsizliklerle eş anlamlı olan ihtilal ve restorasyon süreçleri,bunun mümkün olup olmayacağı konusunda herhangi bir öngörüde bulunmaya,en azından şimdilik imkan bırakmamaktadır.”
Vakt-i zamanında Batılı liderler tarafından saraylarda ağırlanan, daha sonra ise bir anda “zalim ve müstebit” ilan edilen liderler söz konusu. İnişli-çıkışlı, hayalkırıklığı yaşanması muhtemel bir süreçten geçiyoruz.

İhtiyatlı olmakta fayda var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 866
Kayıt tarihi
: 18.02.13
 
 

İstanbul Üniversitesi/Gazetecilik Bölümü ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster